İslâm’ın DNA’sı…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Acaba günümüzde İslam’ı ne belirliyor? Hristiyanlık ’da öyle, Yahudilik ’de öyle. O halde ortada bir din yok, ona yüklenen anlam var. İnsanları deist veya ateist yapan işte bu anlam yüklemeleridir.
Müslüman olman için kimi referans alıyorsun? İşte senin dinin aldığın bu referanstır. Aslında sen Müslüman değilsin ama öyle niteleniyorsun. Mesela İşid: Sen bunu referans aldığın zaman orada İslam diye Arap’ın kaba bir karakterini almışsın ama sen kendini Müslüman diye niteliyorsun.
Avrupalılar Avusturya’ya 18.yy’da geldiklerinde orada “Oborjin” denilen yerlileri buldular. Bunların ne Davut’tan Ne İsa’dan ne Muhammet’ten(sav) haberleri yoktu ama ulaşılmaz bir ahlaka sahiptiler. Hatta dünya görüşleri ahlaktı, hem de teşekküllü bir dünya görüşü.
Peki, ne oldu? İlahi din mensupları olan Hristiyanlar bunların malına mülküne vahşice el koydular.
İnsan türü ortaya çıkmadan bir milyon yıl önce ahlakın derin bir evrensel kökeni olduğunu bilim adamları söylüyor. Yine bu bilim adamları diyorlar ki: Bütün hayvanların kendi türü içinde ahlak kodları vardır. Örnek: Yavru kurtlar birbirleriyle oyun oynarlarken “adil oyun” esasına göre oynarlar. Eğer oyunda kim kimin canını acıtırsa, ona diskalifiye esası uygulanır. Artık o bir daha oyun yüzü göremez. Bütün hayvanlar, kendi grup içinde mülkiyet hakkını gözetirler.
Ortaya koymak istediğimiz şudur: Kutsal kitaplarda yazılı ahlakı öğütlerden milyon yıllar önce ahlaki kaideler vardı.
Allah Resulü Hz. Muhammet zaten geliş sebebini tek cümleyle özetlemişti: “Ben üstün ahlakı tamamlamak için gönderildim!” O halde dinden önce ahlak bilgin olsun.
Ahlak ilmi zor ilimlerdendir. Acaba ahlak sabite midir değişken midir? Bu mesele hala tartışma konusudur.
Her şey değişiyor, nesillerin yeni cevaplara ihtiyacı var. Acaba ne tür cevaplar istiyorlar, endişeli insanlara ne anlatmak lazım.
Hint destanı Gita’da şöyle bir kıssa anlatılıyor. Kahraman Arjun savaşın içinde kafasındaki endişelerle cebelleşip durmuş; karşı orduda akrabalarım ve arkadaşlarım var onları öldürmek olur mu diye. Kendini sorgulamış durmuş.
Sonunda Tanrı ona demiş ki; “sen görevini yap, böylece iç huzura kavuşursun. Böylece kahraman Arjun görevini yapmış, akrabalarını ve arkadaşlarını öldürmüş ve Hind dünyasının kahramanı olmuş.
Şimdi suru şu: Acaba herkesin bir görevi mi var yoksa herkese bir görev mi veriliyor?
Peki, bizlerin doğal görevi nedir. Tanrı’ya verilmiş bir sözümüz mü var. Eski tabirle bizim ahdi peymanımız nedir?
Bu soruyu şu şekilde soralım: Bir aydının doğal görevi nedir? Eğer bunu bilmiyorsak bizim kimliğimiz yoktur. Biz habersiz ve belirsiz insanlarız.
Bu soruya vereceğimiz cevap bizi yanlışlara düşürebilir. Zor bir soru ve zor bir cevap! Verilecek cevap ufuklarımızı açmalı.
Şöyle bir anlatı var: Dünya filin üzerinde duruyor. Demişler ki fil nerede duruyor? O da büyük bir kaplumbağanın üstünde! Ya o? Demişler ki, boşuna sorup durmayın, ondan sonra hep kaplumbağa!
Demek istediğim; verilecek cevaplar kaplumbağaya dönüşmesin. Kişinin sorumluluğu kendi büyüklüğünü aşabilir. Kendinde delikanlılık hakkını görmeyenler, mert ahlakına ne diye bürünür?
Çinli filozof Konfüçyüs, insan tabiatını geniş ölçekli anlamış. Demiş ki: Hakikat ağır yüktür. Eğer istikrar istiyorsanız, törenleri ayinlerle yapın. Bir şeyin etkili olması acıya bağlıdır. Acı dünyada en gerçek şeydir, kim buna kayıtsız kalabilir.
-
İran Dışişleri: Güney sahillerine saldırı mutabakatın ihlali
-
Evrensel muhabiri Doğa Baskan tahliye edildi
-
ABD, bir yük gemisine saldırının ardından İran’ı vurdu
-
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti
-
Rutte’nin İran saldırılarına üs desteği sözleri Tahran’ı kızdırdı, Roma iddiaları yalanladı
-
Reuters: Trump KAAN için 700 milyon dolarlık motor satışını Kongre’ye bildirdi
