Han Ayvaz Adıgüzel: Zaferi çalmak istemem!

-Toplum - 11 Ağustos 2026 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

” Zaferi çalmak istemem!”

Bu söz Büyük İskender’e aittir. Komutanları İskender’e “gece saldıralım” deyince, İskender bu sözü demiştir. Şah İsmail de buna benzer bir söz demiş. Komutanları, “Osmanlı ordusuna gece saldıralım” deyince; “Ben harami değilim” demiş.

Büyük insanlar, tarihin inişli çıkışlı bütün devrelerinde kendi cevherlerini korumuşlardır. Dinamik ahlak bir hamle ahlakıdır, hayatı anar ve yaşar. 

İslam’ın ilk düşüncesi tevhit üzerinedir. İkinci öğesi kendini tanıma üzerinedir. Üçüncü öğesi ise toplumsal haklar ve sorumluluklar üzerine kurulmuştur.

İslam, çağrı yaptığı insanları haklarını almalarında sorumlu tutar. (Nisa-75) Yine İslam, birisinin malı eğer alınmışsa, “malım değersizdir” diye pasif kalmasını reddetmiştir.

Ülkelerin milliyetçi ve devrimcileri, özgün düşünce ilkelerini bir an önce elde etmeliler. Eğer bu yoksa kuru parti çekişmeleri onları helak edecektir. Özgün düşünceler bir milleti yürür hale getirir.

Bir ülke aydınlarını verdikleri cevaplarla değerlendirmek kötü bir adettir. Aslında onları sordukları sorularla değerlendirmek gerek.

Hiç kimsenin verdiği cevap tek başına bir çözüm değildir. Öyle ki, o, bir yıkımın parçası da olabilir fakat sorduğun her bir soru beyaz bir sayfadır.

Dikkat edilirse; gerçek aydınların soruları pek gündemde değildir. Her tarafta bir cevap, yani cevaplar tufanı!

Soru ne idi ki sen bu cevapları veriyorsun? Sonra neden belirlenmiş kişiler cevaplar verip duruyorlar? Öyle ki; cevaplar şarlatanlığa bile dönüşüyor.

Acaba asılan insanlar hangi cevapları verdiler ki siz onları astınız? Sorular kayıp! Ülkelerin ocağını verilen cevaplar söndürür. Sorulardan o kadar korkuyorlar ki, onu çalmadan yapamazlar. Sorular ve cevaplar meselesi bir felsefe olacak güçtedir.

Güç bir kişide toplanınca, ondan başka güçler alınmış olur. Mesela adalet!

Elinde tek gücü toplayan kişi, kendini ateşin kucağına atmıştır, onun seçimi yoktur, onun özgürlüğü de yoktur.

Tek otorite olan kişiler halkına şunu demek istiyor: “Sizlerden tek bir isteğim var. Bana sözlerimin doğru mu yanlış mı olduğunu sormayın, işin burasında yalnızca gözünüzü yumun, gerisi çorap söküğü gibi gelir!”

Sonra da şöyle der: “Bütün işlerinizi benim sözlerime göre ölçüp değerlendirin!”

Ünlü filozof Eflatun adını omuzlarının genişliğine borçluymuş. Ortada bir güç var! Güç eğer bir kişide toplanmışsa, elbet ki o da bu gücü bir şeye borçludur. Mesela millete, mesela meclise mesela aşirete!…

Güç sahibi gücün etkisini kullanır, bu onun hakkıdır. Peki, gücü ona veren acaba aklının gücünü mü kullandı?

Toplumsal yapı eksikliği kısırlık getirir. Aslında bu kısırlık, fonksiyonların zayıflığından veya tekniğinden değil, din ile dolduruluşundandır.

Mevkiler insanlara iyi anlatılmalı. Mesela: Sivil toplum kuruluşları (STK)lar birer mevkidir. Bu durumu halk anlar veya anlamaz, kabul eder veya etmez, bu ayrı bir meseledir ama sen bunun içeriğini din ile doldurursan veya o renge bürürsen, işte o zaman kısırlık başlar.

 

BENZER HABERLER