Türk siyasetinde apati riski: “Oy versem de değişmez”
Türkiye bir süredir operasyonları ve iktidar partisine geçişleri konuşuyor. Peki siyaset ve siyasetçiler giderek değersizleşiyor mu? Türkiye’deki seçmen için “apati” riski ne?
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar nedeniyle 2024’ten bu yana toplam 30 belediye başkanı tutuklu durumda. Ayrıca 20 CHP’li belediye başkanı da AKP’ye geçti. CHP’de yönetimin yargı kararıyla değiştirilmesi, ardından Özgür Özel liderliğindeki 91 milletvekilinin Yeni Parti’yi kurması da Ankara’da siyasi dengeleri değiştirdi.
AKP’den koparak kurulan Gelecek Partisi ise 29 Temmuz 2026’da kendini feshettiğini açıkladı. Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “kirlenmiş siyasi iklimin parçası olmamak amacıyla” parti siyasetinden çekildiklerini duyurdu.
Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler, sadece partileri değil siyaset kurumunun kendisini de tartışmaya açtı. Uzmanlara göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile karar alma süreçlerinin giderek merkezi hale gelmesi, hem muhalefetin aslında hem de iktidar partilerinin siyaset yapma alanını daraltıyor.
Bu tablo ise seçmenlerde siyasi ilgisizliğin, yani “apati” riskinin büyüyüp büyümediği sorusunu gündeme taşıyor.
Siyasetin alanı neden ve nasıl daralıyor?
Siyaset bilimci Mesut Yeğen, bu sürecin tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirtiyor. Hükümet sistemi değişikliği ve rejim dönüşümü, küresel makro faktörler ve insan malzemesindeki sorunların bir arada etkili olduğunu kaydediyor.
Yeğen’e göre 2016 sonrası yaşanan rejim değişikliği en temel faktörlerden biri. Hükümet sistemi değişikliği olarak lanse edilen dönüşümle birlikte siyaset yapmanın ana mekânının TBMM olmaktan çıktığını ve Cumhurbaşkanlığı kurumuna devrolduğuna dikkat çeken Yeğen, yeni önerilerin artık milletvekillerinden değil, Cumhurbaşkanı çevresindeki danışmanlar ve politika kurullarından geldiğini belirtiyor.

Ancak uzmanlara göre mesele yalnızca sistem mimarisiyle sınırlı değil.
Yeğen, medya, belediyeler, siyasi aktörler ve sivil alan üzerindeki baskıların da siyaset alanını daralttığını ve yeni tekliflerin önünü kestiğini ifade ediyor. Ayrıca daha makro bir boyuta da dikkat çekiyor ve dünyanın endüstri devrimine benzer bir büyük dönüşüm geçirdiğini ve buna uygun bir siyasetin henüz üretilemediğini vurguluyor.
Mikro düzeyde ise siyasetçilerin kalitesindeki düşüşe işaret eden Yeğen hem otoriterleşme hem de önceki dönemlerin etkisiyle siyaset yapmanın maliyetli hale geldiğini, ikbal ve maddi menfaatlerin görece yüksek olmasının fırsatçı eğilimleri güçlendirdiğini söylüyor.
Siyaset Bilimci İbrahim Uslu ise mevcut tabloyu “siyasetin alanının daralması” olarak tanımlıyor. Uslu’ya göre “Ne partiler içerisinde ne partiler arasında rekabet var. Çünkü bütün güç bu sistemle tek merkezde toplanmış durumda.”
Uslu, muhalefetin elindeki denetim araçlarının da büyük ölçüde etkisizleştiğine dikkat çekiyor. Bakanlara sorulan sorular çoğunlukla yanıtsız kalırken gensoru gibi klasik parlamenter denetim araçları da bu sistemle artık muhalefetin elinde değil.
Sivil toplumun sindirilmiş olduğunu ve sendikalar, meslek örgütleri ve iş dünyası üzerinden bir siyaset alanı kurmanın da giderek zorlaştığını belirten Uslu, medyanın da kendi içindeki sorunları nedeniyle etkin olamadığını kaydediyor. Uslu, “Siyaset yapabileceğiniz bütün paydaşlarınız, mekanizmalarınız işlevsizleşmişse, o zaman nasıl siyaset yapacaksınız?” diyerek, bu durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığını şöyle aktarıyor:
“Bizim bildiğimiz anlamda bir siyaset otoriterleşen hiçbir ülkede yok. Bizim siyaset dediğimiz şey, partiler ve toplumsal kesimler arasındaki rekabetten doğan bir şey. Bu rekabet otoriter sistemlerde mümkün değil.”
CHP, Yeni Parti ve DEM örnekleri ne gösteriyor?
Siyaset yapma alanının daralmasından en çok etkilenen partilerin başında CHP ve Yeni Parti geliyor.
Türkiye’de mevcut siyasi atmosferi değerlendiren Yeni Partili bir yetkili, DW Türkçe ile sohbeti sırasında CHP’deki son dönemlerinde halka vaatlerini açıklama noktasına geldiklerini ve anketlerde önde olduklarını söylüyor, ancak ardından 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararının çıktığını ifade ediyor. Bu yetkiliye göre tüm bunlara rağmen Yeni Parti olarak siyaset yapmakta ısrarcı olan hemen hemen tek parti yine kendileri.
CHP’den ayrılan isimlerin 24 Temmuz’da kurduğu Yeni Parti, en az 41 ilde teşkilatlanıp büyük kongresini seçimden en az altı ay önce toplamadan seçime giremiyor. Ekim ayında kurultayını toplamayı planlayan parti, 9 Ağustos’a kadar 60 kentte örgütlenmesini tamamlayarak altı ay sonra bu yeterliliğe kavuşmayı hedefliyor.

İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı ve Ekim 2024’ten bu yana devam eden yeni çözüm sürecinin de DEM Parti’nin siyaset yapma biçimini etkiliyor.
Parti yetkilileri kendilerinin hâlâ muhalefet etmeye devam ettiğini örnekler üzerinden anlatıyor, ancak çerçeve yasanın çıkmasının beklendiği bugünlerde eskiden yüksek sesle dillendirilen iktidar eleştirilerinin dozunun düştüğü gözleniyor.
Yeğen, bu süreçte DEM Parti ile ilgili durumun ayrı dinamikleri olduğunu belirtiyor:
“DEM Parti tek gündemli yani süreç eksenli bir siyaset yapmaya kendi kendini mahkûm etti ne yazık ki. Bu daha çok PKK ve Öcalan’la devlet arasında yürütülmesi gereken bir süreç olmalıyken DEM Parti bütün gövdesiyle bu işin içine girmiş durumda ve neredeyse başka bir alanda siyaset yapmıyor.”
DEM Parti çerçeve yasanın çıkmasının ardından Ekim ayından sonra yine süreç kapsamında gelmesini beklediği diğer yasalara odaklanmayı önceliyor.
Sadece muhalefet mi? AKP ve MHP siyaset yapabiliyor mu?
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en belirgin sonucu olarak karar alma ve siyaset süreçlerinin Cumhurbaşkanlığı’nda yoğunlaşmış olması sadece muhalefeti değil iktidar partilerini de etkiliyor.
Uslu’ya göre siyasetteki daralma yalnızca muhalefeti değil, iktidar partisinin kendi kadrolarını da kapsıyor. Uslu şu tespiti yapıyor:
“İktidarın siyasetçileri bile artık iktidar gibi davranamıyor. Çünkü atanmışlar karşısında zayıflar; atanmışlar, kendilerinden daha büyük bir irade tarafından göreve getirilmiş durumda.”
İktidar partisinin milletvekillerinin kendi bakanlarına ulaşmakta zorlandığı eleştirileri zaman zaman iktidarın bazı kesimlerince dillendirilirken, AKP teşkilatlarının da artık politika üretmediği, Cumhurbaşkanlığı’nın söylem ve eylemlerini onaylamakla yetindiği yapılan yorumlar arasında.
Yeğen, hükümet sistemi ve rejim değişikliğinin iktidar partisinde de kendisini gösterdiğini belirterek, “Orada da insan malzemesi sorunu var. Sonuçta AK Parti’nin ilk dönemindeki, aklımıza ilk gelen 20 ismi düşünün. O insanlardaki ağırlıkla bugün grup başkanvekilleri dahil olmak üzere bir ağırlığı olan siyasetçi yok” diyor.
Seçmende “oyumun kıymeti yok” hissi oluşur mu?
Peki siyasetin giderek etkisizleşmesi, ardı ardına yaşanan operasyonlar ve transferler seçmenleri nasıl etkiliyor?
Yeğen, Türkiye’de 2023’ten beri siyasetin “Bu otoriter rejim değişecek mi, devam mı edecek?” sorusuna kilitlendiğine işaret ediyor. Yeğen’e göre meselenin otoriterlik-demokrasi ikilemine sıkışması, siyasetin alanının daralmasını da şöyle önemsizleştiriyor:
“Birçok insan için esas mesele bu rejimi devam ettirmek ya da değiştirmek. AK Parti ve MHP’liler için sürdürmek, muhalefettekiler için de değiştirmek esas. İnsanlar artık bunun araçsal olarak nasıl yapılacağıyla ilgileniyor. Konu biraz aritmetiğe, sayılara dönmüş durumda.”

Son yerel seçime katılım oranı yüzde 78,5’te kalmış ve bu; 2019 yerel seçimlerindeki yüzde 84,7’lik oranın belirgin olarak altında gerçekleşmişti.
Uslu’ya göre ise bu tablo seçmen davranışını doğrudan etkiliyor. Yerel seçimde oy kullanan pek çok seçmenin seçtiği belediye başkanının tutuklandığını ya da başka bir partiye geçtiğini gördüğünü anımsatan Uslu, bu seçmenlerin “Biz niye oy verdik?” diye düşündüğünü belirtiyor.
Bu arada Uslu’ya göre bu ilgisizlik yalnızca muhalefet seçmenine özgü değil. Uslu, siyasal ilgisizliğin yani “apati” hâlinin 2023 seçimlerinden bu yana genel olarak giderek güçlendiğini belirtiyor.
Seçmen apatisi riskini ise bugün itibarıyla görmediğini söyleyen Yeğen ancak bu riskin ileride karşımıza çıkabileceğini şu sözlerle aktarıyor:
“Özellikle seçimler yaklaştığında eğer Yeni Parti, 19 Mart’taki İBB operasyonu ve 21 Mayıs’taki mutlak butlan kararı benzeri büyüklükte üçüncü bir operasyona maruz kalırsa ve bundan güçlü çıkmazsa, ki çıkmama ihtimali var, o zaman ‘Bu Erdoğan rejimi değişmeyecek, bu otoriterlikten kurtulamayacağız’ türünden bir kanıksama üzerinden apati hâli gelişebilir.”
Kaynak: DW Türkçe
-
Cem Küçük soruşturması kapsamında TV programcısı Tahir Sarıkaya gözaltına alındı
-
Karadeniz’de 13 Türk mürettebatın bulunduğu gemiye dron saldırısı
-
Rusya: Ukrayna sularında 4 gemi imha edildi
-
İran’dan Ukrayna’ya Hazar Denizi tepkisi: ‘Saldırının kasıtlı olduğuna dair kanıtlarımız var’
-
Mısır’da 5.3 büyüklüğünde deprem: Çevre ülkelerde de paniğe neden oldu
-
İran: ABD tüm bölgeye karşı savaş yürütüyor, şu anda bir görüşme yok
