Neşe Doster: Kültürel belleğe kazınanları anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak…

-Gündem - 13 Temmuz 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Çevreye baktıkça, olup bitenlere tanıklık ettikçe, hele de MEB’in uygulamalarını izledikçe; Bunun adı kültürel intikam mı? Belleğimize kazınan ve bizi asla terk etmeyen sözlerin, anıların, tanıklıkların tortularına bile tahammül edememek mi?  Algı ve yargıların net olmayışı mı? Yeni dünya düzeninin sessiz ve derin dönüşümü mü? Adını koymak zor…

Ama biz adı konan gerçeklere dönersek tablo şu; İŞKUR verilerine göre iş arayanların sayısı 2.5 milyona yaklaştı. Emekliler bile iş arıyor, üniversite mezunları iş bulamıyor, tekstil sektörü can çekişiyor, bu sektörde son 3 yılda 377 bin kişi işini kaybetmiş, 10 bine yakın işletme kapanmış, ihracat yüzde 3’ün altına gerilemiş, 10 milyar dolarlık dev yatırımlar atıl kalmış, üretim Mısır ve Çin’e kaymış. Kısaca ve özetle tekstil ve hazır giyim sektörü dar boğazda iken, bu kan kaybı nasıl durdurulacak bilen, ya da yönetim katında ilgilenen var mı?

Siyasal iklime, sosyal ortama bakınca ne çok boşluğun olduğu görülmüyor mu? Koltuk boşluğu, meydan boşluğu, yönetim boşluğu, toplumun içinde bulunduğu boşluk, ya da boşluğun içindeki toplum veya nemelazımcılık alıp başını gitmiyor mu?

Toplumu geren, kaygıları artıran tartışmaları ateşlemek niye? Yersiz, gereksiz açıklamalarla toplumu meşgul etmek neden? Keşke yetkili zevat anlamsız ve boş polemikler icat edeceğine daha yararlı şeylerle meşgul olsa ve zihinsel haritamızı daha fazla çölleştirmek için bu kadar çaba harcamasa… 

Çünkü algı yaratarak yargılama günümüzün adeta vaz geçilmezi oldu. Oysa kalemle pencereler açmak, gökyüzüne köprüler kurmak, dünyayı selamlamak ne güzel yollar açar insana. Benim aynı zamanda bir Devrim Tarihi hocası olarak MBE’e naçizane bir önerim olacak. Önerim şu;  Kendileri hem profesör, hem de bakanlık koltuğunda oturuyor ya!  Çok iyi bilmeleri gereken konuların başında Cumhuriyet Tarihimiz gelir bir. “Neyden kurtulmak?” gibi dilimizde bir deyim yoktur iki.   Acilen, yine ve yeniden hem altını çizerek, hem de sindirerek bu alanda yazılan kitapları okusun üç. Tarafımdan yazılan “Atatürk’e Hasret Mürekkepli Mektuplar” adlı kitabımı da başucundan eksik etmesin dört. Bu bilgilere çok ihtiyacı var beş

Bu bağlamda derim ki; Butlanlı ve buhranlı günlerden geçerken, sesli sedalı krizlerden geçerken, dünya garip bir şekilde değişirken, amaç acep delirterek öğütmek midir? Dedeyle torun, emekliyle öğrenci aynı sorunun sarmalında geçim derdiyle cebelleşirken; Gerçekler eğer ona ulaşmaya niyetiniz varsa sarsıcı ve ağır olabilir, zahmet çekilebilir, ama sonunda gerçek ortaya çıkar ve siz daha güçlü, daha özgür olursunuz. Nokta…

Bazen vatan gurbet olur, bazen gurbet vatanlaşır…

Tam da burada ara başlığı ve aşağıdaki örnekleri açmak adına bir hatırlatmam olacak: Ülkelerinden kovulan  Alman bilim insanları genç cumhuriyeti ikinci vatan saydılar ona bağlandılar, öğrencilerini çocukları olarak bağırlarına bastılar, bilgi ve deneyimlerini aktardılar, ülkemizi unutmadılar, çocuklarına Mustafa Kemal adını koydular, kalıcı izler bırakarak ülkemizden ayrıldılar…

Son 15 yılda 15 bin doktor, 5 bin doktor adayının çekip gittiği ülkemizde! Sağırlaşanların çokluğuna inat duyarlı yüreklerin, konuşan dillerin, yazan kalemlerin hala var olduğu ülkemizde! Haziran ayında 37 kadının öldürüldüğü ülkemizde! 10 ayda 35 bin 425 işletmenin kapandığı ülkemizde! Gel de özlem ve rahmetle andığımız Bekir Coşkun’un; “Yaşam zaten mayın tarlası gibi. Ya biz mayın tarlalarının içindeyiz. Ya da mayın tarlaları bizim içimizde.” şeklindeki sözünü anma, hatırlama ve hala etkin bir metafor olarak günümüzü ve yaşananları da kapsadığını kabul etme…

Biz duygusal yükü ağır analizler yaparken unutmayalım ki;  Güçlünün dostluğu kiralıktır. Güçlü gider, dekorlar sökülür, reji yerinde kalır, rejisör değişmez. Sonra ne mi olur? Tarih ve arşivler gerçekleri not eder ve gelecek kuşaklara iletir…

Tekrar ana başlığa dönersek; Elbette ki anlatması buraya sığmayacak kadar kapsamlı konular ciddi analizler ve çözüm yolları gerektiren sorunlarımız ve sorularımız var. Ama şanımızı NATO zirvesinde de yürüttük. CB gelen liderlere adları yazılı tabanca ve mermi hediye etti. Alanlar şaşkınlığını gizleyemedi, İngiltere’de basın haber yaptı, İngiltere başbakanı verilen silahı  “ülkeme girişi yasaktır!” diyerek götürmedi. “Yurtta barış, dünyada barış!” diyen Büyük Atatürk bugünleri görseydi bu silah armağanını nasıl yorumlardı? Bilemedim. Bildiğim o ki bu sorunun cevabı planlamayı yapan devlet erkanında… 

 

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER