Türkiye’de gazetecilik: Mayın tarlasında hakikat aramak

-Basın - 3 Mayıs 2026 14:28
Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Silivri’den seslenen Alican Uludağ, Türkiye’de baskı, sansür ve ceza tehdidi altında olan gazeteciliği “mayın tarlasında hakikat aramak” sözleriyle tarif etti.

Yetmiş üç gündür tutukluyum. 26 Şubat’tan bu yana Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutuluyorum. Hücremin kapısı, Merdan abinin (Merdan Yanardağ) avlusuna bakıyor. Burada her gün bir gazetecinin tutsaklığına tanıklık ediyorsunuz. Avluda volta atarken düşüncelerinin yüzüne nasıl vurduğunu görebiliyorsunuz. Merdan Yanardağ’ın durumu, bu ülkede basın özgürlüğünün nasıl boğulduğunun kanıtıdır. Onu cezaevine attılar yetmedi; bin bir emekle kurduğu Tele 1’e de el koyup satmaya kalkıyorlar.

Bir gazeteci neden tutuklanır? Suç işlediği için mi? Hayır; korkulduğu için. Gazeteciler, “tehlikeli” görüldükleri için yargı sopasıyla içeri atılır. Çünkü iktidar, hesap sorulmayan bir düzen kurmak ister. Dikensiz bir gül bahçesi… İşte Merdan Yanardağ’ın, benim ve son olarak İsmail Arı’nın tutuklanması da araştıran, sorgulayan, eleştiren gazeteciliği cezalandırma girişimidir.

Türkiye’de gazetecilik, bu iktidar döneminde biata zorlanarak bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüştürüldü. Gazeteciliğin özü olan soru sorma, araştırma ve eleştirme baskı ortamında rafa kaldırıldı. Öyle bir noktaya gelindi ki iktidar artık ne yazılacağını da belirliyor. Bunun adı: Bilgi notu gazeteciliği. İktidar güdümüne giren basın kuruluşları, ellerine verilen bilgi notlarını yayımlamayı gazetecilik sayıyor. Böylece halkın neyi bilip neyi bilmeyeceğine doğrudan siyasi iktidar karar veriyor.

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın ilk duruşması 21 Mayıs’ta Ankara’da yapılacakFotoğraf: Friedrich-Naumann-Stiftung für die Freiheit/AP Photo/picture alliance

Ne var ki Türkiye’de bu bilgi notu düzenine teslim olmayan gazeteciler hâlâ var. Ama iktidar bunun da yolunu buldu: Sansür yasası.

2022’de Türk Ceza Kanunu’na eklenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu, gazetecilerin iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmasını engellemenin yeni aracına dönüştü. İktidarın amacı yalnızca “doğru bilgi” üzerinde tekel kurmak da değil. Asıl hedef, gazetecilerin ve yurttaşların kanaatlerini denetim altına almak. Yani iktidarı eleştirmek isteyenlerin ortaya koyduğu teze karşı sansür yasası bir antitez olarak çıkarılıyor; bu diyalektiğin sentezi ise cezaevi oluyor: Eleştiri (Tez) + Sansür Yasası (Antitez) = Cezaevi (Sentez)

Uygulamada sansür yasasının haberlerden çok eleştirel kanaatleri hedef alması bunun en açık göstergesi. Basın özgürlüğünü engellemenin bir başka yolu da gazeteciyi haberin kaynağından uzak tutmak. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bakanlar ve bürokratlar, yıllardır gerçek anlamda basın toplantısı düzenlemiyor. Düzenlense bile gazetecilerin soru sorması yasak. Böylece gazeteciler ne iktidarı halk adına denetleyebiliyor ne de gerçeğe tam anlamıyla ulaşabiliyor. Akreditasyonlar ve idari cezalar da eklendiğinde, iktidarın fiilen denetlenmesi ile halkın haber alma hakkı büyük ölçüde işlevsizleşiyor. Peki bu iki kavram neden önemli? Çünkü bunlar bir demokrasinin var olup olmadığını gösteren temel ölçütlerdir. Basın özgürlüğünün amacı; halk adına iktidarı denetlemek, yurttaşların gerçeklerden haberdar olmasını sağlamak ve demokratik tercihlerini sağlıklı bilgiyle oluşturabilmelerine imkân tanımaktır. Siyasi iktidar bunun bilincinde olduğu için medyada çeşitli yöntemlerle bir tekelleşme yarattı. Bu medya tekelleşmesi, halka karşı yürütülen psikolojik savaşın araçlarından birine dönüştü. Bugün Türkiye’de gazetecilik, mayın tarlasında hakikat aramaya benziyor.

Ama umutsuzluğa yer yok. Korku iklimine karşı yapılacak tek şey, cesareti büyütmek ve gazetecilikte ısrar etmektir. Dışarıda sayısız gazeteci, halkın haber alma hakkı için ağır baskılara rağmen direniyor. Uğur Mumcu’nun dediği gibi: “İktidarlara ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alandır gazeteci.” Uğur Mumcu ve bu uğurda öldürülen diğer gazeteciler, hâlâ her gazeteci için yol göstericidir.

 

Kaynak: DW Türkçe

BENZER HABERLER