Neşe Doster: Göz açtırmayan ama söz açtıran ülke gündemi…

-Gündem - 20 Temmuz 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Masamın üstünde onlarca notla, belleğimde biriken pekçok soru işaretiyle, bilgisayar başında oturup hangisini yazmalı sorusuyla cebelleşip dururken; siyaset bütün ağırlığıyla ve bitmeyen koltuk hesaplarıyla üstümüze çökerken, gülmeye, gülümsemeye, mizah yapmaya, kahkaha atmaya, hayal kurmaya zemin ve zaman uygun değilken gel de iç açıcı şeyler yaz…

Hatalar, tercihler, suskunluklar, yanılgılar, haksızlığa karşı içten içe kabaran duygular, yorulan siyasetin yoran çıkışları, halkın oyuyla seçilenlerin; “hizmet için, memleket için, millet” için diyerek yaptıkları  U dönüşleri, el öperek rozet taktırmaları, kelepçe mi, rozet mi önerileri, birkaç günde değişen siyasal tercihleri, elde kılıç partiyi kılıçla bölmeleri vb. Tüm bunların adı omurgasızlık, ihanet, emanete sadakatsizlik, yemine sadık kalmamak değil midir? Ya kenara çekilirsin, ya istifa eder bağımsız olursun, ya parti içindeki iradeye karşı koyar, yeri gelince susar, yeri geldiğinde gereken cevabı verirsin! Ancak siyasetin merkezine dönüp, koltuğa yapışıp eski defterleri yeniden açmak nedir?

Sormazlar mı? Siyaset yolculuğunda derdiniz memleket mi, makam mı, koltuk mu, hırs mı, payanda olmak mı, arınma mı, barınma mı, öfke mi, hesaplaşma mı, kin mi,  yoksa halkın sözü ve sözcüsü olmak mı? Olup bitene bakınca cevap son şık hariç hepsi mi demeli acep…

Gıda enflasyonunda Avrupada 1. dünyada 4. sırada isek; Niyeti belli ederek, gayret göstererek, cesaret aşılayarak, amacın ve çözümün ne olduğunu ortaya koyarak, anlamın içeriğini anlaşılana kadar anlatarak, bilgi ve yetki çerçevesinde fikir üreterek bir şeyler yapmak varken ortamı germenin anlamı var mı? 

Cumhuriyete nasıl başlamıştık? Şimdi neredeyiz? 

Sinirlerin sınırlarını zorlayan, hepimizin tüylerini diken diken eden, biri bitmeden diğeri başlayan, durmadan tırmanan olaylar sarmalında kalmışız. Bunun adı toplumsal çürüme midir? Sızlamayan vicdan, çıkmayan ses, alınmayan önlemler, uygulanmayan yaptırımlar mıdır? Ruhlarımıza sinen kanıksama duygusu mudur? Her vahşetin ardından bi süre konuşup sonra unutmak ya da alışmak mıdır? Yükselen çığlıklara karşı nasırlaşan yüreklerin tepkisiz kalması mıdır?

Bu sorularla yüzleşince yapılacak tek şey; iklime hakim olan toplumsal çürümeye karşı silkinip ayağa kalkarak olup bitene topyekûn dur demektir. Nasıl oldu buraya geldik, kabahatin çoğu da bizim diye özeleştiri de bulunmak, Cumhuriyete nasıl başlamıştık, şimdi neredeyiz sorusuna acilen yanıt vermek demektir.

Önemli Not: Genelde bizler, özelde gençler uygarlık düşleri kurarken, iktidarların korkulu rüyası olan pek çok şey yasaklanırken, bilimde, sanatta alınan yollar, kazanılan başarılar yok sayılırken, açlık grevindeki öğretmenler, hakkını savunan emekçiler, madenciler, doğa ve çevre mücadelecileri, özgürlük talebi olan insanlar, gelecekleri ellerinden alınan ve umutları çalınan gençler biber gazına maruz bırakılırken, halka açık alanlarda haklı talepleri olanlara müdahaleler zirve yaparken, 5 ayda 118 kadın öldürülürken, 25 milyonu bulan icra dosyası koridorlara taşarken, Aynı bakış ve aynı ses tonuyla masada atılan imzalar, sahada devam eden savaşlar hayatları karartırken, AB raporlarına göre Türkiye’nin yoksullukla mücadele stratejisi yokken, gençlerin başlattığı beyin göçünden sonra, yatırımcılar da  göç kervanına katılırken, kişisel kinleri gözlerini karartanlar artarken; Pek çok çelişki ve soru zihinleri meşgul etmez mi?

Daha önemli not: 208 üniversitede 8 milyon gencimiz okuyor. Üniversite mezunu 1 milyon genç işsizimiz var, ya kasiyer, ya amele olarak çalışıyor. 878 bin gencimiz yoksulluk nedeniyle okulunu bırakmış. Son 10 yılda Türkiye’yi terk edip başka ülkelere yerleşenlerin sayısı 1 milyon 200 bini aşmış. Hal böyle iken İyi eğitimli, deneyimli, nitelikli beyin göçünün ülkemize maliyeti hesaplanmaz mı? Önleme yerine, tersine beyin göçü yerine ısrar ve inatla “giderlerse gitsinler!” demek  yeni gidişlere ve kopuşlara yol açmaz mı?

Nokta: Güvenlik önlemleri yetersizse, soru işaretleri çoksa, şiddet seviyesi endişe verici boyutlarda ise, öfke kontrolden çıkmışsa!  Siyasiler, yetkililer, yönetim erbabı tarafsız ve kararlı davranmadıkları sürece atılan her yanlış adım yapanın yanına kar kalıyorsa! Kararı tek kişi alıp faturayı millet ödüyorsa, güvendiğimiz dallar kırılıp, yaslandığımız dağlar hayal kırıklığına yol açıyorsa; Olan çocuklara, gençlere ve ülkenin geleceğine olmuyor mu? Aslında sorunlar yetkili ve etkili zevat tarafından müzakere ve muhakeme edilirse en doğal ve kolay yoldan çözülür, sorular yanıt bulur. Ancak keşke istense ve isteseler…

 

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER