Neşe Doster: Şaşırmıyoruz! Niçin şaşıralım?

-Genel - 27 Ağustos 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

O kadar çok olmayacak, olamaz dediğimiz şeyle karşılaştık ki artık şaşırma duygumuzu da yitirdik. Bir zamanlar nereye baktığı belli olmayanlara dönüp niye bakalım derken, şimdi ardından koşuyoruz. Eskiden nereye gidiyor, ya da götürülüyoruz gibi sorulara yanıt ararken şimdi gözü kapalı gidiyoruz. Bu yoğun ve karmaşık gündemde; Durup düşünmeye, dinlenip aklımızı başımıza toplamaya izin verilmiyor ki!

Gücün haklılık sayıldığı, itirazın suç olarak görüldüğü, şiddetin sıradanlaştığı, torpilin kanıksandığı, “barış, hak, hukuk, emek” kavramlarından korkulduğu son derece net ve açık bir gerçek olarak karşımızda duruyorken niye ve niçin şaşıralım?

Bu konuyu da yazmadan geçmeyeyim bir eğitimci olarak; Üniversitelerde okumanın bir öğrenciye aylık maliyeti ( özeller hariç)  35.000 TL’yi bulmuş. Tıp fakültesi sayısı 123’ü bulduğu halde tercih edenlerin sayısı azalmış. “Sosyal ortamlara katılamıyoruz, kültürel etkinliklere gidemiyoruz, restoran ve kafelerde oturamıyoruz” diyenlerin oranı yüzde 70’i bulmuş. Şaşırdık mı? Hayır…

Acaba MEB önümüzde duran ve şefkat yerine şiddeti önceleyen olaylar için, ya da siber zorbalıkların giderek yayıldığı, eğitime yönelik zorlayan sorularla dolu sorunlar hakkında ne düşünüyor?  Yine ülkeyi yönetenler üzen, yürek yakan, umutları azaltan yaşam sınavları hakkında ne gibi önlemler almayı planlıyor?

Beklentilerimizi umursuyorlar mı, sıkıntılarımızı önemsiyorlar mı, hassasiyetlerimize, önceliklerimize, ötelediklerimize, endişe ve kaygılarımıza karşı duyarlılar mı? Bu sorularımıza yıllardır somut yanıt yokken, nasıl göründüğümüz değil, nasıl olduğumuz önemliyken şaşırdık mı? Hayır… 

Oysa yönetim erbabının; İnsanların değer ve duruşlarını aşağı çekmeyecek kararlı dile, hayatlarında halka açtıkları yere, verdikleri değere, başat sorunlarımızı önemseyip önemsemediklerini bilmeye o kadar çok ihtiyacımız var ki. Bu konulardaki sessizlik ve duyarsızlık hiç bir şekilde açıklanamaz.  

Soru şu ki? Bir türlü önlenemeyen, fren tutmayan zamlar nedeniyle yurttaşın giderek küçülen sofrası, yeterli proteine erişemeyen milyonlar, gerekli gıdalara ulaşamadığından beslenemeyen çocuklar, dar gelirlinin hızla eriyen kas kütlesi, pahalılık nedeniyle uzaktan bakılan et ve et ürünleri, artan ekmek tüketimi, karşılıksız kalan beklentiler vb. Bu liste uzar gider de! De’si şu ki politik polemiklerle dolu ülke gündeminde yıllardır etkin olan toplumsal maskeler değişir mi?

Ya da vicdan, merhamet, dürüstlük, ahlak, uyum, denge, istikrar, güven, inandırıcılık gibi kavramlar hatırlanır mı?

İkinci bir soru daha? Elektriği kapatılan, suyu kesilen, evine ekmek götüremeyen, borçları artan, eğitimli çocuklarına iş bulamayanlar; mutlak, tek, tartışmasız ve seçeneksiz yönetimlere ilgi duyar mı? Ya da tüm sıralananlar vicdani, ahlaki, insani sorumluluğu gerektirmiyor mu?

Tanı var, tedavi yok…

İnsanı insan yapan değerlere, emeğe, insan onuruna, şiddete, haksızlığa, sömürüye, sesiyle, sözüyle, sanatıyla, yazılarıyla, itirazlarıyla, öfkesiyle, dayanışmasıyla, duruşuyla karşı çıkanlara karşı nasıl bir tavır alındığı malum. Kırgınlıktan ve kızgınlıktan göz açabilirsek sanatsal konularda da yazacaklarımız birikti ama…

Hizaya çekmek, ayar vermek, aba altından sopa göstermek vb bunca yaygınken! Neden, niçin, nasıl, niye soruları havada asılı kalırken! Bunca soru kime karşı sorulur, hangi sınırlar içinde yapılır, nerede başlar, nerede biter gibi kavramlar belirsizliğini korurken! Her zaman olduğu gibi CB müjdeyi verdi; “Ülkede 25 yıl değişimin ve gelişimin, bilim ve teknolojide tarihi adımların, geleceğin teknoloji ordusunun kurulduğu yıllar olmuş.”

Daha ne isteriz?

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER