Prof. Dr. Barış Doster: Mekke Ortak Savunma Anlaşması kimin için, kime karşı?
Prof. Dr. Barış Doster
dosterb@hotmail.com
İran; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılması için davet almadığını açıkladı. Tahran’ın anlaşmaya davet edildiği yönündeki haberleri yalanladı. Bununla birlikte, anlaşmaya taraf olan üç devletle, bölgesel kolektif güvenliği ilgilendiren konularda görüşmeler yapılmasına yönelik öneriler olduğunu vurguladı.
İran; bir yandan anlaşmaya katılması için davet almadığını belirtiyor bir yandan da anlaşmayı İran karşıtı bir girişim olarak görmediğini söylüyor. Bir anlamda, diyalog kapısını, iletişim kanallarını açık tutuyor ve bölgesel güvenliğin önemine işaret ediyor.
Fakat İran; resmi söylemde bunları dillendirse bile, anlaşmanın gerçekte, İran karşıtı bir içerik taşıdığı açık, Şii karşıtı bir zemine oturduğu aşikâr. Çünkü Mekke Anlaşması’na taraf üç devlet de Sünni. Anlaşmaya imza atan ülkelerden Türkiye ile İran arasında tarihsel ve dengeli rekabet var. İki devlet, pek çok alanda keskin bir rekabet içinde olsalar, hatta zaman zaman gerilim yaşasalar bile, ikisinin de devlet tecrübesi, tarihsel belleği ve diplomatik birikimi güçlü. Bu da rekabet ve gerilimin sıcak çatışmaya dönüşmesini engelleyen önemli bir unsur. Nitekim Türkiye – İran sınırı, ülkemizin en eski sınırı. 1639’da imzalanan Kasrı Şirin Anlaşması’ndan beri değişmemiş, birkaç küçük sınır tadilatı dışında.
Pakistan – İran ilişkileri de zaman zaman çıkan gerilime, hatta 2024’te yaşandığı gibi karşılıklı atılan füzelere rağmen, son kertede dengeli ilişkiler. 909 kilometre ortak sınırı olan iki devlet, sorunlar yaşasalar bile, aralarındaki ticareti geliştirmeye, sorunları müzakerelerle çözmeye çalışıyorlar. Birbirlerini düşman, öncelikli tehdit, beka sorunu olarak görmüyorlar.
Suudi Arabistan ise İran’ı büyük tehdit olarak görüyor. İki devlet, birbirlerine karşı farklı coğrafyalarda, farklı ülkelerde vekil güçleri cepheye sürüyorlar. Suudi Arabistan; İran karşısında, ABD ve İsrail’in galip gelmesini istiyor. İran; Suudi Arabistan’ı ABD ve İsrail’in işbirlikçisi, destekçisi olarak görüyor. Petrol ihracatçısı iki devlet arasında ekonomik, jeopolitik, stratejik rekabet yanında Arap – Fars, Sünni – Şii rekabeti de söz konusu.
Arap dünyasında Mısır’la birlikte en çok öne çıkan iki devletten biri olması yanında, Körfez Araplarının da lideri olan Suudi Arabistan; son yıllarda, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle de gerilimler yaşıyor. Körfez Arapları arasında yaşanan bu gelişmeleri, ne Arap Birliği çözebiliyor ne İslam İşbirliği Teşkilatı ne de Körfez İşbirliği Konseyi. Çünkü üç örgütün de bırakınız dünyada, kendi üyeleri arasında bile bir etkinliği, saygınlığı, caydırıcılığı yok.
Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği Körfez ülkeleri, Körfez İşbirliği Konseyi altında örgütlüdürler. Konsey; 1981’de Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt tarafından kurulmuştur, 6 üyesi vardır. Aralarındaki coğrafi yakınlık, siyasi ilişkiler, benzer koşullar, rejimler, kültür, din, dil ve mezhep öne çıktığından, 6 devletin ilişkisinin, işbirliğinin, daha da ileriye taşınarak bütünleşmesinin umudunu taşıyan kimileri, Körfez İşbirliği Konseyi’nin, oluşturulmak istenen Arap Milleti’ne de yardımcı olacağını, zemin oluşturacağını arzulamışlardır. Ama şimdiye dek umulan olmamıştır.
Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin kendi aralarında yaşadıkları gerilimler (Suudi Arabistan – Katar gerilimi, Suudi Arabistan – Birleşik Arap Emirlikleri gerilimi, İran’la ilişkileri ve Hamas’a verdiği destek nedeniyle, 2017’de Katar’a karşı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin koyduğu ambargo gibi) düşünülürse, konseyin değil bir Arap Milleti için zemin oluşturması, değil Avrupa Birliği benzeri ulus üstü bir yapıya evrilmesi, kuruluştaki hedeflerinin bile gerisinde olduğu görülür. Üye ülkelerdeki rejimlerin otoriter, baskıcı karakteri de, örgüte umut bağlayanların beklentileriyle çelişmektedir. Üye ülkelerin, anladığımız biçimiyle bir ulus devlet, demokratik devlet, hukuk devleti olmaları mümkün değildir. Mevcut yapılarında ulusal egemenliğe, milli iradeye yer, yurttaşlık bilincine ve ulusal aidiyete yer yoktur. Konsey üyesi 6 ülkedeki iktidarların, ABD ve İsrail’le olan ilişkileri, halkın tepkisini çekse bile, bu tepki siyasal anlamda, ülke yönetimlerine yansımamaktadır.
Son olarak, Körfez’deki Arap ülkelerini yöneten ailelerin, hanedanların, kadroların, ABD’nin yanı sıra, geçmişten günümüze İngiltere’yle yakın ilişkilere sahip olduklarını da hiç akıldan çıkarmamak gerekir.
-
Prof. Dr. Barış Doster: Mekke Ortak Savunma Anlaşması kimin için, kime karşı?
-
Batman’da spor salonunda yangın: 2 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı
-
Girne açıklarında yolcu gemisi alabora oldu: ‘7 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi aranıyor’
-
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
-
Erdoğan başkanlığındaki devlet erkanı Anıtkabir’de
-
The New York Times: Türkiye-İsrail rekabeti geniş bir alanda gerilimi artırıyor
