Neşe Doster: Yerinde soruların ve haklı yakınmaların ben de cevabı yok! Siz de?

-Gündem - 11 Haziran 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Evet! Karamsar ve kötümser zamanlardan geçiyoruz, adres belli, çözüm belli, ama hayaller, umutlar, yaşamlar, doğa, tarih eskiyor ve gerçekler yıpratılıyor. Kötü ezip geçiyor, iyi mücadelede yalnız bırakılıyor, haksızlık alıp başını gidiyor, yalan, iftira, karanlık, çirkin, pervasız, yapay, inandırıcılıktan uzak ve kirli ilişkiler alkışlanıyor, güvenilen(!) dağlara kar yağıyor, dün söylenenlerden vazgeçişler ve hızlı dönüşler pirim yapıyor, çıkar hırsı her şeyin önüne geçiyor…

Hayatın asıl gündemi, halkın esas sorunları gözardı ediliyor. Akıl, bilim, vicdan, namus, vefa, dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık, fedakarlık unutuluyor. Kafalardaki soru  işaretlerine yanıt bulunamıyor. Siyasal yorgunluk bazıları için sorun olmadığından hırsının kurbanı olan politikacıların masa ve kasa aşkıyla toplum meşgul ediliyor. Siyaset bireysel mücadele yerine koltuk sevdası için yapılarak halkın sorunlarıyla mücadele önemsenmiyor. Hal böyle iken sormazlar mı adama? Koltuklar ömürlük mü diye?

Ne diyor CB; “Büyümemiz 23 yıldır kesintisiz sürüyor.”

Ne diyor TÜİK; “2026 verilerine göre ekonomimiz yüzde 2.5 oranında büyümüş.”

Ne diyor ENAG; “Enflasyon yüzde 54.62 artış göstermiş.”

Ne diyor uzmanlar; “Savaştaki ülkelerden daha yüksek bir enflasyon var.” 

Böylece yüksek tepelerden yapılan açıklamalara göre uçmanın, şahlanmanın hakkını vererek yüksek gelirli ülkeler ligine çıkmışız. Yani son 24 yıldır kesintisiz büyüyoruz. Ancak çarşıda, pazarda, markette, mutfakta, kahvehanede bu büyümeyi gören ya da hisseden var mı? Bu soruların yanıtı yok. Yine gıda enflasyonunda dünyada sürekli ilk 5’de kalmayı başardığımızı duyan var mı? Açlık sınırının 35 bin TL, emekli maaşının 20 bin TL olduğunu, ekonomi büyürken porsiyonların küçüldüğünü duyan var mı? Ayrıca sosyal yardıma muhtaç milyonların son 10 yılda yüzde 51 arttığını yetkili zevat ve başta TÜİK biliyor mu? Bu sorular izaha muhtaçtır…

Adalet Bakanı 140 yeni mahkeme kurulacak diye iftihar ediyorsa! Derinlikli, kapsayıcı, ihtiyaca yönelik irdeleme yapmak unutuluyorsa! Masa ve kasayı ele geçirmek her şeye yetiyorsa! Özetle toplumun nefes almaya, dayanışmaya, umut arayışına, birlikte yaşama özlemine, cesarete, adalete  ihtiyacı varken, korkuya, düşmanlığa, haksızlığa, hukuksuzluğa, baskıya, şiddete, ayrımcılığa zaman ve zemin yaratılıyorsa! Tam da burada akla şu sorular geliyor…

Oylamaya kadar oyalamayla mı vakit geçireceğiz?

Ne acıdır ki; Kitle imha silahlarının yerini kitle ikna yolları ve toplumu oyalama yöntemleri aldığından beri genel tablo bu; Bir yanda aç gözlü yöneticilerin üç otuz paraya çalıştırdığı, emekçiler, diğer yanda zehirlenerek, elektrik akımına kapılarak, yangınlarda ölerek, iş kazalarında can vererek, malzemeden çalınan binalarda çarpık kentleşmeye kurban giderek yaşamını yitirenler! Her yanda müşterinin, esnafın, işverenin mutsuz olduğu bir  ülke… 

Suç, ceza, dosya, delil, hüküm, şafak baskınları, itirafçı, mutlak butlan, siyasi iniş çıkış ve 180 derece dönüşler arasında gidip geldiğimiz bu günlerde içinde önemli dersler barındıran, toplumun hafızasında derin izler bırakan sorulardan bazıları şunlardır:  “Siyaset yapılır mı, siyaset satılır mı?” “Seçim savaş mıdır, yarış mıdır?” Bu ve benzeri sorulara acilen ve ümitsiz bir şekilde yanıt ararken? Bizdeki örneklere bakılırsa ortaya çıkan sonuç şu olur; Bazı durumları azınlığın memnuniyeti değil, çoğunluğun mecburiyeti belirler. Nokta…

Önemli dönüşüm: Milletvekilliğinden belediye başkanlığına makamlar işgal eden, ÇYDD’den ADD’ye üyelikleri bulunan, geçiş yaptıkları parti için söylenmedik söz bırakmayanların dönüşümleri, değişimleri ne kadar derin, sarsıcı ve düşündürücü değil mi? Ne der bir bilge; “Bazen mayınlarımızı kendi ellerimizle mi döşüyoruz nedir?”

Mutlak butlan mı? Mutlaka buhran mı? Demokrasinin yol ayrımına giden yolları döşeyen, kutuplaştırıcı dilden medet uman, duygusal kopuşa zemin hazırlayan, butlanı buhrana çeviren, birbiriyle konuşmak yerine birbiri hakkında konuşan politik aktörler ne düşünür bilemeyiz ama bu soruların yanıtı çatallıdır, ayrıştırır, baş ağrıtır.

Hatırlatma notu: 18 kasım 1953 yılında İsmet Paşa TBMM kürsüsünden şunları söylemiş; “İnsanlar iktidar oldukları zaman değil, iktidardan düştükleri zamanlarda şerefle, vicdan huzuru ile, vatandaş arasında göğsünü gere gere dolaşacak durumda olmalıdır. İnsanlar iktidara geldikleri zamanki şaşaalarıyla ölçülmez, düştükleri zamanki itibarlarıyla ölçülür.” Niye demiş, kime demiş, niçin demiş? Onu ben bilmem ama bilen bilir…

Son söz: İlkesizliğin, utanmazlığın, kendini bilmezliğin, hadsizliğin tavan yaptığı, ulus iradesinin yok sayıldığı günümüzde rahat nefes alabileceğimiz bir üke ve dünya hayalimi koruyarak gerilere uzanıp bir örnek vermek istedim o kadar… 

 

 

YORUMLAR

Baki Karakol

Neşe Hanım, sözcüklere anlamlar kazandırmanıza bayılıyorum… “politikacıların masa ve kasa aşkıyla toplum meşgul ediliyor” sözcüklerinin geçtiği tümce ve tümcedeki vurgu, ileti ne kadar güzel, ne kadar etkileyici!.. “Bazı durumları azınlığın memnuniyeti değil, çoğunluğun mecburiyeti belirler.” tümceniz de öyle ve çok çok doğru… “Mutlak butlan mı? Mutlaka buhran mı?” sorunuzu o kadar beğendim, o kadar yerinde ve zamanında/ortamında sordunuz ki, buna -halk arasındaki anlatıyla- “taşı gediğine koymak” denir… Her yeni sabaha uyanmak gibi, her yazınızla yeniden bilgileniyor, donanıyorum; umutlanıyor, mutlu oluyorum, ruhen gençleşiyorum… İnsanlara “Yaşam öğretmeni” olmak çok zor iştir. Siz bunu başarıyorsunuz. Kutlarım. Emeğinize sağlık… Saygılarımla…

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.