Neşe Doster: Nasıl anlatır insan?

Toplum - 14 Mayıs 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Canların sıkkın, ortamın toz duman, gaddarlığın ve acımasızlığın tavan yaptığı, vefanın tedavülden kalktığı, hüznün yorgun kalpleri daha da yorduğu, insanların en çok da kendine sığınmak yerine kendinden kaçtığı bugünlerde nefes açan, ilaç gibi gelen, göz yaşartan buluşmalara çok ihtiyaç var. Çünkü o buluşmalarda bir yandan kişisel tarihinize düşen notlarla, anılarla, yaşanmışlıklarla karşılaşıyor,  diğer yandan yazıp çizenlerdenseniz eğer yazıya ruh katan sözcüklere tanıklık ediyorsunuz…

Kiminle karşılaşsanız konu aynı ve ortak sanki; Az neşe, çok az umut, daha da az hayal ve en çok da acı ve umutsuzluk.  Sıkışmış dünyalarında nefes almaya çalışanların öyküsü mü dersiniz? Hüzünlü geçmişten, gergin geçen her günden, kaygılı gelecekle boğuşan her yaştan, her birikimden, her düşünceden insanların dünden yarınlara kurdukları köprülerle yaşadıklarını anlatırken yansıttıklarına mı yanarsınız? Hele de yasaların koruyucu kalkanına güvenenlerin eline bıçağı, falçatayı alıp çok kolay kadın öldürdüğü günümüzde hayattan koparılan  hemcinslerinize mi üzülürsünüz? Yoksa eğitimli işsizler kervanına katılan, ya da ev gençlerini önlenemez yükselişine mi yanarsınız?  Etkilenmek, kaygılanmak, ben ne yapabilirim sorusunu sormak size kalmış. Ama yetkili zevat lütfen! Bu yaşamsal sorunları üstünüze alının ve durumdan vazife çıkarın artık!

Göz dolduran anıları dinlerken…

Katıldığım bir toplantıda söz alan emekli edebiyat öğretmeni; “O her köşesini okuduğum gazeteleri çok özledim. Ama artık gazete almıyorum. Çizgisini sürdüren üslubuyla, okuyucuyu her daim etkileyen kalemiyle bizi aydınlatmaya devam edenlerin sayısı azaldığı için seçici davranıyorum. Yine açık oturumlar sataşmaların merkezi olduğu için tv izlemiyorum.”

Emekli Fen  Bilgisi öğretmeni; “Yıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapan, kültürler arasında köprüler kuran, kültürel sınırlara hoşgörüyle yaklaşan ülkemizde ilk kez kendimi yabancı gibi hissetmeye başladım. Eril dil, geren siyasi üslup, dışlayan ve yok sayan açıklamalarla nereye kadar? Yıllar önce 1 Mayıslar İşçi ve Bahar bayramıydı. Sonra işçi olmak, emekçi olmak adeta suç oldu bahar zaten gelmiyor. Daha sonra biz büyüdük, dertler de büyüdü. Tutkusuyla, bilgisiyle, deneyimiyle, var etme çabasıyla, kent- çevre- doğa üçlüsüne bilinçli yaklaşımıyla, her alanda yaptığı savunmalarla kendini kanıtlayanlara bu düşmanlık niye? 86 milyonluk ülkede 30 milyona yakın kişi çalışıyor. Kadınların istihdama katılım oranı yalnızca yüzde 28. Her 4 kadından biri işsiz. Karar verici pozisyonlar kadınlara kapalı. Eşit işe eşit ücret alamıyoruz. Bize dayatılan ve layık görülen düzen bu! Nasıl umutsuz olmayalım?”

Söz alan gençlerden biri; “Gelecek bu kadar karanlıkken, hayallerimiz yerle birken, umutlarımız tükenmişken güzel bir dünyaya inanmanın yolu nedir? Ya da var mıdır? Büyük şairimizin; “Dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm!” dizesi unutulalı ne çok oldu.”

Bir başkası; “Günümüzde insan ilişkileri bunca zayıflamışken, vefa unutulup çıkar öne çıkmışken, gelecek kaygısı ve korkusu, hadsizlik, haksızlık alıp başını gitmişken, artık yaşamak danstan(!) çok güreşe dönüşmüşken, hayaller sonsuz, işsizlik gerçekken, neyi, nasıl yapalım,  ya da bunca sorunla nasıl baş edelim?”

Volkan adlı genç; “Büyük Atatürk’ü okul bahçesinde bir büst, resmi kurumların duvarlarında bir poster sayanlar O’nun bir yaşam biçimi olduğunu unutuyorlar! Çocukluk, gençlik, gelecek hayallerim bitti, özgürlüğüm çalındı ben bu ülkede niye kalayım?”

Babası Antalya’da çiftçilik yapan Mehmet; “Tarlada alarm zilleri çalıyor. Bu da gıda fiyatlarının artmasına neden oluyor. Açlık sınır tanımıyor. Yoksulluk sınırı dudak uçuklatıyor. Hayat pahalığı, enflasyon, işsizlik, ekonomik istikrarsızlık, sağlık ve eğitimdeki sorunlar kısa vadede çözüme ulaşır mı?” 

Söz alan kadınlardan biri; “Ne kaldı benden geriye? Bastırılan duygular, tutkular, istenmeyen alışkanlıklar, karmakarışık önyargılar. Günde otalama 3 kadının öldürüldüğü bir ülke, sırları ve sınırları korumak için, ayakta ve hayatta kalabilmek için verilen mücadele. Ama sabrın da bir sınırı var!”

Adının Necla olduğunu söyleyen kadın; “Kendi kendime soruyorum. Değer miydi? Bunca inat, sabır, azimle ayağa yeniden kalkmaya değer miydi? Kendi eliyle hayatını meydan savaşına çeviren kadınları, kolay kolay pes etmeyen, mücadeleye devam eden cesur kadınları, en ön saflarda mücadele eden, dayağa gözaltına rağmen direnen anaları, değip değil, delip geçen çıkışları örnek almama değer miydi?  Çünkü bana; “Hayatını cennete çevireceğim dedi, günlerimi cehenneme döndürdü ve ben arafta kaldım!” Bana tanımadığı şansı, açmadığı alanı, vermediği desteği başka yerlerde aradı şimdi soruyorum kendime değer miydi katlanmaya?”

İnsanın nutkunun tutulduğu açıklamalar karşısında şaşırdık mı? Hayır. Üzüldük mü? Evet.  Sona ereceğini düşünüyor muyuz? Pardon! Sevinçle buluşup hüzünle ayrıldığımız bu buluşmaları sürdürür müyüz? Sanmıyorum!

Özetle hayaller de bitmiş, hayal kurmak da…

Konuşanları dinlerken düşündüm; Kavgalar, çirkinlikler, ihanetler, yerli yersiz hesaplaşmalar, bahanesiz saldırılar, kızgınlıklar, kırgınlıklar, anlık mutluluklar, uzun süreli keder bulutları, az yaşanılan sevinçler, kayıplar, korkular, iç hesaplaşmalar, bilmeye, anlamaya çalışmalar, bilinmezlikler, kısır döngüyle sınırlı olan yaşamlar, yenilgiler, hayal kırıklıkları, kalp ağrıları, yitiklerin ruhlarda bıraktığı izler neden hep kadınların ödemesi gereken bedeller oluyor? 

Teselli notu:  Aşık Hüseyin diyor ki; “Buna dünya derler hepisi geçer/ Hangi günü gördün akşam olmamış.”

Hatırlatma notu;  Sosyal medyada dolaşıyormuş, bir arkadaşım paylaştı, ben de okurlarımla paylaşmak istedim; 

“Hoca soruyor şimdi bir yoklama yapalım mı?

-Uyumlu ekip üyesi? Burdaa!

-Sevilen iş arkadaşı? Burdaa!

-Parlak öğrenci? Burdaa!

-Kibar ve duyarlı komşu? Burdaa!

-Vefalı dost? Burdaa!

-Hayırlı evlat? Burdaa!

-Olmazları olur eden, bacaları tüttüren, aklından kalbine dökülenleri yangın yerine dönen gözleriyle anlatan kadınlar? Burdaa!

-Mutlu eden, ideal eş? Onlar yok hocam! Geçen yılda gelmediler. Söyleyin onlara devamsızlıktan kalmak üzereler. Yorumsuz…

 

Toplum - 00:01 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.