Tripoli’de Bir Akşam…

07.06.2017 22:28

498 Kişi Okumuş

0 Yorum

Tripoli’de Bir Akşam…

metinkilic@tanyerihaber.com

 

Yoğun bir günün akşamında yemek sonrası eşofmanları giyip hem biraz yürür hem de sigara alır dönerim diye kaldığım otelden aşağı inerek Ömer Muhtar caddesinden eski adıyla Yeşil Meydana (yeni adıyla Özgürlük Meydanı) doğru yürürken kaldırım kenarına oturmuş 3-4 yaşlarında bir çocuk gördüm, babası belediye temizlik görevlisi, dağılmış çöpleri toplayıp çöp bidonuna koyuyor. O da hayranlıkla ve dudaklarında bir tebessümle babasını izliyor.

Kim bilir belki de büyüdüğünde onun gibi olmak, renkli elbise giymek, her akşam caddelerde dolaşmak, etrafı temizlemek ve amirlerinden takdir almak ne kadar da güzel olurdu.

Kaldırım kenarına, yanına oturdum elimi uzattım merhaba dedim (Araplar da 3-4 yaşlarından itibaren tüm çocuklar herkese merhaba der elini uzatır sonra da sol tarafa kalbinin üstüne koyar. bu adet 7 den 70’e hepsinde var)

-Adın nedir
-Ahmed
-Kaç yaşındasın Ahmed -3.5 (büyüdüm der gibi yüzüme baktı, tebessüm ettiğimi görünce o da gülümsedi)
-O kim, baban mı?
-Evet
-Başka kardeşin var mı?
-Var ama onlar büyük
-Kaç tane
Biraz durdu, sonra;
-Üç taneee…
Dedi bulmuş olmanın sevinciyle
-Baban seni her gün getiriyor mu?
-Hayır…
Sesinde biraz kırgınlık vardı
-Büyüdüğünde sen de baban gibi mi olmak istersin?
-Evet.
Sesi kararlı ve netti. Konuştuğumuzu görünce babası da yanımıza geldi merhabalaştık
-Nerelisin üstad?
-Türk’üm. Maşallah Ahmed çok sevimli ve mutlu dedim.
-Evet her zaman getiremiyorum ama o her akşam gelecekmiş gibi hazırda bekler gözlerimin içine bakar, gidelim dediğimde sevincini görmenizi isterdim.
-Keşke bizler de çocuk olabilseydik ve hiç büyümeseydik dedim, yüzüme baktı hiç ummadığım bir sözü söyledi ( Bu tüm arap ülkelerinde bilinen bir deyimdi: Bad-ül harap-ül Basra (Basra yıkıldıktan sonra anlamında)… Sonra da güldük…
-İzin verirsen Ahmed’e harçlık vermek istiyorum?
Olur dedi. Cebimdeki sigara için aldığım paranın tamamını Ahmed’in kot pantolonunun cebine koydum ve yanıma daha çok para almadığıma üzüldüm. Yine de oradaki maaşları düşününce epey işe yarardı.
-Ahmed bak bununla hem kendine hem de kardeşlerine hediye al olur mu?
Babası:
-Teşekkür et dedi. O da teşekkür etti. Eğildim Ahmed’in yanaklarından öptüm o da beni öptü elimi uzatıp, hem Ahmed’e hem de babasına iyi akşamlar dedim.

Yürürken döndüm baktım beni gösterip babasına sanki bir şeyler soruyordu… O an aklımdan geçenler: “Ahmed’im sen küçük şeylerle mutlu oluyorsun, babanın seni dışarı çıkarması bile ne büyük olaydır. Büyüdüğünde belki de baban gibi temizlik işçisi olacaksın. Belki de mutlu bir yaşamın olacak. Ne ozon tabakasının delinmesinden, ne sür’atle tükenen doğal kaynaklardan, sırf yeni yaptıkları silahları satabilmek uğruna zayıf ülkelerde iç savaş çıkartan aşağılıkları, bir dilim ekmek ve bir yudum su bulamadığı için yaşamını kaybedenleri, sahip olduklarıyla yetinmesini bilmeyip uyuşturucuya esir düşenleri, kendi çıkarları uğruna; ülkesini, halkını, dinini, imanını satanları, çıkarları uğruna başka ülkeleri yakıp yıkanları hiç bilmeyeceksin be Ahmed’im. Sen daha mutlu olacaksın.”

Bunları düşünürken deniz kıyısına kadar yürümüşüm. Ne zaman Libya ile ilgili bir konuşmamız olsa ya da televizyonlarda, gazetelerde bir haber görsem Ahmed’in o tebessüm eden hali gözlerimin önüne geliyor. İçimden bir şeyler kopup gidiyor… O gün düşündüklerim çok da uzun sürmeden gerçekleşti ne yazık ki, son 10 yılda büyük bir açılım ve gelişim gösteren, gelecek 10 yılda da Afrika’nın Dubai’si olacak gözüyle bakılan Libya, bu gün harabe haline gelmiştir…

Bundan sonraki bölümlerde, Libya’nın sosyoekonomik yapısı, halihazırdaki projeleri, geleceğe yönelik planlarına değineceğim. Ne yazık ki tamamı petrol cartellerine kurban gitti ya utanmadan, arsızca adını da ”Arap Baharı” koydular…

Metin Kılıç

09/02/2012 Darıca

İlgili Terimler :

YORUMLAR