Neşe Doster: Nisan 1940- Nisan 2026! Aradan 86 yıl geçmiş…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
1940 yılında açılıp, 1954 yılında kapatılan, köklü bir geçmişin adı olan, ülkemizin aydınlanmasına gönül veren, emek veren ve Cumhuriyete kanat geren O vazife kuşağını eğiten çağdaşlığın ve aydınlığın kaleleri KÖY ENSTİTÜLERİ’nin üzerinden 86 yıl geçmiş…
Köylüyü uygarlık kavramının içine yerleştiren ve büyük bir emek destanı sayılan bu kurumlar, köyün canlandırılmasını amaçlayan, köylünün uyandırılmasını hedefleyen kurumlardı. Bu bakımdan da ulusal başkaldırımızın manifestosu sayılırdı…
Bir köy ağasının; “Bunların her biri kendini bir Atatürk sayıyor” dediği bu kurumların kapatılması bu ülkenin en büyük kayıbı ve ayıbıdır…
Tam da burada Efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e kulak verme zamanıdır; “Köy Enstitüleri memleketimizin toplumsal geleceğine ve gerçeklerine uyarak yapılmıştır. Bu bizimdir, kimseden almadık, başkaları bizden alsın.”
Bu sözlerden bir süre sonra UNESCO tarafından geri kalmış ülkelere “Çağdaş Kalkınma Modeli” olarak önerilen ve ansiklopedilere de “Türk Buluşu Kurumlar” diye geçen Köy Enstitülerinin işlevini bugün yine ve yeniden anlatma zamanıdır…
Ülkemiz kan ve barut kokuları içinde Kurtuluş Mücadelesi verirken parmağını korkusuzca çağdaşlığa aydınlığa, bilime uzatan devrimci lider Büyük Atatürk’ün o koşullarda kadını, gençliği ve eğitimi cumhuriyet projelerinin temeline koyarken yapmak istediği zaten buydu…
Aşık Veysel’in özel kanunla derslere sokulduğu, Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu gibi aydınların ders verdiği bu okulların amacı köyün de, köylünün de kaderini değiştirmek ve geri kalmışlığı ortadan kaldırarak aydınlık bir ülke yaratmaktı.
Onun içindir ki; Büyük Atatürk’ün; “Yalnız siz öğretmenler! Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız” sözleriyle eğitilen ve eğiten, duruşlarıyla, eserleriyle, kitaplarıyla göğsümüzü kabartan, yüzümüzü güldüren bu kurumlar Mahmut Makal’dan, Talip Apaydın’a, Fakir Baykurt’tan, Mehmet Başaran’a, Dursun Akçam’dan, Ümit Kaftancıoğlu’na, Yakup Kepenek’ten Pakize Türkoğlu’na pek çok yazarın ve aydının yetişmesini sağladı…
Onlar! Kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, karda kışta, yağmurda çamurda, tipide boranda, kapanan yolda akmayan suda okuyan, eğitilen, eğiten, hizmet veren eğitim çınarlarımızdı. Onlar! Köy Enstitüleri aydınlığının edebiyatımıza sunduğu armağanlardı. Onlar! Köy Enstitüleri’nin zengin kitaplığı ve ruhuyla yoğrulanlardı. Onlar! Kuşağın diğer yazarları gibi bir yandan toplumsal gerçekleri yansıtan, diğer yandan da Cumhuriyet Türkiye’sinin modernleşme çabasında görev üstlenenlerdi. Onlar! Ülke nüfusunun 17 milyon olduğu, % 80’nin köylerde yaşadığı, %75’nin okuma yazma bilmediği bir dönemde destan yaratan Köy Enstitüleri Kuşağının yetkin temsilcileri idi. Onlar! Köye yönelme eğiliminin lokomotifi olan görev kuşağı olarak edebiyatın toplumsallaşmasında ciddi köprü görevi üstlenenlerdi…
Onlar! Yetiştiği ortama dudak büken değil, düzeltmeye gayret edenlerdi. Onlar! Akıcı anlatımları, gerçekçi bakış açılarıyla yetiştikleri kültürel ortamı, geleneksel halk anlatılarını, köy odalarından kulaklarında kalanları en verimli değerlendiren yazarlarımızdı. Onlar! Yoksul Anadolu insanının savaşımını, toplumsal kalkınmada verilen mücadeleyi, “ağa ve politikacı” arasındaki sıkışmışlığı, doğanın egemenliği karşısındaki çaresizliği ve güçsüzlüğü başarıyla yansıtan kalemlerdi…
12 yaşındaki bir çocuğa fizik laboratuarının anahtarının teslim edildiği, karma eğitimin esas alındığı bu kurumlar kapatılmasaydı biz bugün taciz ve tecavüzle gündeme gelen vakıflara teslim olmayacaktık. Veee bakanlarının kitap yazdığı bir ülkeden, yazılan kitapların, yaşamsal derslerin müfredattan çıkarıldığı bir ülkeye dönüşmeyecektik…
Bu maya tuttuğu içindir ki!
1928 yılında Kırşehir valisine telgraf çekerek; “İlinize öğretmen gönderiyorum, onu karşılayınız” diyen Mustafa Necati adını taşıyan Milli Eğitim Bakanları gördük. Felsefe kitapları yazan içişleri bakanları (Emin Erişirgil) gördük. Sosyoloji kitapları yazan dışişleri bakanları (Necmeddin Sadak) gördük. Mantık kitabı yazan milli eğitim bakanları (Hasan Ali Yücel) gördük…
Dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün Savaştepe Köy Enstitüsü’ne giderken yolda karşılaştığı bir köy enstitülünün sırtındaki bez torbayı açtırıp, içinde bir parça kuru ekmek ve bakanlık klasiklerini gördüğünde yanındakilere dönüp; “Ne zamanki insanımız, ekmeği ve kitabı bir tutarsa o zaman ülke kalkınır” sözünü okuduk…
Aradan yıllar geçmiş. Gelinen nokta ortada…
Onlar; Anadolu gerçeklerini ve Anadolu’ya özgü direnç noktalarını iyi bilen, iyi işleyen, fark yaratanlardı. Çünkü o kuşağa göre, ulus bilinci kültürel kimlikle kazanılır, bireyin sağlıklı bir alt yapıya sahip olmasının yolu böyle bir birikim ve donanımdan geçerdi…
Onlardan biri olan 45 yıllık yaşamına sığdırdığı araştırma ve incelemeler emek yoğun ve gerçeklere dayanan yapıtlara imza atan ve 11 nİsan 1980 yılında hayattan acımasızca kopartılan Ümit Kaftancıoğlu Cilavuz Köy Enstitüsüne ilk gidişini şu sözlerle anlatır: “İlkokula gidecek giyimim yoktu. Diz boyu, adam boyu karı yalınayak çiğnedim. Üstelik karnım da açtı. Dört arkadaş Cilavuz’a yaya gittik. İki günlük yoldan sonra insan olduğumuzu orada anladık…”
Öğrencilerine müfredat derslerinin, kültür ve sanatın yanında; Uygulamalı bir eğitimle bina yapımından ağaç dikmeye, hayvan yetiştiriciliğinden hastalıklarla savaşmaya, biçki dikiş öğreticilğinden tarım araçlarını kullanmaya, enstrüman çalmaktan kooperatif yönetmeye, marangozluktan dokumacılığa ve yılda 25 klasik eser okumaya kadar her alanda hayıta hazırlayan, özetle aydınlanmacı ve halkçı olan ve az gelişmiş ülkelere eğitim modeli olarak gösterilen bu öncü kurumlar, yani köy Enstitüleri kapatılmasaydı, köy kalkınsaydı, köylü aydınlansaydı büyük şehirlere göç bu kadar yoğun olur muydu?
Özetle! Dünden bugüne, Anadolu’nun ters giden talihine güneş gibi doğan Köy Enstitüleri; Ekerek, biçerek, dikerek, üreterek okul sıralarında öğrendiklerini köylere taşıdılar. Köylünün sorunlarına çözüm bulan, çocuğunu ve gencini eğiten, dilekçesini yazan, olmayan yoluna, akmayan suyuna, yanmayan elektriğine çare arayan, bilgi ve becerisini paylaşan, tarihe, arşivlere, belleklere kazınan tüm eğitim emekçilerine selam olsun…
-
Neşe Doster: Nisan 1940- Nisan 2026! Aradan 86 yıl geçmiş…
-
Kahramanmaraş’ta okula silahlı saldırıda can kaybı dokuza yükseldi
-
Kızılhaç, savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk yardım sevkiyatının yapıldığını açıkladı
-
İran: ABD’nin ablukası sürerse Hürmüz, Basra ve Kızıldeniz’de ticareti engelleriz
-
Zaharova: Rusya ve Çin uluslararası ilişkilerde istikrar sağlayıcı faktördür
-
Moldova, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çekildiğini resmen duyurdu
