Saadet Cahangir: Sonbahar Hüzünleri

-Konuk Yazar - 24 Ağustos 2025 00:02 A A

 

 

 

 

 

 

 

 

Rüzgar saatin kollarını gün batımına doğru savuruyor,
Sonbaharın adımları geçmiş Ağustos’a geliyor,
Gezgin kuşların göçünde,
Bulutlu düşüncelerim gökyüzüne dağılmış,
Yürüyüşler hüzünlü, boşluklar kırık,
Ve eğer bu uzak yolları bekleyen yoksa,
Sıkıntı noktasında kesişmiyorsa,
Yan yana giden hüzünlü paralellikler,
O zaman her şeye ayrılık denir…
Önünde yaşlı bir söğüt kümelenmiş,
Uzun ömrü bizimle birlikte kaç mevsim yapraklarını dökecek,
Ama bir ağaç, bir ağaç,
Kanatlarını bulutlara açmış,
Dallarına kuşları götürmüş,
Gölgesini paylaşanların acısını paylaşacak,
Borçluların acısını çekmeyecek…
Hayatımızdan eksik kalan günlerin sayısı,
Parmaklarım kesik, zamansız yaşamanın?
Mağara adamlarının ışığımızı çaldığı bir ülkeyim,
muhafızların her yerde olduğu, çalan karanlığın…
kanunların cezalandırıldığı,
günahların haklı çıkarıldığı,
peki davamız ne zaman görülecek,
alfabetik olmayan sırada adım kimin ardından geliyor?

O bozulmuş yeminlerin gün yüzüne çıktığı yer neresi? .. biri beni götürsün,
çelişkileri anladım…
Herkesin gözleri dönmüş,
İnsanlar birbirini vurmak için dolu bir silah gibi tetiğe basmış,
Adalet davaları hapse gidiyor,
Ekmeğin çaresizliği intihara yol açıyor,
Ceylanlar kurda, kuşlar demir kafese yeniliyor,
Tanrı’ya diyeceksin ki,
Güvercinler göğün yüzünü unuttu,
Çünkü kafes rahat…
Bu sinsi işlerde bir şeytan mı var,
Aklı aldatmak için ne oyunlar oynuyor?
Kötülük kara kutusunda,
Ve kara kutular cansızlığın sureti,
Kalkınca omuzlarına, yüzü ölüme gider…
Hayat rengi silinmiş herkesin gözünden,
Sanki sarı bir akrep zehirli iğnesini kanımızda taşıyormuş gibi,
Gök ile yer arasında sessizlik hüküm sürerken,
Ölüm meleğiyle bir nefeslik mesafe
Uçurumdan atlayanlar kanat sesleri duyar…
Neden her sokağın başında bu geçitler var,
Yol vermedikleri zaman trafik sıkışıklığının kaosunu hissederler,
Kırmızı ışıkların keskin parıltısında,
“Dur” işareti yanar, insan selini keser,
Yasakların dilini bizden daha iyi kim bilir? Sanki büyülenmiş gibiyiz,
cadılar bu şehrin tepesinde toplanmış,
akşamları ağaçlarda geçiren donuk gözlü kuzgunlar,
her gün yarı uykulu bir şekilde sabaha doğru vıraklıyor,
neyse ki şafak tüm ihtişamıyla yeniden doğuyor,
şafaktan sağ kurtulanların duaları titreşiyor,
donuk alacakaranlık…
üzerimize çığ gibi düşen o tozlu ayrılıklar nedir,
iki el arasında bir yaşam kıvılcımı,
biri öldü ve ben gördüm,
tek yalnızlığım o boş çukurun dibinden çıkan kara yüzdü,
çiziksiz,
geriye ne kaldıysa,
baykuş kör harabelere kayboldu…
hafızanın her köşesi hayattan bir alıntı,
hala anılarda,
annemin çiçek bahçesi gibi çocukluk günleri,
renklerle dolu,
Tanrım, bu çemberden küçük bir çıkış açarsan,
o yoldan dönersem,
annemin zambakları çok susamış olmalı…

Not: Azerbaycan Türkçesinden bizim Türkçemize uyarlanmıştır.

-Konuk Yazar - 00:02 A A
BENZER HABERLER