Prof. Dr. Barış Doster: Emperyalizm, ekonomik güç ve dış politika…
Prof. Dr. Barış Doster
Dış politika; en kısa, en yalın, en basit tanımıyla, diğer ülkelerle girişilen her türlü ilişkinin yönetimidir. Yüksek maliyetli bir iştir dış politika. Yüksek bilgi, beceri, deneyim, liderlik gerektirir. Çünkü başarısızlığın bedeli ağırdır, hem de her açıdan. Ülkenin itibarı, nüfuzu, caydırıcılığı da, insan kaynağı da, parası da, sınırları da doğrudan etkilenir bir dış politika başarısından veya başarısızlığından.
ABD’deki Brown Üniversitesi bünyesinde savaşların maliyetini araştıran program (ulaşmak için bkz, https://costsofwar.watson.brown.edu/paper/overview), yaptığı araştırmada, 11 Eylül sonrası ABD’nin saldırı ve işgallerinin, 8 trilyon dolarlık ekonomik yük getirdiğini, 4,5 milyondan fazla insanın doğrudan veya dolaylı ölümüne yol açtığını saptamıştı. Raporda, saldırı ve işgallerin mali yükü yanında, milyonlarca insanı yerinden ettiği ve küresel çevre kirliliğini artırdığı da yazılmıştı.
Bugün ABD emperyalizminin hegemonya kabiliyetindeki, ekolojik hakimiyetindeki gerilemeyi anlamak için, öncelikle ABD ekonomisinin sırtındaki yükü anlamak gerekir. Çünkü ABD; 2. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi, dünyanın toplam üretiminin yarısından fazlasını yapan bir ülke değildir artık. Toplam üretimdeki payı yüzde 20 dolayındadır. Ülkedeki toplumsal, sınıfsal, kültürel fay hatları; zengin – fakir uçurumu çok derindir. Kamunun, özel şirketlerin ve hane halkının borçları toplamı, 200 trilyon dolara yaklaşmıştır. Federal hükümetin toplam borcu, 40 trilyon doları aşmıştır ( Tıklayınız ).
ABD, BORÇ VERİRKEN NELERİ ÖNEMSER?
ABD’ye en çok borç veren 3 ülke, Haziran 2026 verileriyle şunlardır: Japonya (1 trilyon 117 milyar dolar), Birleşik Krallık (940 milyar dolar) ve Çin (633 milyar dolar). ABD’nin Ortadoğu’da en fazla iktisadi ve askeri yardım yaptığı ülke İsrail’dir. Onu Mısır takip eder. Ukrayna da, ABD’den ciddi ölçekte iktisadi ve askeri yardım, fon ve kredi almıştır. Şunu da unutmamak gerekir. Ukrayna dahil, ABD müttefiklerine, ABD ürünlerini, silahlarını, uçaklarını alsınlar diye para borç verir. Borcu nasıl kullanacakları konusunda ABD belirleyicidir. Üstelik bunu da yıllardır yapmaktadır. 2. Dünya Savaşı’nda müttefiklerine yüklü miktarda borç vermiştir. Örneğin İngiltere, bu borcu, ancak 2006 yılında kapatmıştır. Ki İngiltere, İsrail ile birlikte, ABD’nin iki stratejik müttefikinden biridir. ABD; ekonomik bunalım yaşayan ülkelere ise doğrudan borç vermekten ziyade, IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla borç verir. ABD; ekonomik öncelikleri yanında, stratejik ve jeopolitik öncelikleri de gözetir, borç verirken.
ABD; emperyalist bir güç olarak, tüm dünyayla ilgilenir. Küresel ölçekte etkin ve nüfuzlu olmaya çalışır. ABD’nin kendi gücü gerilediği gibi, müttefiklerinin de eski gücü yoktur, özellikle de Avrupalıların. Emperyalist bir proje olan Avrupa Birliği, küresel ölçekte bir aktör değildir. Böyle bir uyum yoktur, ahenk yoktur Avrupa Birliği’nde. Böyle bir hedef de yoktur. Dahası, böyle bir gücü, iradesi, cesareti de yoktur Avrupa Birliği’nin. Avrupa Birliği’nin lideri olan Almanya, yakın çevrede, Balkanlar, Baltık, Karadeniz ve Kafkasya’da etkili olmaya çalışmaktadır, o kadar. Bunu da ne kadar başarabildiği tartışmaya açıktır. Dahası, dünyada da, Avrupa Birliği’nin, küresel ölçekte, uzak coğrafyalarda, öne çıkmasını, inisiyatif almasını, etkili olmasını isteyen, bekleyen bir ülke yoktur.
EMPERYALİZMİN YÖNTEMLERİ
Emperyalizm – dış politika ilişkisine kafa yorarken, emperyalizmin kullandığı araçların, yöntemlerin değiştiği unutulmamalıdır. Örneğin, 19. Yüzyılda emperyalizm, daha kaba, daha vahşi, daha barbar yöntemlere başvurmuştur. Sonrasında yine askeri yöntemlere, kaba kuvvete başvurmakla birlikte, daha sistematik biçimde iktisadi – mali araçları, kültürel hegemonyayı, sofistike yönetim araçlarını ve yöntemleri devreye sokmuş, daha sık kullanmaya başlamıştır.
Tarihin verdiği derslerden biri de şudur: Çok büyüyen, çok genişleyen, çok yayılan her imparatorluk, her büyük devlet, aynı zamanda kendi sonunu da hızlandırır. Doğaldır bu durum. Kaçınılmazdır. Roma İmparatorluğu için de geçerlidir bu durum, Kafkasya’dan Viyana kapılarına, Arap yarımadasından Kuzey Afrika’ya uzanan çok geniş topraklara hükmeden Osmanlı Devleti için de. Çünkü yönetmek, hükmetmek zorlaşır. Çünkü mali yük artar. Çünkü bürokrasi hantallaşır. Çünkü merkez kaç eğilimler öne çıkar, merkezden uzaktaki yerel güçler arasındaki rekabet sertleşir, taşradaki güç odakları arasındaki gerilim artar. Çünkü gereken idari ve askeri yeniliklerin yapılmasında, adımların atılmasında zorluklar çıkar.
Özetle, ABD’nin durumu da bu tarihi tunç yasası ışığında değerlendirildiğinde, ABD’nin gücündeki gerileme daha net anlaşılır.
-
Prof. Dr. Barış Doster: Emperyalizm, ekonomik güç ve dış politika…
-
Han Ayvaz Adıgüzel: İki şey fark edilir; gözlem yap ve düşün…
-
AB’den Rusya’ya yeni yaptırım dalgası
-
Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahipleri belli oldu
-
Fon soruşturmasında 401 milyar TL’lik çıkış: 440 kişi inceleniyor
-
Lavrov’dan Lübnan’a destek mesajı: Egemenlik ve toprak bütünlüğünün yanındayız
