Dinin En Kurucu Terimi Nedir?
Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Yer yüzünde tevhit dini, Adem’den Hatem’e kadar tek din ve tek kanal olmasıyla birlikte üç ırmak şeklinde akmıştır. Birinci ırmağın adı “Yahudilik”, ikincisinin adı “Hıristiyanlık”, üçüncüsünün adı ise “İslam” dır! Bunlardan her birinin de ayrı ayrı kurucu terimleri vardır! (Yani o ırmağı/inancı tanımlayan tek kelime söz konusudur!)
Yahudiliği tanımlayan tek kelime “İsrail’dir”. Hıristiyanlığı tanımlayan en kurucu terim “kurtuluş” tur. İslam’ı tanımlayan en kurucu kavram ise “tevhit” ve “adalet” tir!
Hz. İsa (as)’ın gelişindeki gaye, o inanca göre bütün insanlığın kurtuluşu içindir. Yani Hıristiyanlık teolojisi açısından Hz. İsa’nın çarmıha çekilmesinden maksat, insanlığı aslî günahlarından kurtarmaktır. Çünkü Hıristiyanlığa göre insan, günahkâr doğar!
Taha Suresi 20 ile 85’inci ayetleri arasında şöyle bir olay anlatılır:
-“Hz. İsa (as) İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarır. Sonra onları kardeşi Harun ile baş başa bırakır ve Tur dağına gider. Dağdan dönüşte halkının Samirî namındaki biri tarafından yoldan çıkarılıp altın bir buzağıya taptıklarını görür. Bundan ötürü de kardeşi Harun’u bu olaydan sorumlu tutar. Sakalına yapışır vs. Harun da ona der ki, bu duruma karşılık benim hiçbir sorumluluğum yoktur, bütün bu olanları Samirî yapmıştır!
Musa Samirî’ ye şöyle der: “Ve ma hatbuke ya Samirî? / Senin derdin neydi ey Samiri?” Niçin böyle yaptın? Samirî’ nin burada verdiği cevap çok ilginç ve bir o kadar da olağan üstüdür!
Lütfen Kuran’ı okuma stratejisinde şuna dikkat edelim! (Ben de buna çok dikkat etmeye çalışıyorum) O da şudur:
-“Allah Teala, tarihsel kişiliğin ağzından “kotasyon” dediğimiz sözler aktarıyor! Yani ders niteliğinde tırnak içerisine alabileceğimiz önemli aktarımlarda bulunuyor. Örneğin Firavun, Bel’am b. Baura, Samirî, Akinaton vs. nin ağızlarından aktarımlarda bulunuyor!”
Akinaton; Firavunlar kabilesindendir, fakat imanını onlardan gizleyen mümin bir adamdır! Kur’an-ı Kerim bunun olayını Mümin Suresinde aktarır. Samirî’ nin olayını da onun ağzından Taha Suresinde naklediyor!
Tarih felsefesi açısından bu, müthiş bir durumdur! Yani tarihteki insanların nasıl bir şahsiyet oldukları, neyi temsil ettikleri ve çoğunun sözlerini, bir ders şeklinde aktardığını görüyoruz! İşte Samirî’ nin verdiği ders şudur:
Samiri’ ye Hz. Musa: “Senin derdin neydi?” dediğinde, ona şu cevabı veriyor: “Elçinin (Musa ya da Cebrail fark etmez!) getirdiği mesajın içinden bir şeyi kabzedip (çekip çıkartıp) senin mesajını çökertmek istedim!”
Yani ortada bir din vardır, onun içinden bir şeyi söküp aldığınız zaman o din içine çöker! Düne kadar sana hayran olan bütün bir millet ve senin peşinden giden tüm insanlar, getirdiğin dinin içinden o şeyi söküp aldıklarında, o dini terk edip rotayı kaybedebiliyorlar!
Peki bu nasıl bir şeydir? Bir dinin içerisinden neyi söküp çıkarırsak o din içine çöker? Artık huzur getiren, insanlara esenlikler müjdeleyen din olmaktan çıkıp tam tersi çatışmayı körükleyen, kendi içindeki mensuplarını bile birbirinin tuzağını kuran bir mekanizmaya dönüştürür? Acaba böyle bir şey olabilir mi?
Evet! Olmuştur ve hala da oluyor ki hem tarihsel fotoğrafı ortadadır hem de günümüzdeki fotoğrafları göz önünde bulunmaktadır!
Soru şu:
-“Hangi kavramı din sisteminden söküp alırsak o din (örneğin İslam) içine çöküverir? “Tevhidi mi, adaleti mi, imameti mi, merhameti ya da herhangi bir kavramı mı?”
Örneğin ünlü alimlerden Fahrettin Razı şöyle der; “İslam dininden “Tevhit” inancını söküp aldınız mı o din/sistem çöküverir!”
Kuran-ı Kerim’in iletişim stratejisinde, okuyucu içerisini doldursun diye hayli muğlaklıklar vardır. Yani Kuran’ın bıraktığı o açıklıkları okuyucu doldurmalı ve kendi dönemiyle bağlantı kurmalıdır! Daha açıkçası o olayları güncellemelidir! Bu da şu demektir: “Samirî döneminde o dinin içerisinden çekip çıkarılan “Tevhit” olabilir. Ama içerisinde yaşadığınız bugün de o dinin içerisinden söküp aldığınızda onun çökmesine sebep olabilecek başka bir kavram olabilir! Daha açıkçası, o sistemi çökertecek şey sabit bir şey değil, dinamiktir!
Peki bugün Müslüman toplumda eksik olan nedir? Adalet midir yoksa merhamet mi? Bence merhamet ve sevgi eksiktir. Yani insanlar arasındaki ilişkilere rengini veren bir kelime vardır ve o da “merhamettir!”
İbn Arabi’nin en iyi şarihlerinden biri olan Felsefeci Davud el- Kayseri (Kelam alimi olan Davud el- Karsî değil) şöyle der:
-“Allah’ın 99 ismini bir tesbih gibi düşünün! Bu tesbihin imamesi olmazsa o tesbih, tesbih değildir! Teker teker kimliksiz boncuklar yığınıdır. O tesbihin imamesi ise, 99 Esmaü’l- Hüsna arasındaki Allah’ın “rahim” adıdır! Şayet Allah’ın o isimleri arasından sevgiyi, merhameti, rahmeti çıkarır ve diğer isimlerinin yanına bunu koymaz isek, o diğer isimler bir anlam teşkil etmez. Yani şayet Allah’ın adaleti varsa bu, O’nun rahmetindendir! Şayet Allah muntakim (intikam alan) dırsa, bu da O’nun rahmetindendir, Şayet Allah nezir (korkutucu) ise bu da O’nun rahmetindendir vs.
Yani imame demek, 99 ismin yanında mutlaka o olacaktır demektir. Yargıda bulunurken de merhametli olacaktır! Bundan dolayı olsa gerek Hz. Peygamber (s) diyor ki, “Kurbanı keserken ve bir hayvanı boğazlarken merhametli olun!” Denilebilir ki; ne demek yani? Hem hayvanı boğazlıyorsun hem de merhametli olacaksın! Cevabı şudur: “Biz insanların/Müslümanların felsefemiz bu olmalıdır! Ne yaparsanız yapın, mutlaka o işe “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlayın! Yani “rahim” ismi o işin yanında olacaktır! Müslümanın düşüncesi, felsefesi bu olmalıdır! Dolayısıyla bu sevgi ve merhameti, ana kelime olarak almalıyız!
Tevrat’ta şöyle geçer: “Göze göz, dişe diş, merhamet yok!” Bu ifade Talmut’ ta geçer. Yani adalet budur! Gözünü çıkaranın gözünü çıkaracaksın. Ama iki gözünü değil, şayet senin bir gözünü çıkarmış ise, sen de onun bir gözünü çıkaracaksın! Bu durum, her kes tarafından güzel ve adilce kabul edilir! Biz insanların adalete yatkınlığımız vardır. Oysaki Kuran-ı Kerim’de şöyle bir ayet vardır ve sürekli verdiğim şu örnek mevcuttur: “Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür!” (Şura:40)
Bu ayetin iki türlü tercümesi vardır; biri, şimdiye kadar genelin tercüme ettiği adalete dayalı yukarıdaki tercümedir, diğeri de merhamete dayalı tercümedir. Mealcilerin ve tefsircilerin geneli o ayeti yukarıdaki gibi adalete dayalı tercüme ederler! Merhamete dayalı tercümesi de şöyledir: “Bir kötülüğe karşılık vermek de onun gibi kötülüktür!” Bu tercüme hem gramatik olarak doğrudur hem de ayetin devamında: “Her kim affederse…” diye buyuruluyor! Yani bizler Kur’an-ı Kerim-i anlarken ve İslam’a bakarken, onun adalet dini mi yoksa merhamet dini mi olduğunu anlayıp, Allah tasavvurumuzu öyle oluşturacağız! Mesele buradadır! Fakat bizler bunu başaramadık!
Sain Augustinus, ilk partristik dönem dediğimiz Kilise babaları içerisinde olan bir kurucu isimdir. Bu şahıs İncilleri gözden geçiriyor ve Luka İncilinde şiddetin en alasını görüyor. Yuhenna İncili’ ne bakıyor, onun Vahiy bölümünde de çok korkunç sözler buluyor. O bölümde dünyanın sonuna ilişkin tasavvurları vardır ve gerçekten felakettir. Şiddet içeriyor. Bunları bildiği için Sain Agustinus şöyle diyor:
– “Öyle bir kelime bulalım ki, İncil ve Hıristiyanlık denilince hemen o kelime akla gelsin. Hiç kimse İsa’ya “sen Kılıç getirdin” demesin. Yani Hz. İsa (as) şöyle demişti: “Ben, merhamet, sevgi getirmedim, ben Kılıç getirdim!” Hiç kimse bunu bilmesin! Bizler öyle bir kelime bulalım ki, onunla bunlar (İsa ve getirdiği din) tanınmış olsun!
Peki buldukları o kelime nedir? Günümüzde Hıristiyanlık derken insanların aklına ne geliyor? Tabi ki “sevgi” geliyor. Peki İslam denince insanlar arasında ne dolaşıyor? Tabi ki “cihat” (!) dolaşıyor. Artık cihatçılar İslam’dan daha öne cihadı, asmayı, kesmeyi ve insanların gırtlağını kesmeyi çıkarmışlardır! Oysaki “İslam” dini “rahmet dinidir ve o dinin adının geçtiği yerde akla ilk gelecek şey “merhamet” olmalıdır!
-
Sanatçı Ferdi Atuner hayatını kaybetti
-
Merkez Bankası nisan ayı faiz kararını açıkladı
-
İran: Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyduk
-
Papa 14. Leo, Ekvator Ginesi’nde ‘iktidar hırsı’ ve eşitsizliği kınadı
-
Ursula Von der Leyen’in Türkiye açıklaması krize yol açtı
-
Kiev: Zelenskiy ve Putin Türkiye’de görüşsün
