Han Ayvaz Adıgüzel: Belirgin Vasfımız…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Bazı aydınların belirgin vasıfları kırılganlıktır. Her şeye kırgın! Hani bir türkü var ya: “Anasına küsmüş damda yatan oğlan” misali! Ben öyle değilim. Ben hanıma kızgınım ama o bana kırgın! Aydın olmaya mı özenmiş ne?
Aydının sözleri değil, onun sözlerinin delilleri tartışılmalı fakat tam tersi yapılıyor. Halbuki bin yıl önce bile bu vardı ve adına “Edille-i Şeriye” denilirdi. Yani şeraitin delilleri!
Taklit Türk aydınını nefessiz koymuştur. Bütün İslam dünyasında durum aynıdır. Türkçedeki kilit kelimesi de taklitten gelmektedir. Kilitleme, kapatma anlamındadır. Peki, bu kilit kırılabilir mi? Kilidin kalitesine bağlı!
Markası cemaat ve mezhepse zor, ancak maniliye lazım.
Maturidi kelam alimi idi ama işi yarım bıraktı. Geldiği noktada kendini fesih etti. Dediği şu idi: “Kim madde bölünüyor diyorsa Sünnilikten çıkar!” Bocaladı kaldı. Sünnilikten çıkar dedi, iyi ki İslam’dan çıkar demedi. Lakin şu sözü doğru idi: “Taklit şirktir!”
İslam fıkhında taklidin tarifi şu şekildedir: “Taklit, sözün delilini bilmemektir!” Mesela; bir kişi namaz kılıyor ama delilini Kur’an’dan gösteremiyorsa o şirktir! Mesela; mesh alınca ayağını yıkama veya mesh verme de aynıdır. Mealden değil orijininde hangisi doğrudur. Bunu bilmemek şirktir. Örnekler çoğaltılabilir!
Fransız aydınının düşüncesini “lise” şekillendirir, Amerikan aydınının “üniversite!” İslam ülkelerinde şeyhler ve parti liderleri! Şu da bir tespittir: İslam aydınları gereksiz bir şekilde hareketsizdirler. Ya sorulardan kaçıyorlar ya da ilgisi olmayan cevaplar veriyorlar. Sorulardan kaçmak tembel adam ideolojisidir!
Ülke aydınları üç kategoriye ayrılır: “Anlatanlar, anlayanlar ve anlamlandıranlar!” Kendimize soralım: Acaba biz hangi kategorideyiz? Araştırma ve gözlem tespitlerimin bazılarını yazmak istiyorum.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrasında şöyle bir olay yaşanmıştır. Atatürk Prof. Sadi Irmağı yazı tahtasına kaldırmış. Atatürk’ün sofraları ders saatleri idi, tahta her zaman olurdu.
Profesöre şunları yazdırmış: “Denizin suyu tuzludur/ Suyu tuzludur denizin/ Tuzludur denizin suyu!” Sonra şunu sormuş. “Çocuk şu cümlelerin hangisi doğru?” O da “Paşam hepsi doğru” demiş. Gazi paşa gülmüş. Sonra dil kurultayını toplamış. “Bundan sonra, özne başta yüklem sonda olacak” demiş.
Benim iddiam şu: Keşke tersi olsaydı. Yüklem başta özne sonda olsaydı. Yüklemi sonda olan milletlerin kavrayışları kıttır.
Bir başka araştırma: Tipik bir solcu kimdir? O, büyük bir bürokratın küçük oğludur. Peki, tipik bir sağcı? O da köylünün en büyük oğludur. Keza bir başka araştırma: “Ülkemizde araştırma var ama fikir adamı yoktur!” Keza: “Konuyu biliyorlar ama ihtisaslaşma yok!”
Bir sonuç daha: “Devlet dairelerinde müdürlerde iletişim yok, memurlarda davranış bozuk!” Notlarımın arasında bulduğum şu cümle de önemli. “Gandi’nin İngiltere’yi boykotları arasında “neden Türkiye’ye karşı adaletsiz davranıyorsunuz” cümlesi de vardır!”
Şimdi ders verici bir fabıl.
Ana balık yavru balıklara “tuzaktan nasıl kurtulunur” diye ders veriyormuş. O anda yukarıdan üzerlerine bir ağ atılmış. Yavru balıklar, “anne şimdi nasıl kurtulacağız” demişler. Ana balık: “Yavrularım, buna tepeden inme denir, bunun çaresi yoktur!” demiş.
Şüphe yok ki idarecileri yüzünden İslam ülkelerini çaresiz koymuşlar, hep tepeden iniyorlar. Ne yazık ki bu hep böyle olmuştur. Kimdir bu tepeden inenler. Emperyalistler! Peki, çaresiz halkın üzerine tepeden inenler kimlerdir? Hükümetler ve parti liderleri!… Bunlar yasa tanımıyorlar!
-
Recep Genel: Soma’daki o tekme her şeyin tarifiydi…
-
Rusya’dan Batı’nın neokolonyal politikalarına tepki
-
İstinaf’tan emsal karar: Kredi ödemesi için emekli maaşına banka bloke koyabilir
-
Rus Parlamentosu Putin’e başka ülkeleri işgal etme yetkisi veren yasayı onayladı
-
Macaristan’da yeni dönem: Olağanüstü hal sona erdi, Rus büyükelçi çağrıldı
-
Arakçi: İran ile ilgili hiçbir sorunun askeri çözümü yok
