Ben hırsız mıyım?!

21.09.2017 00:01

886 Kişi Okumuş

0 Yorum

Ben hırsız mıyım?!

Osman Bedel
osmanbedel954@gmail.com

İnsanlar neden kendilerine ait olmayan şeyleri alır kendilerinin yaparlar.

Hırsızlığı analiz yapacak değilim, herkes kendi sebeplerinden dolayı, bazıları maddi durumları müsait olmadığından, bazıları da alışkanlık yaptıklarından hırsızlık ederler.

Geçen gün ben de farkında olmadan hırsızlık yaptım.

İstanbul’u tanımam, aslında Türkiye’yi bilmem yıllarca vatanımdan ayrı kalmanın verdikleri olsa, dikkat etmeden 3-5 köşe döndüm mü geriye dönme mücadeleleri yaşarım.

Kayıp olmalarım beni gitmek, görmek istediklerimden vazgeçtiremez.

İstanbul Taksim’deyim. Daracık ve çok basamakları olan merdivenli bir sokaktayım. Adını ileride okumuştum ama unuttum, eski bir sokak burası.

Nasıl geldim buraya bilmiyorum.

İstiklal caddesinde yürüyorum, aşırı kalabalık… İstanbul’a geldiğimden beridir kalabalık korkutur beni, içime kaçarım, saklanırım. Buna sebep insan sesleri mi yoksa hijyen mahrumlarının etrafa saçtıkları alışmışlığımın dışında ki kokularım mıdır?

Bir ara sanki ayak parmaklarımın üstünde yürüyordum gibi geldi bana.

Sokağın başında durdum, çok yakın bir camiden yükselen ezan sesi bir hüzün dalgası gibi yerleşiyordu kulaklarıma. Sesli düşündüm bir an “Allah” dedim. Çok güzel yüzlü bir bayan başıyla döndü sesime, masmavi gözlerinde tuhaf bir hal vardı.

Baktım, baktım “Allah’ım sen neler yaratıyorsun” dedim.

Eğildi yerden bir taş aldı, “taşlar zikreder” dedi, kulağına dayadı “duyuyor musun?” Cevabımı beklemeden yürüdü gitti.

Merdivenlerin sonunda ufak bir sahaf vardı. Gülümseyerek girdim içeriye. “Taşlar zikreder duydunuz mu” dedim. Eliyle işaret etti, çok genç sanki orada olmaması gereken zayıf ve yaşına hiç yakışmayan bir ton makyajlı kız,  eski kitapların birer yığın halinde üst üste konduğu bir dolap eskisi tezgâhı. “Taşlarla ilgili çok kitap var orada, içlerinde yabancı dil olanlar bile var.”

İngilizce de var mı?

“En alta bak, mavi kaplı kitaba” dedi. O kadar güzel ve düzgün Türkçesi vardı ki, sanki bir kitaptan okuyarak konuşuyordu.

Yavaşça işaret ettiği yere doğru yürüdüm.

Eskimiş kitap kokusu ağır bir yük gibidir. Toz ve o ağır koku, yakarak genzimi iliklerime kadar işliyordu.

Eski ve zaman.

Zaman durmuştu işte bu kitaplarda. Durmuşsa zaman, neden eski oluyordu? Eski kılan onları neydi? Yıpranmış ciltleri mi? Sararmış sayfaları mı? Yoksa sahiplerinin, artık birer anı olarak bile hatırlanmayışları mı?

Anımsanmayan gölgelerin sahiplik ettiği bu kitaplar. Raflarda Yüz yıllık bir kokuyla çevrili kimi sarı sayfalar. Yorgun, yaşlı ve ölümü bekleyen insanlar gibi sabırla emerler zamanı.

İlkokul dönemlerinde kitaplarımı kapladığım türden bir kaba benzeyen mavi kabıyla, en alttan zorla çıkardım. Kış günleri çıplak ayaklarımla bastığım nenemin ayaz taşlığı gibiydi ellerimde. Ayazıyla yaktı, öylesine güçsüzleşti ki ellerim tutamadım. Önce tezgâha, oradan birkaç kitapla beraber yere düştü. Sahafta ruhlar belli belirsiz yer değiştirdiler, kimi saçlarıma, kimi gözlerime, kimi kulaklarıma doluştu. Haykırıyorlardı hep bir ağızdan “kaldır yerden al onu.” Dizlerimin üstündeydim, Gülümsedim. “Amacım onları incitmek değil, üstüme gelmeyin.” Diye söylendim.

Gül kokuyordu sahaf, içeri girdiğimde bu kokuyu hissedemediğimi anımsadım.

Aceleyle aldım zamanın şahitlerini yerden, mavi kaplı kitap sayfaların arasından elime bir fotoğraf tutuşturdu ve sustu.

Bu bir kadın fotoğrafı, siyah beyazdı. Dalgalı saçları sarı olmalıydı. Omuzlarına dökülen gül yaprakları gibiydi ve güneş gözlükleri ustaca şekillendirilerek başına bir gül gibi yerleştirilmişti. Dudaklarına çapkınca bir gülümseme konuk olmuştu. Gözleri gözlerime değdi.

İçim sızladı… Aşinası olduğum ne varsa bu gözlerde saklıydı.

Yıllar evveli facebookta tanıştığım yüreğine hayran, kendimi kayıp ettiğim gözler miydi bunlar?.. Olabilir miydi?..

“Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı, felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı” diyerek ağlamıştım bu gözlere…

Umudu, aşkı, ölümü içime çeke çeke yaşadım.

Bu gözler, gözler, bu gözler…

Aynı tezgâha koydum kitabı. Bir uğurlama beklemeden çıktım, merdivene bakan kapıdan.

Arkama bakmadan yürüdüm yürüdüm sessiz sedasız. Çok sonra fark ettim, elimdeydi fotoğraf ve ben ağlıyordum.

Pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkardım. Özenle yerleştirdim sevdiklerimin fotoğraflarının yanına çapkın gülüşü ve aşina gözleri.

Cüzdanım gül kokuyordu…

İlgili Terimler :

YORUMLAR