Cahit Kılıç: Makûs Talih (II)

-Genel - 11 Haziran 2025 00:05 A A

Cahit Kılıç

Cahitkilic54@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

İki eski yazımdan ihtisarla iki kesit sunacağım… Değişen bir şey yok, ikisi de günceldir…

27 Ağustos 2021

Bizim nesil, sadece kendi hayatımızdaki meşakkatleri sırtlanmanın ötesinde; ülkenin ve dünyanın dertlerini de yüklendik. Kırklı, ellili, altmışlı yıllarda doğanlar, ülke ve millet adına kendi hayatlarını feda ettiler.

Kimimiz kara toprakta kardeş kurşunuyla, kimimiz de karanlık zindanlarda çürüdük. Arta kalan kimilerimiz de, gelecek nesillere güzel bir ülke bırakmak için çırpındı.
***
Ömrümüzün son demlerinde bu çırpınış hâlâ da devam ediyor. Devranın gerdişi bizi dişlilerinde öğütmeye çalışsa da, son nefesimize kadar hakkı ve adaleti savunacağız ve savunuyoruz da…
***
Ama dünya

Çelik pençelerle avucunun içinde tutulmak istenen ve hükmedilen bir zindan olmak yolunda hâlâ da kalmaya devam ediyor.

Çünkü ebna-ı beşer, dün ne idiyse bugün de o…

Özellikle “Şark”ın makûs talihi henüz yenilmiş değil…

Ve ne hazindir ki…

Emperyal güçlerin postalları altında inleyen topraklardan ancak Taliban fışkırıyor…
***
Taliban ki…

Bizzat emperyal güçler tarafından üretilerek tedavüle sürüldüler…

Gün geldi, varoluş sebebi olan o menfaatperest emperyal güçlere biat etmekten vazgeçtiler…

Onca teslim olmuşluktan sonra:

Özgür bir toplum ve özgür bir birey olmak yerine sapkınlığı ikame ettiler…

Yıllarca terör ürettiler…

Suikast bombaları patlatarak masum insanları öldürdüler…

Kadınları recm ettiler, kurşuna dizdiler…

Hak, hukuk, adalet demediler.

İslâm adına İslâm’ı kirlettiler…

Cehaletin pençesinde esir oldular. Beyinlerinde saplantı hâlinde kendi ürettikleri sapık bir dinin sapıkça uygulayıcısı oldular…

Yaşatmak için değil, öldürmek için kurguladılar kendilerini ve onlara biat eden cahil mensuplarını…
***
Ve işe bakınız ki…

Tam devlet yöneteceğiz dedikleri bir zamanda…

Emperyalistlerin bir zamanlar kendi çıkarları için yarattığı canavarlar, şimdi kendi yarattıkları canavarlar tarafından bombalı saldırılara maruz kaldılar…

Bunca yıldır “Siz yeteri kadar Müslüman değilsiniz, kâfirsiniz” diyerek günahsız insanları öldürenler, şimdilerde kendilerini kâfirlikle suçlayanlar tarafından havaya uçuruluyorlar…

İlâhî adalet böyle mi tecelli ediyor yoksa?
***
Evet, ey azizan…

Ve yine dünyanın doğusu, evet, özellikle doğusu; bir türlü doymak bilmeyen harislerin, hükmetme histerisine tutulmuş ve amir-i mutlaklığı bile azımsayan, kadir-i mutlaklığa (hâşâ) göz diken, kifayetli-kifayetsiz muhterislerin pençesinde kıvranıyor…
***
Bugünlerde…

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan ülkeler, bağımsızlıklarının otuzuncu yılını kutluyorlar veya önümüzdeki aylarda kutlayacaklar…

Ne acıdır ki…

Bağımsızlığına kavuşan Baltık Devletleri (Estonya, Letonya ve Litvanya), demokrasiye geçerek birer özgür ülke vasfını kazanmış oldukları hâlde; bağımsız ama özgür olamayan ve bir türlü demokrasiye geçemeyen ülkeler de Türkî Cumhuriyetler oldu…

Her birinin başına bir despot yerleşti…
***
Azerbaycan halkının medarı iftiharı, şâir Bahtiyar Vahapzade’nin:

“Korkuram dünyaya bir zaman gele;
İnsanlar yaşaya, insanlık öle!”

Dediği noktadayız…

“Onlar ki lâf ile verir dünyaya nizamat!”

 

19 Ekim 2016 / Haberx

İçeride ve/veya dışarıda…

Ayarımız, miyarımız, diyarımız tepetaklak olmuş amma…

Biz, haftanın yedi günü, kırk televizyon kanalından ve on beş – yirmi gazeteden…

Maşrıktan mağribe, güney kutbundan kuzey kutbuna kadar, istisnasız herkese ayar veriyoruz…
***
Hâlbuki Kapıkule’den dışarı çıkınca görüyoruz ki, dünya bize münasip yeriyle gülüyor…

Herkes bize ayar olmuş…

Herkes bizi makaraya sarıyor…

Herkes biliyor ki, hak-hukuk, adalet temelinden tarumar olmuş!

Kör, tuttuğunu öpüyor!
***
Oysa biz, hayâl âlemimizde kendimize vehmettiğimiz “kadir-i mutlaklık” paranoyasıyla dünyaya nizamat veriyoruz…

Bir kere yapışmış yakamıza:

Belâgatin şehveti…

Ya da histeriye dönüşmüş şehvetin belâgati…
***
Kibir, tedavisi mümkün olmayan bir illettir…

Uzak tarihten okuduk öğrendik, yakın tarihte ise tecrübemizle sabittir ki; kibrin sonu zillettir…
***
Kim bilir…

Belki de çok ağır bir gaflet uykusuna yattık milletçe…

Hab-ı gaflet…

Hem uyku derin…

Hem de gaflet…

Neresinden bakarsanız: vahamet…
***
Az da olsa uyumayanlar da var…

Kimisi müstağni, kimisinde tegafül…

Otur kenardan seyret;

Sonra da gül Allah, gül!

Zabbağa gadder!..
***
Müflis tüccarız; sermayeyi tükettik!

Bütün ulvî değerleri harcadık…

Din-i mubin-i İslâm desek; tepemizden aşağı kirlerimiz akıyor…

Kur’ân-ı Azimüşşan’ı dilimize bile getiremiyoruz.

Eteğine yapışacağımız tek şey kaldı: Mezhepçilik…

Taktik: Fanatizmi körüklemek…

Zihniyet: Emevîlik…

Ki, tarihin çöplüğüne gömülmüş bir melânet…

 

-Genel - 00:05 A A
BENZER HABERLER