Zeynep Altıok Akatlı: Kadıköy’ün kitaplarla kurulan yeni meydanı
Zeynep Altıok Akatlı
@zeynabelle
Kadıköy, demografik yapısı ve kent kimliğiyle uzun süredir iktidarın hedefinde; yerelde türlü müdahaleye göğüs germeye çalışıyor. Yaşam biçimini, kamusal alanlarını ve kültürel dokusunu korumaya direniyor. Gençlerin buluştuğu mekânlardan sokaklara taşan masalara, melodilere, kahkahalara uzanan yasaklara; kentsel dönüşüm adı altında yürütülen rant projelerinden yeşil alanlara, geçmişin izlerini hızarla silen kimliksiz yapılaşmaya, bellek mekânlarına kadar uzanan müdahalelere… Haydarpaşa Garı’nın “dönüşümü”, arkasındaki rant girişimleri ve iskelede bütün bilimsel veriler göz ardı edilerek dolgu zemine yapılmak istenen devasa cami projesi de bu müdahalelerin simgeleri oldu. Yıllardır Kadıköy’ün yaşam kültürünü dönüştürmeye dönük girişimlere tanıklık ediyoruz.
Bunların her biri başlı başına bir yazı konusu. Ben bugün, bütün bu müdahalelere karşı güçlü ama bambaşka bir direniş biçiminden söz etmek istiyorum. Son kez Haydarpaşa Garı’nda, Gar’ın kamusal niteliğini koruma mücadelesinin de parçası olarak büyük katılımla düzenlendikten sonra son noktada CHP’li belediyelere ait vakıf varlıklarından Gazhane’ye de el konulması sonucu alansızlık, pandemi gibi sorunlarla kesintiye uğrayan Kadıköy Kitap Günleri’nin dokuz yıl sonra yeniden doğuşundan… Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı’nın yerel yönetimi yalnızca altyapı hizmetleriyle sınırlamayan; kültürü, düşünceyi ve kamusal yaşamı belediyeciliğin asli sorumluluklarından biri olarak gören yaklaşımıyla Kitap Günleri’nin belediye bahçesinde yeniden hayat bulmasından.
Haydarpaşa Garı, İstanbul’un ortak belleğinin en güçlü duraklarından biriydi; insanların buluştuğu, ayrıldığı, kavuştuğu, yolculukların başladığı bir kamusal mekândı. Kadıköy Kitap Günleri’nin Gar’a taşınması da başlı başına kültürel bir tercihti. Çünkü kitaplar da insanlar gibi yolculuğa çıkar; kentlerin hafızasını taşır, kuşakları birbirine bağlar. Kitap Günleri burada yalnızca bir etkinlik değil, Gar’ın bir gar olarak yaşamasını savunan mücadelenin de parçasıydı. Gar kullanılamaz hâle gelince Kitap Günleri de dokuz yıllık bir kesintiye uğradı. Bu nedenle bugün belediye bahçesinde yeniden açılması, salt mekânsızlık sorununu aşmak değil; kamusal kültür anlayışını yeniden kurma iradesi olarak bir direniş biçimi.
Yerel yöneticilerin kültüre bakışı aslında insana bakışını yansıtır. Belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, çöp toplamak, kaldırım taşı döşemek değildir. İnsanların birlikte düşünebildiği, konuşabildiği, tartışabildiği, birbirini dinleyebildiği ortak yaşam alanları yaratmaktır. Ortak bir dünya kurabilecek buluşmaları çoğaltacak etkinlikler de bunun önemli bir parçası.
Kadıköy Belediyesi’nin bu yıl onuncusunu düzenlediği Kadıköy Kitap Günleri’nde
on gün boyunca belediye bahçesi; ağaçların altında kitap okuyan gençlerin, çocuklarıyla ilk kitaplarını seçen ailelerin, söyleşileri dinleyen okurların edebiyat ve yaşam üzerine sohbet ettiği yaşayan bir kent meydanına dönüştü. Kadıköy’ün sokak hayvanları da bu büyük buluşmanın doğal bir parçasıydı. Gençler minderlere yayılmış kitap okurken onlara eşlik eden kediler ve köpeklerde mutluydu. Belediye bahçesi yeniden gerçekten kentliye ait olduğunu hatırladı.
Yaklaşık yüz yayınevi, beş yüzü aşkın yazar, yetmişten fazla söyleşi ve yüz bini aşkın ziyaretçi… Bunlar önemli rakamlar. Ama asıl başarı, kitapların yeniden gündelik hayatın içine yerleşmesiydi.
İçinde yaşadığımız çağ her şeyi hızlandırıyor. Haberler birkaç saat içinde eskiyor, görüntüler saniyeler içinde akıp gidiyor, düşünmeye ayrılan zaman daralıyor. Anlık üretilen her temelsiz cümle, her haber bilgi yerine geçiyor. Tam da böyle bir çağda kitap okumak, insanı yavaşlamaya çağıran en güçlü eylemlerden biri. Düşündüren, başkasının hayatına ortak eden, çoğunluktan ayıran, vasattan kurtaran bir tercih. Çünkü kitaplar yeni sorulara, anlamlara, duygulara, bilinene ve bilinmeyene açılır.
Cumhuriyet kazanımlarının hedef alındığı, eğitim ve kültür alanlarında bilinçli bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kitap fuarları, kitap okuma, düşünme ve ifade hakkının kamusal olarak savunulduğu alanlara dönüşüyor.
Bu nedenle Kadıköy Kitap Günleri’nin programı da en az mekânı kadar belirleyiciydi. Yalnızca imza günlerinden oluşmuyor; edebiyat kadar yaşama ve bugüne dair tartışma alanı açan güçlü ve özenli bir içerik sunuyordu.
Kent belleğinden basın özgürlüğüne, demokrasi ve hukuk tartışmalarından güncel siyasete uzanan söyleşiler arasında özellikle dikkatimi çeken birkaç başlık vardı.
“Köy Enstitüleri ve Eğitim”, bilimin, sanatın, üretimin ve eleştirel düşüncenin toplumun en ücra köşelerine kadar taşınabileceğini gösteren en güçlü aydınlanma deneyimlerinden birini yeniden tartışmaya açıyordu.
“Nâzım Hikmet 124 Yaşında” buluşmasında, Özcan Arca ile Zeynep Oral, Nâzım’ın şiiri üzerinden barışı, özgürlüğü, umudu ve edebiyatın toplumsal sorumluluğunu konuştu. Aradan geçen yıllara rağmen Nâzım’ın sesi hâlâ bugünün Türkiye’sine sesleniyor.
“Halkın Haber Hakkı ve Gazetecilik” söyleşisinde BirGün muhabiri İsmail Arı, yetmiş beş günlük tutukluluğunun ardından ilk kez okurlarıyla buluştu. Gazetecilere yönelik baskıları ve basın özgürlüğünü konuşmak, aslında hepimizin geleceğini konuşmaktı.
“Kadınlar Yazarsa Tarihi” ise kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel değil; kültürel, tarihsel ve sembolik alanlarda da sürdüğünü güçlü bir anlatıyla ortaya koyuyordu. Kapanış konserinde şair ve müzisyen Mehtap Meral; Halide Edip Adıvar’dan Yaşar Nezihe Bükülmez’e, Gülten Akın’dan Afife Jale’ye, Bedia Muvahhit’ndan Suat Derviş’e uzanan kadınların mücadelesini şiir ve müzikle bugüne taşıdı. İmza alanlarından birinin Suat Derviş adını taşıması da etkinliğin bütünlüğünü tamamlayan zarif bir ayrıntıydı.
Belediye bahçesinde yakın tarihte yitirdiğimiz yazarlarımıza ve Kadıköy’ün simge isimlerine gösterilen özen de dikkat çekiciydi. Suat Derviş, Necati Tosuner ve Didem Madak imza alanları; Fethi Naci ve Mario Levi söyleşi sahneleri; Çıngıraklı Sokak ve Sakallı Lütfü bölümleri… Hiçbiri rastlantı değildi. Hafızayı canlı tutan, yeni kuşaklarla buluşturan ince düşünülmüş ayrıntılardı.
Gazetemiz BirGün’e, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’na, Nesin Vakfı’na, UMAG’a, Cemal Süreya Derneği’ne, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne ve Şahkulu Sultan Dergâhı’na ayrılan stantlar da hafızanın, aydınlanmanın ve sivil toplumun desteklendiğini gösteriyordu.
Bugün birçok kentte kültür etkinlikleri, edebiyatla bağı zayıf organizasyon şirketlerine bırakılıyor; kentin belleğinden ve toplumsal ihtiyaçlarından kopuk fuarlar düzenleniyor. Oysa Kadıköy Kitap Günleri, kent kimliğini, tarihsel birikimi ve bugünün ihtiyaçlarını birlikte gözeten bir anlayışla hazırlanmıştı. Bu da Mesut Kösedağı’nın toplumcu belediyecilik vizyonunu ve kültür-sanatın toplumu özgürleştiren gücüne duyduğu inancı gösteriyor.
Belki çok kitap satıldı, belki ekonomik koşullar nedeniyle beklenenden az satıldı. Ama daha önemlisi, kitap on gün boyunca gündelik hayatın merkezine yerleşti. Kimi kentler meydanlarıyla, kimileri kıyılarıyla anılır. Kadıköy ise uzun yıllardır kitapçılarıyla, sahaflarıyla ve okurlarıyla farklıdır. Gördüm ki Kadıköy Kitap Günleri yine kendisiyle yarışıyor.
Kadıköy Kitap Günleri bana nasıl bir kentte yaşamak istediğimizi de yeniden hatırlattı.
-
Zeynep Altıok Akatlı: Kadıköy’ün kitaplarla kurulan yeni meydanı
-
Ankara’da NATO’nun Suçları sergisi açıldı: ‘Misyonu emperyalizmin bekçiliğini ve tetikçiliğini yapmak’
-
Venezuela’da deprem bilançosu ağırlaşıyor: Can kaybı 2 bin 645’e yükseldi
-
Pakistan Başbakanı Şerif: Türkiye, Pakistan’ın yanında kaya gibi durdu
-
Rusya’dan sonra ikinci: Türkiye bu yıl rezervinden 81 ton altın sattı
-
Özel’den Deniz Göktaş tepkisi: Neşemizi çalamayacaklar
