Neşe Doster: Tam da unutulmayan kurum ve anılara sığınma zamanı…

Üst Manşet - 2 Temmuz 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

 

Ülkemizin geldiği ve getirildiği bu kırılma noktasında ve zemin bu kadar kayganken zor bir yazı konusu ve başlığı seçtim. Bu yazının yazılma nedenini ve ilham kaynağı oluşturan mektubu da en sona sakladım. Çünkü kuşağımızın rahat, güler yüzlü, neşeli, huzurlu, ayrıştırmayan atmosferinden yaka paça- ite kaka bir başka iklime savrulduk. Artık ülkemizde olup bitenlere çok üzülüyor, umutlarımızın, gençlerimizin, geleceğimizin, hayallerimizin yasını tutuyor, özetle özel zihniyetin faturasını çok ağır ödüyoruz…

O nedenle de sık sık geçmişe, anılara, hepimizin özelinde ayrı bir yeri, ayrı bir tadı, ayrı bir rengi olan alanlara dalıyoruz. Gerilere, anılara, olaylara dalıp gittiğimizde de çocukluk ve gençlik yıllarımızın unutamadığımız tortuları, beyinlerimize ve yüreklerimize kazınan ortak paydalarımız, geleneklerimiz, törelerimiz, değerlerimiz, bugün yerlerinde yeller esen özgün kurumlarımız aklımıza geliyor…

Böylece sık sık Atatürk cumhuriyetinin aydınlık mayasıyla tanıştığımız, yoğrulduğumuz yerler, okullarımız, içimize asılı kalan ve bizi asla terk etmeyen fotoğraf karelerini anıyoruz…

Bir döneme tanıklık etmiş, hepimizin sanatsal ve kişisel belleğinde, kültürel arşivimizde kendine has yerleri ve izleri olanları  yad ediyor, onlara olan gönül borcumuzu,  zihin bağlarımızı, vefa duygumuzu dün büyüklerimizin yerine getirdiğini, bugün bizlerin, yarın bizden sonrakilerin yerine getireceklerini umut etmek istiyoruz… 

Satır başlarıyla gidersek!

Kuruluşu gerçek bir emek destanı olan, alınteri olan, kazma kürekle yazılan, lojmanı olan, dersliği olan, fırını olan, lokali olan, hamamı olan, kütüphanesi olan, okuldan öte yaşamın kendisi olan, umut veren, hayal kurduran, yoksul köy çocuklarını ekmek sahibi yapan, toprağa düşen tohum gibi geleceği ve yemyeşil çınarların altında umutları yeşerten Köy Enstitüleri’ni ve Öğretmen Okullarını anıyoruz…  

Köklü bir geçmişin adı olan, çağdaşlığın ve aydınlığın kaleleri olan, ülkemizin aydınlanmasına gönül veren, emek veren ve Cumhuriyete kol kanat geren O vazife kuşağını eğiten bu kurumlara gelenler genelde; yoksul ailelerin çocukları idi, giysileri ayakkabıları yoktu, yaz aylarında çobanlık yapar, tarlalarda çalışırlardı. Olmazların olura, değmezlerin değere dönüştürülüp içinin boşaltıldığı bugünlerde, gel de UNESCO tarafından geri kalmış ülkelere “Çağdaş Kalkınma Modeli” olarak önerilmiş ve ansiklopedilere de “Türk Buluşu Kurumlar” diye geçen bu kurumları, köylüyü uygarlık kavramının içine yerleştiren ve büyük bir emek destanı sayılan, ulusal başkaldırımızın bir manifestosu sayılan bu kurumları anma, hatırlama…

Anlatımlarıyla, yaşam koşullarıyla, geleneklere bağlılıklarıyla, alışkanlıklarıyla, duruşlarıyla, eserleriyle, kitaplarıyla göğsümüzü kabartan, yüzümüzü güldüren, bizden biri, içimizden biri olan kurumun mezunlarından, Mahmut Makal’ları, Talip Apaydın’ları, Fakir Baykurt’ları, Mehmet Başaran’ları, Dursun Akçam’ları, Ümit Kaftancıoğullarını eşsiz bir gönül borcuyla selamlama…

Köy Enstitüleri’nin zengin kitaplığı ve ruhuyla yoğrulan, o kurumların çağdaş ve aydınlık ruhunun edebiyatımıza sunduğu armağanlar olan, amaçları köyün de, köylünün de kaderini değiştirmek ve geri kalmışlığı ortadan kaldırarak aydınlık bir ülke yaratmak olan o vazife kuşağını anma…

96 yaşındaki Köy Enstitülü öğretmenini ziyaret eden 89 yaşındaki öğrencisi… 

Bilim gazeteciliği alanındaki uzmanlığıyla bilinen, Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni  Ender Helvacıoğlu’ndan bir ileti aldım. Çok etkilendiğim bu ileti karşısında ben susuyor, sözü ona bırakarak aradan çekiliyorum…

“Annem Suat Helvacıoğlu artık çok yaşlı, hastanede palyatif bakım bölümünde yatıyor. Bugün benim de gözlerimi yaşartan bir olay oldu. Annemin Kepirtepe Köy Enstitüsü’nden bir öğrencisi ziyarete geldi. Öğrenci Naci Dağan 89 yaşında, yürüme zorluğu çekiyor. Buna rağmen nereden duyduysa duymuş, aramış taramış, ta Beykoz’dan Tuzla’ya gelmiş. Tesadüfen bana rastladı da anneme ulaşabildi. “Öğretmenim” diyerek uzun uzun ellerinden öptü. Annemin onu tanıdığını sanmıyorum, ama Kepir’den bir öğrencisinin geldiğini duyunca zorlayarak gözlerini açtı, “eksik olma” diyebildi. Naci Abi (“Bey” denmesine kızıyor). “Onlar bizim gibi yoksul köy çocuklarını aldılar, adam ettiler. Suat Hanım bizim cumhuriyetimizdi” dedi.

Bu mecrada özel olayları paylaşmayı pek sevmem. Ama bunu Cumhuriyetin ne olduğunu, neden yeni bir Cumhuriyet kurmamız gerektiğini genç kuşaklara anımsatmak için paylaştım. Teşekkürler Naci Abi.”

Teşekkür ve minnet notu: Kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, karda kışta, yağmurda çamurda, tipide boranda, kapanan yolda akmayan suda okuyan, eğitilen, eğiten, hizmet veren tüm eğitim çınarlarımıza Suat Hocamın ve Naci Abi’nin şahsında selam olsun…

 

 

 

 

Üst Manşet - 00:01 A A
BENZER HABERLER