Prof. Dr. Barış Doster: Liberaller, Turgut Özal hayranları ve müşteriler!

-Siyasî Analiz - 27 Ağustos 2026 21:05

Prof. Dr. Barış Doster

dosterb@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Siyaset; öncelikle kimin, nasıl yöneteceğiyle, kimlerin nasıl yönetileceğiyle, kaynakların öncelikle hangi sınıflar, hangi toplumsal kesimler lehine kullanılacağıyla, verginin kimden, nasıl, ne oranda toplanıp, toplanan vergilerin öncelikle kimler için kullanılacağıyla, milli hasıladan kimlerin, ne kadar pay alacağıyla ilgilenir. Liberaller, neo liberaller için ise kimlerin öncelikle ne kadar tüketeceği önemlidir. Yurttaşı değil müşteriyi sevmelerinin sebebi budur. Tüketemeyenler, yoksullar, işsizler, ezilenler ise toplumun sırtında yük oluştururlar. Bunların toplumun sırtından atılması gerekir. Bu nedenle neo liberalizm barbarlığın, gericiliğin zirvesidir.

20. yüzyılın başından itibaren, Batıda, liberal demokrasi denince, yeterli olmasa bile, sınıfsal eşitsizlikleri gidermede çare olmasa bile, insanlık tarihinde belli bir aşamaya karşılık gelen değerler, ilkeler, kavramlar akla gelir. İnsan hakları, özgür, adil seçimler, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, düşünce, ifade, basın hürriyeti, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti, mülkiyet hakkı, ilk akla gelenlerdir. İktidar karşısında denge – denetim mekanizmalarının bulunması, anayasal kurumlar yanında basının 4. Kuvvet olarak bu konuda etkili, işlevsel olması, yasalar karşısında yurttaşların eşitliği, yine bu kapsamda ilk akla gelenler arasındadır. İnsanların, insan olmaktan kaynaklanan doğal, temel, geri alınamaz, devredilemez, vazgeçilemez hakları vardır. İktidarların da buna saygı duyduğuna, güvenceye aldığına, kabul ettiğine inanılır.

Hak, hukuk, adalet, eşitlik gibi konularda sağlıklı, toplum yararına, kamu yararına, halk yararına çıkarımlar yapabilmek için mutlaka sınıfsal koşulları gözetmek, mutlaka dönemin şartlarına bakmak, mutlaka HANGİ sorusunu sormak gerekir.

Örneğin, bir ülkede çok partili seçimler yapılıyorsa, o ülke genellikle demokratik bir ülke olarak kabul edilir. Ama eğer çok partili seçimlerin yapıldığı o ülkede, kadınların seçme ve seçilme hakları yoksa, (Fransa’da, İsviçre’de, Japonya’da yıllarca bu durum yaşanmıştır), yani toplumun yarısı sandığa gidemiyor, sandıktan çıkamıyorsa, acaba o ülkeye, sırf serbest seçimler yapılıyor, çok partili hayat yaşanıyor diye demokrasi denebilir mi?

Örneğin, ABD bir demokrasidir. ABD anayasası da bu konudaki temel metinlerden biri sayılır. Ama ABD’de esmer tenli yurttaşların oy verme hakkı, bu hakkı 1870 yılında aldıkları halde, kâğıt üzerinde kalmıştır. Fiilen hayata geçmemiştir. Engellenmiştir türlü çeşitli yollarla. 1965 oy hakkı yasasına gelene dek, seçme ve seçilme haklarını fiilen kullanamamışlardır. Sadece sandıkta değil, toplu taşımada da, parkta da, sosyal hayatta da, okullarda da, sırf tenleri siyah diye ayrım görmüşler, ikinci sınıf insan olarak görülmüşlerdir.

Özetle, ekonomik olarak eşitsizliği normal gören liberallerin, yurttaş ve sınıf siyaseti yerine kimlik siyasetini koyan neo liberallerin gözünde, bilinçli yurttaş değil, örgütlü emekçi değil, tüketim budalası müşteri makbuldür.

Solda ve sağda hayranı çok olan Turgut Özal’ın “Ben zenginleri severim” sözünü, o nedenle hiç unutmamak gerekir.

 

BENZER HABERLER