Kars’tan Ayrılış… (2)
Osman Bedel
Tam bu yol bitmeyecek mi diye şöföre soracaktım ki sağda üst geçtin altına çektik…
“Osman İsmail abi de sennen eneceh, o yolu bilir bu köprünün üstünnen sola düz getdiniz mi oteldesiniz” diyerek aşağıya indik bavulumuzu aldık…
Şoför Yavuz abi iki ellerini omuzlarıma koydu “yolun açıh olsun Osman’ım Allah yardımcın olsun” diyerek yanaklarımdan öptü. Her şey için çok teşekkür ederim abi dedim…
Babamın ilkokul arkadaşı İsmail ağabeyi ile bavullarımızı yüklenerek merdivenlerden üst geçite çıktık. “Yeğenim sağda o binaları görürsen mi, ahan Otel ordadı. Oruya gedecih yeriyeh hem ayaklarımız da açılar” dedi yola koyulduk…
Nihayet uzun otobüs yolculuğumuz sona ermişti, ben hayaller kurduğum Asya’yı Avrupa’ya bağlayan herkesin “bir gün men de gedif gezecem” dediği üç büyük İmparatorluğa evlik yapan Fatih’in imkansızları hiçe sayıp gemileri dağda yürütüp fetih etmesiyle çağ kapatıp, çağ açan İstanbul’dayım…
İstanbul’dan ne beklediğimi bilmiyorum zaten. Buraya yaşamaya değil ABD’ye vize almaya gelmiştim…
Daha sabahın erken vakti olmasına rağmen yürüdüğümüz cadde bayağı kalabalıktı, millet bir yerlere yetişe bilmek için acele acele yürüyorlar. Arabalar caddeyi doldurmuş filmlerdeki gibi kornalarını çalıyor bir an gidecekleri yere ulaşabilmek için birbirlerini geçmeye çaba gösteriyorlar…
“Abi biz hangi semtteyiz?” diye soruyorum…
“Bura Sultanahmet’di o iki tene meşhur camılar var ya burdadı. Menim sabağ işderim var sen geder gezersen” diyor İsmail abi…
İki büyük bavulu taşımaktan kollarım yoruldu takatim bitmek üzereydi ki, durdum bavulları yere koydum…
“Yoruldun ele?” diyor babamın ‘men gelene geden Osman’a muğat ol’ dediği arkadaşı…
Bavulları yer değiştirmek için ters yöne dönüyor kaldırıyorum. Tekrar yürümeye başlıyoruz, çok uzakmış diyorum “yoh canım o geden de deyil az galdı” diyor…
Nihayet Bit Pazarı esnafları İstanbul’a dükkânlarına mal almaya geldiklerinde kaldıkları oteldeyiz…
İsmail abi selam veriyor “Ehmet, bu Mahmud’un oğludu” diyor. Ahmet abi de ‘hoş geldin Osman, Mahmut ağabeyi düneyin telefon aşmışdı, köşedeki restorana tavşırmışam acıhanda geder orda yeyersen’ diyor…
Ahmet abi de Karslı çıkıyor şimdi anlıyorum neden herkesin burada kaldıklarını…
Yukarıda odamızdayız. Büyükce oda yan yana iki tek kişilik yatak, küçük bir masa üç sandalyesi var, nedense bana sanki olması lazım çok şeyler yokmuş gibi geldi…
Daha yeni girmiştik ki odaya telefon çalmaya başladı…
“Mahmud’du seni arıyır” İsmail abi diyor, telefonu kaldırıp Alo diyorum ‘Osman men Ahmet pencerenin perdelerini yıhadığ hele gurumuyub böyün ele idare edin sabağ taharığ inşallah’ deyip kapatıyor…
İsmail abiye dönüp durumu anlatacaktım ama yatağa girmiş horluyordu bile, dondum kaldım 5 dakikada üstünü çıkartıp yatağa girip uykuya daldığına…
Ses yapmadan kapıyı açıp dışarı çıktım aşağı indiğimde iki çok genç kız çocuğu belki kardeşler Ahmet abiye “Abi ne olursun çok yorgunuz paramız da var” dediğini duydum o da “yok kızım yok git başka yere” dedi kızlar kapıyı açıp dışarı çıktılar…
Ahmet abi bana bakıp “bunlar yüzde yüz evden kaçıpdılar sora başım ağrımasın diye oda vermedim inşallah başdarına birşey gelmez” dedi “ne işdi Osman bi şey mi lazımdı?” Yok abi, biraz dolaşım dedim de… “Heye tabi get ahan bu kartımı da al eğer gayıp olarsan arıyarsan” deyip kartını uzattı…
Kartı alıp dışarı çıktım, köşede kızları gördüm uzaktan onları takip etmeye karar verdim…
Biraz yürüdükten sonra Tren garındaydık, ortada yolcuların beklemeleri için oturacak yere geçip oturdular. Ahmet abinin dediklerini kafamda tekrar tekrar duyuyordum. Arkada masada oturan polisi gördüm, hiç tereddüt etmeden gidip kendisine durumu anlattım…
“İyi yaptın bana geldin” dedi “belki de hayatlarını kurtardın sen burada bekle ben onları alıp geliyorum” dedi. Kızların oturdukları yere gitti bir şeyler konuşuyorlardı, sonra yerde olan iki küçük valizleri de aldı bana doğru yürümeye başladılar…
Büyük kızın yüzü bembeyaz idi yaprak gibi titriyordu, küçük kız gözlerimin içerisine hiç gözlerini kırpmadan bakıyordu çok değişik, çok karışık bakışları vardı sanki ‘ne olursun bizi kurtar’ veya ‘sen mi bizi şikayet ettin’ der gibi bakıyordu…
Polis “hiç korkma kızım her şey bitti bak bu abiniz belki de sizin hayatınızı kurtardı bana gelmeseydi kim bilir başınıza neler gelebilirdi” diyor büyük kız ağlamaya başlıyor küçük olan teselli edercesine gözlerini benden ayırmadan iki elleriyle ablasının koluna sarılıyor…
Polis bana “sana tekrar teşekkür ediyorum isterseniz gidebilirsiniz” diyor elimi sıkmak için elini uzatıyor, tokalaşıyoruz küçük kız hâlâ cesur bakışlarıyla gözlerimin içerisine bakıyor, lütfen bana kızma olmaz mı diyorum, sinirlice kafasını benden çeviriyor…
Tam arkamı dönüp gidiyordum ki biri “çok teşekkür ederiz” dedi onlara döndüm o cesur bakışlı küçük kızın gözleri dolmuş ağlıyordu yüreğim burkuldu ne diyeceğimi bilemedim yanına gittim elinden tutup öptüm, sızlayan yüreğimin müsaade ettiği kadar gülümsemeye çalıştım…
Kendisi küçük bakışları büyük ve cesur kız ve ablası için yüreğim rahattı çünkü artık emin ellerdeydiler. Birazdan birileri onları sıcak çorba yiyecekleri ve dinlenebilecekleri yere götüreceklerini düşünürken sevinçten yüreğim coşuyordu…
Biraz gezip dolaştıkdan sonra otelin köşedeki restorana gidip yemek yiyebileceğimi hatırladım…
Yemeğimi yedikten sonra otele geldim. Ahmet abi İsmail abinin arkadaşlarıyla yemeğe gittiğini bana da 50 lira ondan taraf yemek yiyebilmem için bıraktığını dedi. Paramı aldım, odama çıktım ve yatağıma uzandım…
Öylece uyumuşum. İsmail abi “Osman saat 10 men gedirem işderim var ordanda Kars’a dönecem. Baban da sabağ geleceh” dedi görüştük o gitti ben tekrar yatağa girdim…
Devam edecek…
-
İran’da Yeni Dinî Lider ve Biat Edenler!
-
Erdoğan, Ankara’da BM Genel Sekreteri Guterres ile görüştü
-
Gazeteci Enver Aysever’e tahliye kararı
-
Mücteba Hamaney’in ilk açıklaması: İntikam almakta tereddüt etmeyeceğiz
-
ABD’de Demokrat Partili senatörler okul saldırısı için açıklama talep etti
-
Milli Savunma Bakanlığı’ndan savaşa Türkiye’nin yanıtıyla ilgili açıklamalar
