Gerçekçi Olalım!

15.09.2017 00:02

903 Kişi Okumuş

0 Yorum

Gerçekçi Olalım!

Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com

İlkokul 4. Sınıf ders kitaplarında; “Erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı olurmuş” gibi bilimsel bir benzetme varmış! Hemen durumdan vazife çıkardım ve üstüme alındım. Efendim övünmek gibi olsun, bizim evde reis yok! Ama ortak paydalarda buluşan, entelektüel kimliğe saygılı, alt yapısını oluşturmuş iki eşit birey var. Adları cadı ve kadı olmayan bu iki birey birbirine çok saygılı! Bu durumda napcaz şimdi?

Kadı ve cadı benzetmesinden yola çıktığıma göre aynı minvalde ilerliyorum!  Sanattan uzak, eşitlikten bihaber, çağdaşlıktan yoksun, tarih bilgisinden- yaratıcılıktan kopuk, kendi başına düşünüp karar veremeyen, muhakeme yetisinden yoksun, biat kültürüyle eğitilecek çocuklar ve gençlik için yeni müfredata harcanan paranın tutarına hiç girmiyorum! Ama yarınlarımızın heba olmasını içime sindiremiyorum.

Artık adı neyse ne olan başkanlık mı, yarı başkanlık mı, meclisin devre dışı bırakıldığı parlamenter sistem mi gibi biz sıradan insanların anlamadığı yönetim şeklinde kilit noktalarda olanlar olup bitene ne der? Der mi? Demeyecekleri belli de…

Çok daha iyi bildiğimiz şu ki; 2017 Türkiye’sinde bunları sık sık yazmak, dile getirmek, gündeme taşımak bünyeyi yoruyor! Sinirleri yıpratıyor, umutları azaltıyor. Ülkeyi ileri götürecek, geleceği kuracak, gelişmiş batıyla boy ölçüşecek kuşaklar; bilim derslerinin sayısı azaltılarak, içeriği değiştirilerek, cılızlaştırılıp- niteliksiz hale getirilerek mi yetişecek? Gizli saklı değil açık seçik, fısıltı olarak değil ama sinsi adımlarla tarihi tahrif ederek, yapılan eleştiriler üzerine “Atatürk yeterince var” diyerek atılan bu trajik adımları ülkenin doğudan batıya, kuzeyden güneye her kademesinde eğitime katkı sunan biri olarak kınıyorum.

Kalp çarpıntılarımızı dışardan duyulacak seviyeye çıkaran, gerginlikten uykularımızı bölen olaylar karşısında mantığın sesini duyurmak için çaba sarf eden biri olarak “yok canım!” diye küçümseyen ve umursamayanlara, verdiğimiz kayıplar, yitirdiğimiz yıllar, aldığımız yaralar ortada değil mi diye soruyorum.

Lütfen! Buna da alışırız, nelere alıştık demeyelim. Bilinç kararmasına, vicdan körelmesine, zihnimizle alay etmelerine izin vermeyelim, konuyu ve yarattığı tahribatı yabana atmayalım. Nedenleri ve nasılları ortada da olsa konuyu gündemde tutalım. Küçücük bir umut da olsa çocuklarımızın elimizden kayıp gitmesine izin vermeyelim. Bu yazıyı eğitim emekçilerinin çığlığı ve çabası olarak görelim. Yeni müfredatta yer alan ve insanın aklını donduran örnekleri dikkatle okuyalım. Her daim ve her konuda öfke sanatını konuşturanlara, her dediklerini parmak sallayarak yaptıranlara,  ağzından “yerli ve milli” sözü düşmeyenlere, bize güç ve umut veren geçmişimizden örneklerle karşı çıkalım. Hepimizi bir düşünce alsın!

Biliriz ki çocuğun ilk öğretmeni annesidir, yani bizleriz. O halde kadınlar olarak kadınların öldürüldüğü, sömürüldüğü, iş gücünden uzaklaştırıldığı, emeğinin yok sayıldığı, şiddetin her türüne uğradığı, kazanılmış haklarının yok sayıldığı, yasaların uygulanmadığı günümüzde hiç olmazsa çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren böylesine ağır, derin ve ciddi bir konuyu politik tercihlere ve yönetimin arzu ve isteklerine kurban etmeyelim. Bunu önce sorumluluk sonra da zorunluluk sayalım.

Daldan dala atlayarak da olsa yarınlarımızı ve gençlerimizin geleceğini belirleyeceği için çok önemsediğim ekonomi konusunda da iki laf etmek isterim. Efendim en büyük Türk büyüklerine ve muhterem muktedirlere göre ekonomi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5.1 büyümüş! Ekranlardan inmeyerek bayram yapanlara ve müjde verenlere sorabilir miyiz?  Büyüme artıyorsa işsizlik niye artıyor? Büyümeyle üretim yana yana yürümez mi? Üretmek için yatırım gerekmiyor mu? Yatırım için tasarruf şart değil mi? Sorular uzar gider…

Uzun ve ayrıntılı olan bu konuyu kısa kesip yeniden ve yine kendi gündemimize dönersek! Unutmayalım! Toplumu zapturapta almak isteyenlere “biz varız ve buradayız” demek için sesimizi çıkaralım. Hepimizi duygulandıracak, düşündürecek, en önemlisi mutlu edecek konulara sığınalım, şiirler okuyup marşlar dinleyelim. Merak eden, öğrenmek isteyen, soru soran, sorgulayan, tartışmaktan çekinmeyen, öğrendiğini araştıran, eleştirel düşünceye sahip çocukların bizim eserimiz olacağını unutmayalım…

Yurdun dört bir köşesinden gelen şehit haberlerine en çok üzülenler olarak, yurdun dört bir yanında mapus damlarında volta atarak, ranza paylaşarak ömür çürüten gazetecilere- yazarlara en çok içi yananlar olarak çocuklarımızın geleceğini huzur, sevinç ve güven ortamıyla buluşturalım.  Özetle içimize anlaşılabilir bir keder oturtan bu hesaplaşmadan yüzümüzün akıyla çıkalım.

Sonra? Sonrasını sonra düşünürüz…  

İlgili Terimler :

YORUMLAR