Mustafa Küpeli: Soyguncuların kimliğine hırsız damgası vurulmalı…

-Gündem - 10 Ekim 2026 11:01 A A

Mustafa Küpeli

mustafakupeli36@gmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Türkiye’de son yıllarda kamuoyunu en fazla rahatsız eden konuların başında yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı iddiaları geliyor. Ancak asıl tartışılması gereken yalnızca ortaya çıkan dosyalar değil, toplumda oluşan “yapanın yanına kâr kalıyor” algısıdır.

Bazı ülkelerde hırsızlığa karşı uygulanan son derece ağır cezalar, tartışmalı ve insan hakları açısından kabul edilemez yöntemler içerebilir. Türkiye’nin ihtiyacı ise cezaların vahşileştirilmesi değil; suçun niteliğine uygun, hızlı, adil ve caydırıcı bir hukuk sisteminin işletilmesidir.

Çünkü bir ülkede küçük bir hırsızlık yapan vatandaş ağır biçimde cezalandırılırken, kamu kaynaklarının büyük miktarlarda usulsüz kullanıldığı iddiaları karşısında soruşturmaların yıllarca sürmesi veya kamuoyunda hesap sorulmadığı izleniminin oluşması, adalet duygusunu zedeler.

Daha da önemlisi, hakkında ciddi yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları bulunan bazı kişilerin siyasi, ekonomik veya sosyal çevrelerde itibar görmeye devam etmesi toplum açısından yanlış bir mesaj oluşturur.

Hırsızlığın ödüllendirildiği, dürüstlüğün ise cezalandırıldığı algısı oluşmamalıdır.

Bir ülkede siyasetçisi, bürokratı, belediye yöneticisi, iş insanı, vakıf veya dernek yöneticisi kim olursa olsun, kamu kaynaklarıyla ilgili ciddi bir suçlama varsa bunun bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılması gerekir.

Devlet makamlarının görevi kişileri korumak değil, hukukun üstünlüğünü korumaktır.

ADALET HERKES İÇİN AYNI OLMALI

Toplumun adalet duygusunu en fazla zedeleyen meselelerden biri de küçük suçlarla büyük ekonomik suçlar arasında görülen farktır.

Bir çocuğun veya yoksul bir ailenin temel ihtiyaç nedeniyle yaptığı küçük bir hırsızlık eylemi nasıl hukuk karşısında değerlendirmeye alınıyorsa, milyarlarca liralık kamu kaynağının kötüye kullanıldığı iddiaları da aynı ciddiyetle soruşturulmalıdır.

Burada mesele suçluyu önceden ilan etmek değildir.

Mesele şudur:

HUKUK HERKESE EŞİT UYGULANIYOR MU?

Eğer vatandaş bu soruya “hayır” cevabını vermeye başladıysa, devletin adalet mekanizması açısından ciddi bir güven problemi ortaya çıkmış demektir.

TÜRKİYE’NİN İTİBARI DA SÖZ KONUSU

Türkiye’de yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları yalnızca ülke içinde tartışılmıyor. Yurt dışında yaşayan milyonlarca insan Türkiye’deki gelişmeleri televizyonlardan, internet sitelerinden ve sosyal medyadan takip ediyor.

Her gün yeni bir yolsuzluk, usulsüzlük veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması iddiasının gündeme gelmesi, Türkiye’nin uluslararası algısını da etkileyebilir.

Bu nedenle mesele yalnızca ekonomik kayıp değildir.

Mesele aynı zamanda devletin itibarı, kurumlara duyulan güven ve Türkiye’nin uluslararası saygınlığıdır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında büyük yokluklar içerisinde bağımsızlık mücadelesi veren bir neslin mirasını taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynaklarının hoyratça kullanılmasına toplumun sessiz kalması beklenemez.

Vatanseverlik yalnızca bayrak taşımakla değil, ülkenin kaynaklarına sahip çıkmakla da ölçülür.

HIRSIZLIĞIN DEĞİL, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN ÜLKESİ

Türkiye’nin ihtiyacı insanlara suçlu damgası vurmak değil, suç işleyenlerin kim olduğuna bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermesini sağlamaktır.

Siyasetçi, bürokrat, iş insanı, belediye başkanı, meclis üyesi, vakıf yöneticisi veya herhangi bir vatandaş…

Kim olursa olsun;

Kamu malına dokunan, kamu kaynaklarını kötüye kullanan veya suç işlediği mahkeme kararıyla sabit olan herkes hukuk karşısında hesabını vermelidir.

Ancak bunun yolu kişilerin kimliğine “hırsız” damgası vurmak değil, bağımsız yargının deliller üzerinden karar vermesidir.

Çünkü güçlü devlet, suçluyu bağırarak ilan eden devlet değildir.

Güçlü devlet; suç iddiasını soruşturan, delili ortaya koyan, suçluyu cezalandıran ve masumu koruyan devlettir.

Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur:

Cezasızlık algısının sona ermesi, kamu kaynaklarının korunması ve adaletin herkes için eşit uygulanması.

Aksi halde toplumda “küçük hırsız cezalandırılıyor, büyük hırsız korunuyor” algısı güçlenir. Bu algı ise yalnızca adalete değil, devletin bütün kurumlarına duyulan güvene zarar verir.

 

-Gündem - 11:01 A A
BENZER HABERLER