Prof. Dr. Barış Doster: Avrupa’nın büyük güçleri, Osmanlı Devleti ve Şark Meselesi…

-Analiz - 8 Eylül 2026 00:01 A A

Prof. Dr. Barış Doster

YAZAR ARŞİVİ

Şark Meselesi, yaygın olarak kullandığımız ifadeyle Doğu Sorunu, siyasi tarihte, 19. yüzyılda Avrupa’nın büyük güçlerinin, Osmanlı Devleti’nin kaderine hükmetme, topraklarını paylaşma çabalarını anlatmak için kullanılır. Dönemin büyük güçleri, düvel-i muazzama da deriz (düvel, devletin çoğuludur), İngiltere başta olmak üzere, Fransa, Rusya, Avusturya, Osmanlı Ortadoğu’suyla, Osmanlı Balkanlarıyla, Karadeniz’le, Türk Boğazlarıyla, İstanbul’la yakından ilgilidirler. 1871 yılından sonra bu devletlere, o yıl imparatorluğunu kuran Almanya ve yine o yıl birleşme sürecini neredeyse tamamlayan İtalya da katılacaktır. 

Devlet-i Aliye’nin işi zordur. 19. yüzyıl, rahmetle andığımız hocamız Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, kitabına da verdiği adla, imparatorluğun en uzun yüzyılıdır. Bitmek bilmemiştir. Avrupa; sadece siyasal zeminde değil, iktisadi, askeri, ticari, endüstriyel, kültürel, entelektüel, sanatsal zeminde de, Asya’yla arasındaki farkı açmakta, kapitalistleşmesine koşut olarak, emperyalist yüzünü de göstermektedir. Zaten süreç, 20. yüzyılda önce 1. Dünya Savaşı’yla, ardından 2. Dünya Savaşı’yla başka bir aşamaya geçecektir ki, pek çok seçkin tarihçi, bu iki savaşı tek bir savaş olarak görür, 1918 ile 1939 arasını uzun bir mola olarak nitelerler. 

Osmanlı Devleti’nin yapabileceği fazlaca bir şey yoktur. Nesnel koşullar aleyhinedir çünkü. Tanzimat Fermanı (1839), Islahat Fermanı (1856), Birinci Meşrutiyet (1876), İkinci Meşrutiyet (1908, Jön Türk Devrimi) gibi adımlar atılmışsa da, tüm bunlar, imparatorluğu yarı sömürge durumuna düşmekten, sonra da parçalanmaktan kurtaramamıştır. 

Biliyoruz; Osmanlı’yı yönetenler, büyük güçler arasındaki çelişkilerden diplomasi masasında yararlanarak, devletin ömrünü bir süre için uzatmayı ve yine diplomasiyi kullanarak, Osmanlı Devleti’ni, Avrupa devletler ailesinin bir üyesi olarak kabul ettirmeyi başarmışlardır. Ama bu başarılar, devleti kurtarmaya yetmemiştir.  

AVRUPA’DAKİ GÜÇLER DENGESİ VE OSMANLI 

Osmanlı Devleti’nin 1854 yılında ilk dış borcu aldığı dönemde Kırım Savaşı’nı (1853 – 1856) bitiren Paris Kongresi’yle (1856) Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve egemenliğini kabul etmiş, Osmanlı sultanıyla Hristiyan tebaası arasındaki ilişkilere, ülkenin içişlerine karışmayacaklarına dair söz vermişlerdir. Böylelikle Osmanlı, Avrupalı bir devlet olarak kabul görmüş, Avrupa uyumunun bir parçası olarak kayda geçmiştir. 

Fakat unutmamak gerekir ki, Osmanlı’ya yapılan, devleti oksijen çadırına almaktır, yaşam destek ünitesine bağlamaktır. Bu da bir süre için ömrünü uzatmıştır, o kadar. Rus Çarı I. Nikola’nın Osmanlı Devleti için yaptığı benzetmeyle “hasta adama” yapılan, devleti ayağa kaldıracak, iyileştirecek bir tedavi değildir. 

Kaldı ki, Avrupa devletleri de, attıkları imzaya, verdikleri söze karşın, Osmanlı Devleti’nin, ülke içinde gerekli adımları atmasını talep etmekte, bu konuda sürekli mesaj vermektedirler. Gerçekte yaptıkları, Osmanlı Devleti’ni, Avrupalı bir devlet olarak tanıyıp, Osmanlı’yı denetim altına, güdüm altına almaktan ibarettir. Avrupa’nın büyük güçlerinin kendi aralarındaki rekabet de bunu gerektirmektedir. Çünkü Osmanlı’nın kendi yanlarında olmasını sağlayamasalar bile, bir başka büyük devletin yayında olmasını, bu sayede engellemektedirler. Güçlü bir Osmanlı değil, zayıf bir Osmanlı istemektedirler. Ne ayağa kalkmış bir Osmanlı işlerine gelmektedir ne de çökmüş bir Osmanlı. İstedikleri, dizleri üzerinde sürünen, yarı sömürge durumuna düşmüş bir Osmanlı’dır. 

93 Harbi olarak da bildiğimiz 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı sonrasında, 1881 Muharrem Kararnamesi sonrasında, Osmanlı’nın bütünlüğünü koruma politikasından da vazgeçmişlerdir Avrupa devletleri. İlk vazgeçen de, 1878’de İngilizler olmuştur. Hemen Ermenileri desteklemeye başlamışlardır, Fransızlar ve Ruslarla birlikte. 1878 Berlin Antlaşması’na atıf yaparak, Osmanlı Devleti’nin, Ermeni tebaanın yaşadığı bölgelerde ıslahat yapmak, yaptıklarını da kendilerine bildirmek zorunda olduğunu belirtmişlerdir.  

Sonrasını biliyoruz. 

Yarı sömürge durumuna düşen Devlet-i Aliye, Harb-i Umumi sonrasında işgal görmüş, sonra da tarih sahnesinden çekilmiştir. Tarihten silindiği dönem ve siliniş şekli hazindir. Onu yeniden kurma, ihya etme, diriltme çabaları ise hezeyandır. 

 

-Analiz - 00:01 A A
BENZER HABERLER