Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Eğer hanım göğe bakıyorsa öfkesinden kork, eğer yere bakıyorsa hışmından çekin. Yav, tamam da; benim halim ne olacak? Hanım ne göğe bakıyor ne yere ne de bana bakıyor. Terekeme demeli: “Ne olajak benim halım!”
Rus yazarları neden büyüktür diye sormuşlar, diyorlar ki: Onlar bütün yazılarına merhameti koymuşlar. Mükemmel bir tespit. O halde şöyle diyeyim: Sözlerimizde mana olsun yazılarımızda ruh! Ruhsuz fikir hiçbir toprakta yaşayamaz.
Peki, benim ülkemde cemaatler neden yaşıyor? Sizleri temin ediyorum; günü gelince kendiliğinden kuruyup gidecekler.
Eskiden ilerlemeye “terakki” derlerdi. Sadece branşla ilgilenmek ruhu karatır, futbol düşkünlüğü de ruhun gücünü öldürür. “Ruhta ebedilik şuuru” diye bir deyim var. Acaba böyle bir şey olur mu? Olur! O halde ruhuna ebedi hamleler yükle, bir eser yarat.
Kimsenin üslubu bir başkasına benzemez, bir bakıma parmak izi gibidir bu işler. Üslup tarz demektir, sözlerde ve yazılarda tarz! Mesela Tolstoy bir üslup meraklısıdır. Diyorlar ki; “Harp ve Sulh”u baştan sona yedi kez değiştirmiştir.
Üslup kişinin kendisidir. “Kişi, dilinin altında saklıdır!” Bu sözü Ali demiştir. Ali’nin meşhur “Nehcul Belaga”sını okursanız, orada bir görseniz meğer üslup ne imiş… Dersiniz ki: Bu Ali var ya; söz peygamberidir söz.
Kalıcı olan sözler evrene aittir. Evrensel denilen şeydir bu. Zihin kalıcı olanı yüceltir, geçici olanı imha eder. Sanat geliştirilen şeylerdir. Geliştirilen her şey sana potansiyel olarak geri dönecektir. Sembolik eylemler insanı güçlü yapar. Mesela: Kolunu havaya kaldırıp; “kahrolsun Amerika” demen bir semboldür ve o senin güç toplamandır.
Yani evrenin ruhuna diyorsun ki: “Beni duy!” Bak, ben şu anda bir bayrağım!
İnsanın acıdan kaçtığı doğru değildir. Acı ruh eğitimidir. Acının uğramadığı hane yoktur ama o kalıcı değildir. Bütün sanatların içinde bir orijin var. İnanç o orijini yakalama meselesidir.
Mesela, Hafız’ın “Divanı,” Sadi’nin “Bostan-Gülistan”ı, Şehriyar’ın “Heydar Baba”sı, Picasso’nun resimleri. Bunlar inançla yoğrulan orijinlerdir.
Sanatçılarda derinleştirilmiş tekelci bir inanç var. Onların inancı baskıya uğrarsa şuur bunalımı geçirirler.
Yöneliş ve arayış, sanatçıları ve dindarları şaşırtan işte şu iki kelimedir. Yöneliş statükodur, arayış tazelenme. Statükoda bilinçten çok alışkanlık vardır. Tazelenme genç kalıştır.
Sanatla din arasında bir bağın olduğu kimseye sır değildir. Şöyle bir garabet var.
Kişinin hiçbir arayışı yok ama Tanrı’ya yönelişi dillere destan. Peki, senin o yöneldiğin tanrı hakkında ne kadar bir araştırman var covid adam?
Kişinin tedebbür hali (Derin düşünme) onu Tanrı’ya arif olmaya götürür. Kişi, irfanı anlayıştan kesilirse, keskin ve tehlikeli bir ideolojiye düçar olur.
Kendine yabancılaşan toplumlar radikalleşiyor. Kendine yabancılaşma, nefsini bilmeme meselesidir, bu da, Rububiyetle ilgilidir.