Neşe Doster’in yeni kitabı yayımlandı
Eğitimci-yazar Neşe Doster’in yeni kitabı, Artshop Yayınevi tarafından yayımlandı.
Kitabın İTHAF ve ÖNSÖZ bölümünü olduğu gibi aşağıya alıyoruz.
İTHAF…
Kitabımın zorlu yolculuğuna güç, anlam ve önem katan, yaşadıklarıyla ve paylaştıklarıyla katkıda bulunan kadınlara!
Hırçın, gergin, acımasız erkek egemen baskının ve eril dilin hışmına uğrayan, taciz şiddet, dayak, hakaret, küfürle erken tanışan ve ağır bedel ödeyen kadınlara!
Yıllara, yollara meydan okurken; coşkuyla, mutlulukla, sevinçle az, çileyle, acıyla çok zaman geçiren, insana sorular sorduran, yanıtlar aratan, düşler kurduran, kaçışlarına, arayışlarına, sığınışlarına tanıklık ettiğim kadınlara!
Erkenden düştüğü gurbet yolundan dönerken yılların yorgunluğunu bedeninde, senelerin hüznünü yüz çizgilerinde toprağına taşıyan, yaşadıklarını halı altına süpüren, maske takıp anlatırken yere bakan emekçi kadınlara!
Yıllarca içinde konuşmuş, içinde alev topları biriktirmiş, cam kırıklarıyla dolu yüreğini kimselere açamamış, eli ekmek tutmasına rağmen kadir kıymeti bilinmemiş, anlattıkları yüreğe bıçak gibi saplanan, derin izler bırakan, bazen sen, bazen ben, bazen hepimiz olan kadınlara!
Eril dünyanın can pazarında, güçlü ve zalimlerin elinde yaşam mücadelesinde yer alan, kör dövüşlere kurban edilen, kimi zaman suçlu, kimi zaman kurban, kimi zaman mağdur, bazen naif her zaman anne, evlat olan, kimlikleri, ilişkileri, duyguları, yaşadıkları hep sorgulanan anısı ve anlattıkları boğaz düğümleyen kadınlara!
Yıllar yılı evi çekip çevirmiş, çoluk çocuğuna, ana babasına bakmış, fiziksel ruhsal şiddete uğramış, kendi parasını kazanmasına rağmen harcayamamış, birlikte hüzünlendiği, birlikte dertleştiği anlatacak çok hikâyesi olan hemcinsleriyle aynı konuları paylaşmış, yanık türkülere eşlik etmiş kadınlara!
Geleceğin cesur yürekli kadınlarının harcını, geçmişin aslan yürekli kadınlarının öyküleriyle karıp, bize iletirken, üzerine düşeni de, düşmeyeni de yapan; Her satırda her sayfada, elim, gözüm belleğim olan, zihnimi açan, yolumu aydınlatan kadınlık okulunun ustalarına! Kadın emeğine saygısı olanlara! Saygıyla, minnetle…

ÖNSÖZ…
4 kıtadan 40 kadın öyküsünün yer aldığı “Gitme Dönmezsin Dedi Annem!” adlı kitabım 2016 yılında çıkmış. Aradan tam 7 yıl geçmiş. Bunca yılda kadın konulu ulusal ve uluslararası pek çok konferansa katılmış, yüzlerce yazı yazmış, sayısız konuşmalar yapmış, bazen ekmeğinin peşinden koşan, bazen yürek vurgunu yiyip alıp başını giden, bazen özgürce kanat çırpabilmek için gurbete konan kadınların yüreğe dokunan öykülerinin altını çizmişim.
Cumhuriyetimizin 100. Yılı nedeniyle daha önce “Gurbetten Kars’ Gönül Köprüsü!” adlı kitabımı da basan Artshop yayıncılığın sahibi Vedat Akdamar’dan yeni bir KADIN kitabı önerisi gelince, çok hassas ve duyarlı olduğum bu konuda akan sular durmadı dondu.
O nedenle derim ki;
Bu kitabı! Bir bakıma yılların, yolların, yaşanmışlıkların, anıların, anlatılanların, paylaşılanların özü ve özeti gibi görün. Ayakta ve hayatta kalmaya çabalayan kadınların çabaları sayın. Türü ne olursa olsun bir derdi varsa yazıyor insan diyerek yola çıkanların, derdi olan kadınların yaşamından kesitler olarak görün. Vazgeçen, emek veren, sorumluluk üstlenen, sevdiklerini geride bırakırken hayata karşı ağır bedeller ödeyenlerin insanı sarıp sarmalayan ve boğaza yumruk gibi dizilen öyküleri sayın. İnsana sorular sorduran, yanıtlar aratan, düşler kurduran, mizahın az, hüznün yoğun olduğu bir yolculuğa tanıklık edin.
Bu kitabı! Çok zor zanaat olan kadınlık okulunun; ustalarının, çıraklarının, sınıfta kalanlarının, okuldan atılanlarının, başarıyla sınıf geçenlerinin gözünden, sesinden, yüreğinden, dilinden geçenlere ayna tutulması olarak değerlendirin. Bambaşka hayatlara, farklı kariyerlere, beklenmeyen kaderlere “savrulup” giden, aile baskısıyla “çekip” giden, yürek vurgunuyla “küsüp” giden, zorluklarla baş etmek için “göçüp” giden, yetti deyip “bıkıp” giden, dayanamayarak “kaçıp” giden, kadınların buluştuğu bu kitap biraz roman, biraz öykü, biraz anı koksa da, gerçekleri yansıttığını ve hayatın içinden olduğunu akıldan çıkarmayın…
Bu kitabı! Hayallerinin peşinde mücadele ederken engellerle karşılaşan, bu da toplumun ayıbı olsun diyerek vazgeçmeyen, geleneklerle, mahalle baskısıyla, ailenin katı kurallarıyla, annenin sert ve uyaran bakışları, babanın otoriter çıkışlarıyla baş etmeye çalışan hemcinslerimizin yaşamından kesitler sayın…
Bu kitabı! Bazen küçük bir kızın belleğinin derinliklerinde sakladığı beklentilerin, bazen sınırları aşan, ama hep aynı kalan yaralara parmak basan yaşanmışlıkların, bazen bağıra çağıra haykırılması gereken ama sımsıkı saklanan aşkların- sevdaların- çilelerin itirafı olarak görün…
Bu kitabı! Dünyanın dört bir yanında konuştuğum, görüştüğüm, söyleştiğim, çocukluğunu anlatırken ağlayanlara gözyaşlarıyla eşlik ettiğim! Gençliğini anımsarken iç çekenle, dalıp gerilere gittiğim! Geçmişiyle hesaplaşırken keşke diyenlere “haklısın” deyip arka çıktığım! Yaşadığı hayata isyan edenlere “devam et” dediğim! Aşk defterini çoktan kapattığını söylerken gözleri dolanlara mendil uzattığım kadınların hayatından pasajlar sayın…
Bu kitabı! Cumhuriyet ilan edildikten sonra ikiz kızlarına; “Yıldız ve Güneş” adını koyması üzerine nedenini soranlara; “Cumhuriyet ülkemize yıldız gibi, dahası güneş gibi doğdu. Elbette kızlarıma bu adları verecektim!” diyen babanın şahsında kurucu kadrolara, cumhuriyete kol kanat geren vazife kuşağına vefa borcu ve saygı duruşu olarak görün…
Bu kitabı! “Gitme Dönmezsin Dedi Annem!” adlı eserimde tanıttığım; Oklahoma’da Julia, New Jersey’de Bahar, Washington’da Mia, Meksika’da Helena, Londra’da Sheila, Şam’da Ayşe, Tunus’ta Ahlem, Zürih’te Clara, Brezilya’da Marianna, Arjantin’de Anait, Nahçıvan’da Mina ve Cannes’te Rezan Kömürcüoğlu’dan sonra sırada yüreğime “Gitme!” dercesine yerleşenlerin öyküsü olarak sayın…
Sevgili okur! Okurken bir kez daha göreceksiniz, biz neler çekiyoruz? Ya da bize neler çektirilip, neler dayatılıyor? Neler yok sayılıp, neler görmezden geliniyor? İstanbul/ Ağustos/ 2023
Bu kitabı niye yazdım, yazarken neleri düşündüm, neleri önceledim ve kimlere seslendim?
Cumhuriyet kadınlara ne sağladı sorusuna yanıt vermek, cumhuriyetimizin 100. Yılında emek verenleri, gölgede kalanları, görmezden gelinenleri selamlamak, rotamızın yine ve yeniden kadınlara dönmesi halinde sorunların büyük ölçüde çözüleceğine olan inancımı vurgulamak istedim.
Cumhuriyetimizin ne kadar yaşamsal olduğunu Atatürk’ün kadınlara açtığı yolun ne kadar aydınlık olduğunu bir kez daha hatırlarken; Cumhuriyetimizin 100.yılında kadınların başarısı görünür bilinir olsun, onlara kendi çapımda bir saygı duruşunda bulunayım, kalıcı bir armağan vereyim istedim…
Mücadele gücünü, iradesini, inadını, kararlılığını, erkeklerle kadınları ayrıştıran zihniyete karşı dik duruşunu Atatürk ve cumhuriyetten alan öncü kadınlarımızı alkışlamak istedim…
İstanbul Sözleşmesi’ni feshedenlere, 6284 sayılı kanunu kaldıranlara 1935 yılında Dünya Kadınlar Kongresi’nin Türkiye’de düzenlenmesini sağlayanların öngörüsünün bir şey ifade edip etmediğini sormak istedim…
Önemli olan ne olduğun değil, neyi dert ettiğindir sözünü inanan biri olarak; Yazarlık bardağımın suyunu dolduran hocalarıma, ustalara, kılıma noktalarımda yol açanlara borcumu ödemek istedim…
Kimlere mi seslendim?
Gözüne, eline, yüzüne anlam katarak konuşan, kadın olduğu için, güçlü olduğu için, sesini duyuracak kadar yürekli olduğu için yok sayılan, yalnız ve mücadeleci olan, eşitliği ve güçlenmesi istenmeyen, kazanımlarına rağmen, işgücüne katılamayan, ekonomiye katkısı yok sayılan, cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğine uğrayan kadınlara seslenmek istedim…
İç dünyasını, özlemlerini, umudunu, düş kırıklıklarını, gündelik yaşamda haşır neşir olduğu sorunlarını, iç çekişlerini, direncini, pişmanlıklarını, öfkesini, özlemlerini, sesinin tonuna yerleştirirken bazen haykıran, bazen fısıldayan, bazen derin ahlarla içine atan kadınlara “yalnız değilsiniz!” demek istedim…
Bekârken tavrıyla, tarzıyla, hedefleriyle, hayalleriyle, çizgisi, prensipleri, farkı ve sınırlarıyla dikkat çeken, evlendikten sonra bunlara tek tek veda eden kadınlara! Yüzünde mutluluğu asılı kalan az sayıdaki kadınlara, yaşadıklarını yüzünde derin çizgilerle taşıyan ailesi, çocukları üzülmesin diye kuşandığı içi boş, altı dolu teatral gülümsemesiyle çevreye boş boş bakan kadınlara “sayımız çok üzülmeyin!” demek istedim…
Bazen utanıp, bazen kahrolup, bazen susup, bazen direnip, çoğu kez de sessiz çığlıklarını içine gömen kadınlara! Yaşamlarındaki travmatik olayların, dibe vuruşların, acıların, hüzünlerin, kayıpların, ruhsal- zihinsel- bedensel çöküşlerin, hayal kırıklıklarının, bazen kabuk bağlayan, bazen kanayıp duran ama hiç kapanmayan yaraların üstesinden gelmeye çalışırken yitip giden kadınlara seslenmek istedim…
Bazen yazarak, bazen, konuşarak, bazen mırıldanarak, daha çok iç çekerek hayatta ve ayakta kalmaya çalışan kadınlara! Siyah beyaz yaşamlarını eliyle, emeğiyle rengârenk yapmaya çalışırken; sevinçleri, coşkuları, umutları, başarıları, duvarlara, objelere sinmiş emeği görmezden gelinen kadınlara! Saran, kavrayan, kucaklayan, koruyan, kollayan ve yok sayılan kadınlara! Hayalleri ve hedefleri olan, asil ve zarif intikam silahları olan, sorularına yanıt alamayan ve duygusal göçlerini iç dünyalarında başlatan kadınlara “doğru yoldasınız!” demek istedim…
Aklından kalbine dökülenleri yangın yerine dönen gözleriyle anlatan, olmazları olur eden, bacaları tüttüren kadınlara! “Yanlış yere bilet almış iki yolcu gibiydik” diyen, “Eşinin hangi özelliğini değiştirmek isterdin?” soruma; “Baştan sona” diyen kadınlara! İngiltere’nin Hint kökenli ilk başbakanı Rishi Sunak’ın kayınvalidesi Sudha Murthy’in; “Ben kocamı iş adamı yaptım. Kızımda kocasını İngiltere başbakanı yaptı.” Sözünden ilham alan ve kocasını değiştiren gerçekçi kadınlara helal olsun demek istedim…
Tarihin hatırı sayılır dönemlerinden beri kadınların okumasının sakıncalı görüldüğü, pek çok konuda sınırlandırılması gerektiği kabul görmüşken bu kabullere direnen kadınlara! Tonlarca ağırlıkla yol yürüyen, yanlış seçimlerinin bedelini ömür boyu ödeyen, ateşli çocuğunu evinde bırakarak görevine koşan, hayat pahalığında evde bir kap yemek pişirmek için bir ekonomist gibi bilgece davranan kadınlara teşekkür etmek istedim…
Saha çalışmalarım sırasında tanıdığım yürek bavullarını çoktan toplamış, kafasında biletini çoktan almış, kapısını penceresini çoktan kapamış, bedeni ve ruhu ev terk edeli çok olmuş ama ne gören olmuş ne de anlayan kadınlara selam çakmak istedim…
Antalya’da 25 yıldır oto lastiği tamirciliği yapan Mümine Gökçe’nin; “Benim için lastik tamir etmek pilav yapmaktan kolay. Lapa oldu, altı tuttu derdi yok!” şeklindeki sözlerini paylaşmak istedim…
Ayşe Özcan’ın; “Kendime bir palto beğendim o benim onu beğendiğimi bilmiyor, şimdilik bakışarak idare ediyoruz!” şeklindeki çocuksu sözünü unutmadığımı bilsin istedim…
Gümüşhane Üniversitesi öğretim üyesi tanık olduğu; “Yol kenarında bir kız çocuğunu kucağında bebeğiyle ağlarken gördüm. 16 yaşında evlendirilmiş, anne olmuş, bebeğinin eli yanmış, ne yapacağını bilmiyor, bebeğiyle birlikte ağlıyordu. Aslında orada bir anne ağlamıyordu. İki çocuk ağlıyordu.” Şeklindeki yorumunun ne kadar gerçekçi olduğunun altını çizmek istedim…
Rize Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu’nun; “Dünya kadın emeğiyle dönüyor!” diyerek 8 Mart Kadınlar Günü’nü tatil ilan etmesini diğer yerel yöneticilere de örnek olmasını istedim…
At sırtında dağları aşan, köy köy dolaşan sağlık emekçisi kadınlara! Toplumun, yönetimin, yöneticilerin, mahalle baskısının biçtiği rollerin, dayattığı kuralların altında kalmamak için mücadele eden ve üretmeyi sürdüren kadınlara! Yakına baka baka uzağı göremeyenlerin dayattıklarına hayır diyen ve bedelini hayatıyla ödeyen kadınlara! Sahnedeki hayatların yanında hayatın içindeki sahnelerde ödülsüz, teşekkürsüz rol alan kadınlara! Ülkesindeki kadınlara hak ettikleri değeri verirken diğer ülkelere de örnek olan ve o kadınlarında önünü açan Büyük Atatürk’ün izinden giden kadınlara iyi ki varsınız demek istedim…
ARKA KAPAK YAZISI…
Yazmak ve konuşmak! Yazın yolculuğunu moral değerlerin yanı sıra paylaşım, bilgi alışverişi, işe yararlık kadar kişiyi şekillendiren bir yolculuk olarak da gördüğümden; Kendimi bildim bileli yaşama tutunma, hayatla baş edebilme, olup bitenle hesaplaşma ve kendimle yüzleşme biçimim, bilinçli tercih ve seçimim oldu.
Beynime kadın haritasını yerleştirdiğimden beri, emeğimi, enerjimi, zamanımı kadın konusuna ve onun sorunlarına ayırdım. Dosyalar dolusu araştırma, sayfalar dolusu not, dip not, defterler dolusu söyleşi, gözlem, sayısız konuşma, konferans, panel vb. yazarken ve seçerken çok zorlandığım bu işin arka planı…
-
Kaja Kallas AB’nin dış politika rolü tartışmalarının odağında
-
Küba’dan ABD baskılarına karşı ekonomiyi liberalleştirecek reform hamlesi
-
ABD-İran anlaşmasında imzalar atılmak üzere
-
SpaceX’in halka arzı: Elon Musk dünyanın ilk trilyoneri oldu
-
Cahit Kılıç: Çürümüş siyaset ve zerzevat adamcıklar!
-
Recep Genel: Bay Kemal’di Osmanlı Kemal oldu…
