Prof. Dr. Barış Doster: İran – Irak Savaşı ve ABD’nin Saddam’a attığı kazık!
Prof. Dr. Barış Doster
ABD emperyalizmi ve müttefiki İsrail’e karşı İran’ın, ABD himayesindeki Suudi Arabistan’a karşı da, İran destekli Husilerin gösterdiği direniş, pek çok siyaset bilimciyi, uluslararası ilişkiler uzmanını, gazeteciyi, yorumcuyu şaşırttı. Böylesi bir mukavemet beklemiyorlardı çünkü. İran’ın silah, cephane, füze, roket stoklarının kısa sürede eriyeceğini, Husilerin birkaç haftada pes edeceğini sanıyorlardı. Yanıldılar.
Bu yanılgının birkaç nedeni var. Emperyalist küstahlık, kibir bunlardan biri. Cehalet, bunlardan diğeri.
ABD icadı bir disiplin olan uluslararası ilişkiler uzmanlarının maalesef önemli bölümü, gerekli tarih, coğrafya ve ekonomi politik bilgisinden yoksun olduklarından, yanılgıları kaçınılmaz oldu. İran’ın, bölgede tarihsel deneyime, ulusal bilince, devlet geleneğine sahip birkaç devletten biri olduğunu, bölgesel aktör olarak öne çıktığını, savaş tecrübesinin yüksek olduğunu unuttular bunların çoğu.
İran; 1979 İslam Devrimi’nden bu yana, ağır ekonomik yaptırımlara rağmen, diz çökmedi. ABD – İsrail saldırıları sonucunda, siyasi, dini, askeri, idari kadrolarının, en üst düzey yöneticilerinin önemli bölümü öldürüldüğü halde, pes etmedi. Ekonomisi kötü, parasının değeri düşük, işsizlik oranı yüksek olduğu halde, geri adım atmadı. İran’da halk; rejime, iktidara yönelik çok haklı ve çok meşru eleştirilerini saklı tutmak kaydıyla, bir kenara koyup, devletlerini, milletlerini ve vatanlarını savunma olgunluğunu ve kararlılığını gösterdi.
Bunu nasıl yaptıklarını daha iyi anlamak için, kısaca tarihe göz atalım.
İran’da, 1979’da İslam Devrimi’yle rejim değişmiş, 1980’de Irak’ın havadan ve karadan saldırısıyla, savaş başlamıştı. İran – Irak savaşı 8 yıl sürdü. Toplamda 1.5 milyondan fazla insan öldü. İki ülkenin toplam savaş harcaması, 1 trilyon doları geçti.
Savaş başladığında, dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin, 3 gün içinde İran’ın başkenti Tahran’a girmenin hesabını yapmıştı. Yanıldı. İran çabuk toparlandı. Savaşın 2. yılında, Irak; başkenti Bağdat’ı korumanın derdine düştü. Savaşın 3. yılında, Irak’ı destekleyen Batılı büyük güçler, emperyalist devletler devreye girdiler. Temmuz 1988’de ABD; Dubai’ye giden ve 290 yolcu taşıyan İran uçağını vurdu, Ağustos’ta İran, Birleşmiş Milletler’in 598 sayılı, savaşı sona erdiren ateşkes kararını kabul etti.
1979’da, İmam Humeyni; Fransa’dan İran’a dönüp, ülkesini yönetmeye başlarken, yine 1979’da Saddam Hüseyin Irak’ta cumhurbaşkanı olmuştu. Arap dünyasının lideri olmak istiyordu. 1980’de İran’a savaş açmasının da, İran’la savaş bittikten iki yıl sonra, 1990’da Kuveyt’i işgal etmesinin de önemli nedenlerinden biri, liderlik iddiasıydı. Elbette zengin petrol kaynakları, tarihi ve coğrafi sebepler, jeopolitik ve stratejik gerekçeler de vardı Saddam’ın ajandasında.
ABD başta batılı ülkeler, açıktan Bağdat’ı desteklerken, el altından da İran’a silah sattılar. Arap ile Fars birbirini kırarken, nüfusunun ezici çoğunluğu Şii olan İran ile nüfusunun üçte ikisi Şii olan Irak, birbiriyle savaşırken, batılı silah şirketleri kasalarını doldurdular. O kadar ki, o dönem Fransa; ihracat gelirinin neredeyse yarısını, aynı anda Irak ve İran’a sattığı silahlardan elde etti. ABD, Irak’a kimyasal silahlar verdi. O dönem Arap dünyasında Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt ve Ürdün Irak’ı desteklediler. Suriye ve Libya İran’ı tuttular.
Sonrasını biliyoruz, ABD; 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında, 1990 – 1991’de Irak’ı vurdu. Saddam’ın ve ordusunun gücünü kırdı. Irak Kürtlerinin önünü açtı. Sonrasında 2003’te Irak’ı işgal etti. Ülkeyi etnik, mezhepsel kota, kompartıman ve kontenjanlar üzerinden, hem de bunları anayasaya koyarak, fiilen bölecek adımlar attı. Irak’ın kuzeyinde bölgesel yönetimi tesis etti. 23 yıllık işgalin ardından da, geçtiğimiz haftalarda işgali sonlandırdı.
Saddam Hüseyin, İran’a saldırırken ABD’ye güvenmiş, desteğini almıştı. Kuveyt’e saldırırken, ABD’nin tarafsız kalacağını sanmıştı. ABD’nin günü geldiğinde ülkesini işgal edeceğini, kendisini devireceğini, idam sehpasına yollatacağını görememişti.
O nedenle ABD’nin ünlü dışişleri bakanı Henry Kissinger’ın şu sözünü hiç unutmamak gerekir:
“ABD’nin düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ama dostu olmak ölümcüldür”.
-
Neşe Doster: Aramızdan ayrılışının 6. yılında Bekir Coşkun’un anısına…
-
Prof. Dr. Barış Doster: İran – Irak Savaşı ve ABD’nin Saddam’a attığı kazık!
-
İstanbul’da sağanak yağış: Sel, su baskınları ve yoğun trafik
-
Türkiye-Azerbaycan geriliminin nedeni sadece başörtüsü mü?
-
Halk TV çalışanları toplu veda ettiler…
-
İmamoğlu’nun savunması başladı: ‘Sürecin aktörleri Türk yargısı önünde hesap verecek’
