Yeni Dünyanın Ruhu…

-Genel - 21 Mayıs 2024 00:05 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com


YAZI ARŞİVİ 


Yeni dünyanın ruhundan maksat canlı kültürlerdir. Sorumuz şu: Acaba Türk kültürü canlı mıdır? Canlılığı, musikide, düşünce yapısında, söz sanatında, mimari stilinde, şiirde arıyorlar. Bu başlıkların her biri tetkike değer.

Folklorumuzla ilgili bir teklif sunmak istiyorum. Yani oyunlarımız, Türkülerimiz! Alevi Kızılbaş argümanları Türk canlı kültürüne bir adaydır. Semah gösterileri ve bazı türkü makamlarıyla. Türkü olarak, Mesela: “Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm, yar senin elinden ben yana yana! Bu türkünün ritminde inişler ve çıkışlar matematiksel bir ahenge sahip. Öyle ki; orkestra şefi, yani majör bu türküye komuta ettiğinde spontane olarak transa geçiyor.

Sanatçılar bu türkünün makamını daha da zenginleştirmişlerdir, harika desem yeridir. Bununla dünyaya açılabiliriz. Bakınız, Azerbaycan “Sarı gelin” türküsünü UNESCO’ya tescillettiler. Bizler de böyle yapabiliriz. Dramda da söyleyecek sözümüz var: “Hızır paşa ve pir sultan olayı”

Hızır paşa Pir Sultanın müridi imiş. Gün olur ki padişahın emriyle Pir Sultan taşa tutulur. Taş atanların içinde yörenin valisi ve emri uygulayan Hızır paşa da varmış. Paşa canı pahasına da olsa taş yerine gül atmış. Pir sultan o zaman bu olayı şiir ile dile getirmiş. “Ellerin attığı taş değmez bana, ille dostun gülü yaralar beni!” İşte canlı kültür.

Acaba inancımızda da böyle bir canlılık var mı? Yoktur, heyhat!

Bazı ülkelerde din sömürüye karşı bir bayrak olurken bizde neden değil; çünkü bizde din yok cemaat var. Şüphe yok ki her cemaat bir casus üssüdür. Cemaatlerin tarihi geçmişi de aynı idi. Bu durum esasında Hasan Basri ile başladı. O, Ümeyye devletinin halk arasındaki casusu idi. Sonradan cemaatler emperyalist güçlerin eline geçti. Gazi paşanın ilk icraatı bunları kapatmak oldu; çünkü o bir dahi idi.

İslam’dan önceki tarihimizden güç alamıyoruz; çünkü bu tarihimizin sistemi yok, ne ana hat belli ne teferruat. Ya İslam’dan sonraki tarihimiz? Bir yıkım, sadece toprak fetih etmişiz. Feryat budur ki, insanımızı kaybetmişiz, günümüzde ise insanlığımızı.

Bakınız, biz otuz sene evvelini hür olarak söyleyemiyoruz. Nasıl milli olacağız? Korku iliklerimize işlemiş, bu korku bize inançlarımızdan aksetmiş. Mesela Muaviye’ye hazret diyoruz. Bizim ülkemizde Ali sevgisi mi var Muaviye korkuşumu hala bilinmiyor. Adamın adı Ali ama bakışları Muaviye. Varsın olsun, bizlerin dinden yana bir gailesi yok ki!

Şair Necip Fazıl Kısakürek her dalda oynayan birisi idi. Menderes asılana kadar onun örtülü ödeneğinden yedi durdu. Asılınca Menderesin aleyhine en şiddetli yazıyı da yine o yazdı. Bu adamın Hz. Ali diye bir kitabı var. Şöyle yazıyor: “Ali haklıdır ama Hz Muaviye’ye de kimse haksız diyemez!” Al sana yazar, al sana şair. Şair dediğin şuur ehlidir, izzet sahibidir. Necip Fazıl’ın izzeti de budur işte.

Türk insanının tabiatı ce coğrafyası uyumsuzdur. Coğrafyamız saadetler ülkesi, tabiatımız bahtiyar değil. Buna sebep kabullerimizdir. Bilinen tarihimizden bu yana kabul ettiğimiz inançların, istisnalar hariç hiç birini anlamadık. Bu durum bizim iç dünyamızı tahrip etti, seciyemizi bozdu.

Konuyu biraz yetkin tutmak istiyorum. Teslim kelimesinin orijin anlamı “selamet”tir. İnançta da savaşta da anlamı budur. Mesela savaşta karşı taraf şöyle der: “Teslim ol!” Yani bana teslim ol selamet bul, seni öldürmeyeyim! Sen de karşı tarafa aynısını diyorsun. İnanç meselesinde de durum aynıdır. O inanca teslim oluyorsun, kurtuluyorsun.

İşin inceliği şurada: İslam bizi teslim almadı, esir aldı sonra tahrip etti. Peki, bu neyin sonunda oldu, yukarıda yazdığımız gibi, kabullerimizin! Biz nasıl bir İslam’ı kabul ettik ki, çırpındıkça batıyoruz. Her taraf bataklık, baykuş yuvası, inilti. Bu yetmiyormuş gibi, sevgililer de korkak, düzenbaz, yalancı. Koca Fuzuli sanki bizi tarif etmiş:

“Dost bi-pervâ, felek bi-rahm, devran bi-sükûn,
Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebûn!”


 

-Genel - 00:05 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.