Aydın halk çatışması olmalı…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Ülkemizde doksanlı yıllarda verimli bir tartışma vardı: “Geri kalmış ülkenin aydınları ve geri kalmış aydınların ülkesi!” Acaba Ülkemiz hangi kategoride? İkincisi, yani geri aklamış aydınların ülkesi.
Keşke ülkemizde Aydın halk çatışması olsaydı, buna yanmazdım, sayfalar ayırırdım bu mesele için. Ne yazık ki öksüz Anadolu’da aydın yok halk var. Her şeyi seven ama her şeye cahil bir halk. Partisini sever ama o partinin kime hizmet ettiğini bilmez. Şeyhini sever, cemaatini sever, şeyhinin mezar toprağını suya katıp içer, tükürüğünü iştahla yalar, cinsel organını öper(Şeyh Kıbrisi’nin!) vb. Ben bu halka dair ne yazayım? Güruh!…
Ya aydınlar için: Köksüz yarı aydınlar! “Yuvarlak bir masa , boşalmış dört şişe!” Şair Nazım Hikmet’in şiiridir bu. Şimdi bu şiire göre masanın başında boş olan hangisi. Şişeler mi insanlar mı?
Bu ülkede sapmayan, korkusuz devrimci-milli aydınlara ihtiyacımız var. Milyonlarca talihsiz evladımıza kim sahip çıkacak? Onlar bir tek tok söze muhtaçlar.
Ülkemizin insanı yatay etkiler altındadır. Nedir bu? Nakil ve buna bağlı yorumlar! Halbuki yıldız olmak keşfe bağlıdır. Keşif dikey etkidir.
Egemen bir keşif istiyoruz. Öyle ki bu keşif akıl ve manevi hayatımıza egemen olsun. Bunun formülü tazelenmeden geçer. Tazelenme yüklerin en ağırıdır. Mevla’na, “Her gün bulanmadan taze akmak ne güzeldir” diyor. Yunus; “her gün yeniden doğarım, kim benden usanası ”der Bakınız, İlim şehrinin kapısı Ali’nin bir adı da “Murtaza”dır!” Ali Murtaza! Yani tazelenen ve razı olan!
Tazelenmenin formülü şudur: “İç tecrübe + ilmi formülasyön + göksel bilgi!”
İslam’ın kelam konularından birisi de şudur: Akıl yasa koymaz, keşfeder.
Şimdi yazdığımız gibi keşfin egemenliğini istiyoruz. Şiirde, nesirde, siyasette, ilimde, hukukta, ticarette, sevgide vb. Her şeyde keşfin egemenliği! Bu işleri Tanrı gözler, gözetler, Ülkenin mert oğulları neredesiniz?
Bizim insanımızın yaşadığı anla ne kadar ilişkisi var. Geçmiş bir andır gelecek de.
Yaşadığı an, Avrupa insanına küçük geliyor. Mesela Şekispir onları doyurmuyor, Dante doyurmuyor. Ne diyelim; Homeros, Göte onları doyurmuyor ve İncil onları doyurmuyor. Belki de haklılar. Okuyan düşünüyor. Peki, şimdi söyleyin “an” onlara küçük gelmez mi?
Sual bizim insanımız üzerineydi. An ve biz! Acaba beraber miyiz, ayrılığımız nerede başlıyor? Maziye özlem mi duyuyoruz? Nedendir bu? Çerilerin fethini mi özledik? At kişnemesi, kargı sesi, pazularımızın gücü! Eğer böyleyse, bu bizim istikbali karanlık gördüğümüzdendir.
Hayır, biz geleceği özlüyoruz. İyi ama Yunus’un Nesimi’nin, Fuzuli’nin divanlarını ne zaman okuduk? Okuduk da ne kadar sentez yakaladık? Bu sentezlerle hangi felsefeyi kurduk? Peki, herkesin evinde Mesnevi var mı? Mesnevi o kadar ki derindir. Tek başına bir enstitüdür o.
Bunlar bir yana acaba Kur’an’a aşina mıyız? Şimdi yukarıda dediğimin tersini diyorum Hayır; bizim özlemimiz yok, geleceğe dair zamanı bizde sildiler, beklentimiz yok. Biz ne istediğimizi bilmiyoruz.
Psikolojide bunun teşhisi şudur: “Ne istediğini bilmiyor!”
Bakınız bu bir hastalık adıdır. Ruhen yaşlanan toplumlarda bu durum gözlenmiştir. Aydınlarımızın bir kısmının cemaatçi oluşlarının sebeplerinden birisi de budur. Cemaatler eliyle iğdiş oldular. Bazıları da memur oldular. Ülkenin bu zor zamanında acaba kimlere memur oldular? Allah kahretsin mazeretleri bile yok. Eser yaratayım derken kendileri müzelik oldu. Müze envanteri! Aşksız, ruhsuz, uyuşuk müze envanteri!
-
Prof. Dr. Barış Doster: Cumhuriyetçilerin neleri tartışması gerekiyor?
-
İsviçre’deki ABD-İran görüşmesi iptal edildi: ‘Zaten anlaşma uzaktan imzalandı’
-
Kallas: AB, nükleer anlaşmaya varılması halinde İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasını görüşecek
-
Lavrov: Türkiye, Ukrayna konusunda sadece ev sahibi değil, aktif arabulucu olmak istiyor
-
Vance, İsrail’e sert çıkıştı: ‘Vatanınızı koruyan silahlar Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edildi’
-
Costa, Rusya ile diplomatik kanal açma kararını savundu
