Dr. Alper Akçam: Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi!
Dr. Alper Akçam
alperakcam@gmail.com
24 Ocak, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gazetecilik sembolü olmuş baba dostu Uğur Mumcu ile dürüst insan, adaletli polis müdürü Gaffar Okan’ın emperyalist ajanlar ve işbirlikçisi acımasız caniler tarafından bombalandığı, kurşunlandığı, elimizden alındığı günün yıldönümüdür.
Her ikisinin de yurtseverliklerinden, insan severliklerinden kimsenin kuşkusu olamaz ama acımasızca öldürüldüler. Onları öldüren tetikçilerin yetişmesinde, cinayet yerine ulaşmasında bu ülkeye ihanet eden çıkar sahiplerinin de parmağı vardı.
24 Ocak, aynı zamanda Süleyman Demirel tarafından ekonomi politikalarının başına getirilen Turgut Özal’ın kamuya ait varlıkların satışa çıkarılmaya başlandığı, piyasada kamunun payını azaltılarak ülkenin emperyalizme ve işbirlikçisi ekonomik güçlere teslim edildiği, özelleştirmelerin, dışa bağımlı bir ekonominin, sömürünün çoğaldığı ünlü kararların yaşama geçirilmeye başlandığı bir tarihtir (1980). 12 Eylül 1980 faşist darbesi, bir yanıyla da o kararların serbestçe yaşama geçirilebilmesi, direnişin yok edilmesi için yapılmıştır denebilir. ABD CİA İstasyon Şefi Paul Henze’nin “Our Boys” dediği darbeciler Atatürk kılıfını da kullanmaya çalıştılar. Emperyalist politikalar, yeri gelir kendi yardakçısı olan kafaları ülke yönetiminde etkin duruma getirir, yeri gelir kendi denetimine alamadığı, onurlu, özgürlükçü politikalar izleyen aydınları ortadan kaldırmak için beyinsiz tetikçiler kullanır.
Uğur Mumcu ile Gaffar Okkan’ın öldürüldükleri 1993 ile 2001 tarihleri arasında sekiz yıl olmasına karşın failler ve fiil bakımından çok fark olduğu söylenemez. Uğur Mumcu cinayetinin arkasında yer almış, sonraki dönemlerin dürüst İçişleri Bakanı Saadettin Tantan tarafından ortaya çıkarılmış İran kaynaklı dinci terörü İran’da iktidara getiren de ABD emperyalizmidir. Yine ABD emperyalizmi eliyle iktidar değişikliği yapılmış Irak’ta geçtiğimiz yıl 9 yaşındaki kız çocuklarının evlenebilmesi için yasa çıkarılmış, cocuk tecavüzü yasal duruma getirilmişti. İslam coğrafyasının erkek egemen derebeyi mantığının asıl kışkırtıcısı, onları yeri geldiğinde elde silah birbirine karşı savaşa süren emperyalizmin Şarkiyatçı politikalarıdır.
İran’da İngiliz emperyalizminin işlettiği petrolleri millileştirmek isteyen Musaddık karşıtı darbenin arkasında CİA ve ABD emperyalizminin olduğu 2000 yılında ABD eski dışişleri bakanlarından Madeline Albright da tarafından kabul edilmişti; ABD başkanı Barack Obama Haziran 2009’da Mısır’da yaptığı konuşmada bu ilgiyi resmen doğrulamıştır. Sonraki yıllarda İran’da iktidar olacak ve bugün kendi toplumuna ve kadınlarına kan kusturan mollaları besleyip yetiştiren de ABD emperyalizmidir. ABD’nin İslam dini ve dinin günlük yaşamda egemenliği üzerine yaptığı çalışmalar, İslam dünyası aydınları tarafından da açıkça gözlenebilmektedir. İran İslam Devrimi yönetiminin öldürme tehditleri altında yaşayan İranlı yazar Amir Taheri’nin söyledikleri çok anlamlıdır: “İlginç olan şey, bazı Batılı aydınların biz Müslümanlar’ın zamanda geriye gitmemiz, köklerimize inmemiz ve gelenekleri elden bırakmamamız gerektiğini düşünmeleri ve bizim genç insanlarımızın da bu ithal ‘kaynağa dönüş’ fikrinden oldukça etkilenmeleridir. Niçin Batı kendi kaynaklarına, bu kaynaklar her neyseler, dönmüyor?” (Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında, s 437) Bizim “liberal” geçinen zevzekler de aynı “Ortaçağ’a dönüş” kafasında değil miydi?
Laik ve antiemperyalist bir politika izleyen Pakistan lideri Zülfikar Ali Butto’nun idamına yol açan darbenin arkasında da ABD emperyalizmi vardır.
24 Ocak’ta öldürülen Uğur Mumcu, “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” demişti… Unutmayacağız, unutturmayacağız. Gaffar Özkan’ı aramızdan ayıran Hizbullah terörünün politik temsilcileri bugün politika sahnesinde itibar görüyor, ülkeyi yönetenler tarafından da korunup kollanıyorlar, politika ortaklığı yapıyorlar. Bu tarihi gerçeği de unutmayacağız.
24 Ocak’ ta başlayan, halktan, siyasi özgürlüklerden yana olan 1961 Anayasası’nın mimarı, 31 Ocak’ta yine emperyalizmin üzerimize saldığı dinci terör tarafından katledilen Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle (1990) tamamlanan hafta, ülkemizde demokrasi yanlısı güçler tarafından “Barış ve Demokrasi Haftası” olarak anılıyor, çeşitli etkinlikler yapılıyor.
Aslında bu haftayı, “Emperyalizme ve İşbirlikçilerine Karşı Uyanış” haftası olarak anmak çok daha yerinde olacaktır…
Bugün, ülkemizin bütün millet mallarını, toprağına, dağına, yaylasına kadar satışa çıkarmış, halkı “uzaya gidiyoruz” yalanıyla uyutmaya çalışan politikalar da ne kadar “yerli ve milli” geçinmeye çalışırsa çalışsın, o emperyalist politikaları sürdürüyor. Ülkemizdeki milyonlarca sığınmacının arkasında da aynı ikiyüzlü politika var… Bir yandan Gazze için mitingler yapılırken bir yandan orada on binlerce Müslüman’ı öldüren İsrail’e gemileriyle yük taşıyıp para kazanmadılar mı?
Emperyalizme karşı uyanışımız kutlu olsun sevgili dostlar.
Gününüz de aydın olsun…
*
24 Ocak 2026
BENZER HABERLER
-
Erkan Saltan: O kadar düşünüyorum!
-
ABD-İran müzakerelerini bekleyen yatırımcılar nedeniyle küresel piyasalarda tedirginlik sürüyor
-
Macron, Paris’te Lübnan Başbakanı Selam’ı ağırlıyor
-
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: İmamoğlu 12 metrekare hücresinde de seçimi kazanır
-
Trump: İran’ın Pakistan’a heyet göndermekten başka seçeneği yok
-
Lavrov: Rusya, Körfez ülkeleri ve İran arasındaki ilişkilerin düzelmesine katkı sunmaya hazır
