Uluslararası kuruluşlardan Halk TV tepkisi: Ankara’ya 5 talep

-Basın - 15 Ekim 2026 17:52 A A
Uluslararası basın ve ifade özgürlüğü kuruluşları, Halk TV’ye kayyum atanmasını kınayarak kararın geri alınmasını ve kanalın editoryal bağımsızlığının sağlanmasını talep etti.

Uluslararası basın ve ifade özgürlüğü kuruluşları, Halk TV’ye dün gerçekleştirilen polis baskınıyla kayyum atanmasını kınayan bir ortak açıklama yayınladı.

Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MRFF) mekanizması koordinasyonunda hazırlanan bildiride kayyum atama uygulamasına derhal son verilmesi ve kanalın editoryal bağımsızlığının yeniden sağlanması çağrısında bulunuldu.

Aralarında Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’nin de (CPJ) yer aldığı 13 kuruluş, “Kanalın sahibine yönelik bir ceza soruşturması, haber merkezinin kontrolünün ele geçirilmesini ve haberlerin susturulmasını haklı çıkaramaz” vurgusu yaptı.

Türkiye’nin önde gelen muhalif televizyon kanallarından Halk TV’ye dün sabah saatlerinde polis baskını düzenlenmiş, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) kanala kayyum atanırken canlı yayın durdurularak sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirilmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu’nun da aralarında bulunduğu 17 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarıyla 11 kişi gözaltına alınmıştı.

“Masumiyet karinesi” vurgusu

Basın, ifade özgürlüğü ve insan hakları kuruluşlarının ortak açıklamasında bir işyeri sahibi veya yöneticisine yöneltilen suçlamaların bireysel sorumlulukla ilgili olduğu ve bağımsız yargı tarafından masumiyet karinesi ilkesi doğrultusunda incelenmesi gerektiği belirtilerek “Bu suçlamalar, tek başlarına, bir haber merkezinin tamamının ele geçirilmesini, yayınlarının kesilmesini ve gazeteciler ile izleyicilerin haber üretme ve alma haklarının, yargılama öncesi bir önlem olarak elinden alınmasını haklı çıkarmaz” denildi.

Türkiye’de internet sansüründen gazetecilere yönelik devam eden tutuklama ve gözaltılara kadar uzanan yargısal tedbirlerin, giderek artan bir biçimde bağımsız gazeteciliği hedef aldığına işaret edilen bildiride, “Bu olay, yetkililerin eleştirel medya kuruluşlarını devlet kontrolü altına almak için medya sahiplerine yönelik iddiaları nasıl kullandığının bariz bir örneğidir. Bu olay, Türkiye’de medya özgürlüğünün sürekli kötüye gitmesi sürecinde gerçekleşmiştir” ifadesine yer verildi.

Ekim 2025’te alınan benzer bir kararla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir casusluk soruşturması kapsamında TELE1’in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın da tutuklandığına ve kanala kayyum atandığına işaret edilen bildiride, iki davadaki iddialar farklı olsa da sonuç itibarıyla iki eleştirel medya kuruluşunun yönetimine el konulması ve bağımsız yayın çizgisinin sona erdirilmesiyle sonuçlandığı hatırlatıldı.

TMSF’nin ülkenin en büyük medya işvereni haline getirildiğine işaret edilen bildiride, medya kuruluşlarına atanan kayyumların, Türkiye’nin kendi anayasal güvenceleriyle çeliştiği vurgulanarak “Bu durum, medya çoğulculuğu ve sahipliğinin tek elde toplanması konusunda ciddi endişelere yol açtı” denildi.

Türk hükümetine beş talep

Basın ve ifade özgürlüğü kuruluşları, Türk hükümetinden taleplerini şöyle sıraladı:

Halk TV’deki kayyum atamasının derhal iptal edilmesi, kanalın müdahale görmeden yayına devam etmesine izin verilmesi ve editoryal bağımsızlığının güvence altına alınması;

Halk TV’nin sosyal medya hesaplarına getirilen kısıtlamaların kaldırılması ve kanal ile gazetecilerinin dijital platformlarda haberleri özgürce yayınlayıp dağıtabilmelerinin sağlanması;

Medya sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen her türlü soruşturmada adil yargılama ilkesine ve masumiyet karinesine saygı gösterilmesi ve ihtiyati tedbirlerin, yayın kuruluşunun editoryal faaliyetleri yerine yalnızca ilgili kişilerle sınırlı tutulması;

Ceza soruşturmalarını editoryal bağımsızlığa müdahale etmek için kullanmaktan kaçınmılması ve medya kuruluşlarına getirilen her türlü kısıtlamanın kesinlikle gerekli, orantılı ve ifade hürriyeti ile medya çoğulculuğuyla uyumlu olmasının sağlanması;

Bağımsız gazeteciliğe orantısız müdahaleyi önlemek amacıyla, kayyum atamaları ve medya varlıklarına el konulmasını düzenleyen yasal çerçeveyi gözden geçirip reform yapılması ve ilgili yasa ve uygulamaların Türkiye’nin anayasal güvenceleri ve uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle uyumlu hale getirilmesi.

 

Kaynak: DW Türkçe

-Basın - 17:52 A A
BENZER HABERLER