Han Ayvaz Adıgüzel: İrili ufaklı dinler…

-Genel - 7 Nisan 2026 00:01 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Çağdaş veya tarihi olsun irili ufaklı bir sürü din var ama yeterince tanımıyoruz. İslam’da aynı, onu da yeterince tanımıyoruz. O halde tanımadığımız İslam diğer dinler eşittir.

Okullarda biz dinlerin tarihini öğretiyoruz oysa biz tahlilini istiyoruz.

Nedense hiçbir din hakikatin ne olduğunu söylemiyor. Arkadaşı Kümeyil, Ali’ye “hakikat nedir” diye sormuştu. Ben bunu yazılarımda bir ara yazmıştım merak edenler Ali’nin “Nehcul Belaga” kitabından okusunlar.

İleri kültürler ve seçkin toplumlar, dinden çok hakikatin peşindeler. Bundandır diyoruz ki farklı arayışlar içerisinde yeni arayışlar geliştirmek gerek.

İşin esasında hakikat Muhammed’in kendisidir, çünkü o, manaların taşıyıcısıdır.

Tarih boyunca medeniyet ve kültürü doğu ve batı diye ikiye ayırmışlardır. Batı denilince Yuna, doğu denilince Hint akla gelir. Yunan’ın varisi Roma’dır, Hint’in Çin ve İran’dır. Çin giriş kapısı İran aktarım yeridir. Tarihte bir Anadolu kültürü yoktur. Kopuşlar ve depremler buna mâni olmuştur.

Anadolu insanının beyni de gönlüde şeriata değil irfana yatkındır. İrfanın kökeni Hint’tir. Biz Hint’i Cemil Meriç’le tanıdık. O ‘da diyor ki: “ben ancak bir damla tanıttım size!”

Alman mistizminin kaynağı Hint’tir. Goethe ve Leibniz Hint irfanının ürünüdür. Taoizm Çin’in en büyük dinidir. Teo Tanrı demektir. Su yolu anlamına gelir. Çinli bakış tarzını tanımadan Teozmi tanıyamazsınız.

İlahiyat fakültelerinde öğrenciler şu soruları sormakta haklılar. “Acaba biz Müslümanlar bilgi tüketicileri miyiz? Abbasiler dönemi Felsefe tercümeleri, Selçuklular dönemi Hint-Fars tercümeleri, Cumhuriyet dönemi de batı tercümeleri. Peki, bize ne oluyor, neden fikir üretemiyoruz?”

Acı bir durumu da ben yazayım: Üretimden vazgeçtik tüketimimiz bile yok. Demezler mi adama, taş mısın duvar mısın be adam!

Biz ucubelerin kurbanı olduk. İhdas ettiğimiz ucubeler. Cemaatler, şeyhler, tarikatlar…

Adam devesiyle hacca gitmiş, adam hacı olmuş ama deve hala deve. Neden; çünkü adamda bilinç vardı.

 Şimdi hayret edilecek bir soru soruyorum: Hacca neden gidiliyor? Oysa biz bunun cevabını biliyoruz, yani öyle zannediyoruz ama hayır, cevabı bildiğimiz şey değil. Bunun cevabını Kur’an’ın kendisi vermiş. Eğer cevaptan haberimiz yoksa devenin durumuna düşmüşüz demektir.

Bakınız, değirmenin taşı döner, buğdayı una çevirir. Un, yeryüzünün en aziz nimeti! Acaba taş bu üretimden dolayı sevap alır mı? Almaz; çünkü taşın bilici yok.

Bilgi ve bilinç farklılık arz eder. Bilinç aklın sezgisel durumudur. Kur’an buna tezkiye der. Ayrıca Kur’an tedebbürden bahseder. Tedebbür, analitik sürece, tezekkür yazdığımız gibi tezekküre tekabül eder. Analitik, bir bütünü kısımlara ayırarak inceleme demektir. Kur’an bunları arınmışlık bağlamında ele alır. Bu aşamadan sonra hakikatin zeminine ulaşılabilinir.

Şimdi sorumuza geri dönebiliriz. Hacca neden gidilir? Davet edildiğimiz için. Ayetin özü şudur.

“Ey Muhammet, onları hacca davet et gerek yaya olarak gerek arık develer üzerinde sana gelsinler!” (Hac-27) Buradaki incelik şudur: “sana gelsinler!” Evet ortada bir davet var. “Bana gelin” daveti. Bu Muhammed’in davetidir. Bunun dışında verilen cevaplar, cevap değil cevap bulmadır.

Peki, şimdi Muhammed yoktur, kime gidiliyor? Onun vekiline, Sahib-i Zaman Muhammed Mehdi’ye!

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER