17 yorum yolladığınız 18.yazımdan sonra 19. yazımla huzurlarınızdayım!
Nostaljik yazılar 19
Tanyeri Haber okurlarının aylık yazılarıma yolladığı övgülere baştan ve peşinen teşekkür ediyor, yazıya sorularla başlıyorum. Memleketimize ilişkin yazılanları unutabilecek miyiz? Yazılmayan ancak konuşulanları unutacak mıyız? Yaşanmışlıkları nasıl unuturuz? Gençlik yıllarımızı nasıl unutacağız? Memleketimizin çağdaş yapısına düşen gölgeleri nasıl yok sayacağız? Ya da “unutsam keşke!” dediklerimizi kolay unutuverecek miyiz? Cevaplarınızı duyar gibiyim!
Gelelim zorunlu açıklamaya! “Kars var ya bu Kars!” başlıklı yazıma Nihal Aydın’dan gelen; “Karsımızın en güzel edebiyatçısı!” sıfatını hak etmeyebilirim. Ama iflah olmaz Kars sevdamın, adı geçince ıslanan gözlerimin, içimi çeke çeke yazdıklarımın dünden bugüne arkasındayım!
Gelelim sözün özüne! Tam da burada bir özeleştiri yapmak durumundayım. Sık sık yinelerim. Doğduk, doyduk, büyüdük, az biraz çalıştık ve bir gün çekip çıktık. Buna verecek cevabım yok! Nedense bizim kuşak, ya da bir kısmımız Kars’ta iken batıyı, batıda iken toprağımızı özledik. Batılıları geçtim, dünyanın pek çok yerine uzandık, oralara ve oralılara sevdalandık. Kore’den Küba’ya, Rusya’dan İngiltere’ye, ABD’den Fransa’ya içimize giren, ailelerimizin bir parçası olan ve çok sevilen gelinlerimiz, damatlarımız oldu. Bu gerçeği başka nasıl açıklarız? Demek ki bizler hem yerel, hem geleneksel, hem evrensel olmayı başardık…
Şimdi de hüznümün altını çizerek, geçmişin güzelliklerini içime çekerek, hiç durmadan kendilerini hatırlatanlara dönüyorum…
Elbette görerek, bilerek, izleyerek memleketimize bakıyorum! İnsanın doğduğu yeri sevmesi, oranın kışını karını, yazını tozunu, varını yoğunu, güneşini soğuğunu, rüzgârını fırtınasını sevmektir. Doğru!
Eğitim aldığımız yıllara bakıyorum! Kuşak olarak okullarımızı eksiksiz bitirdik. Hiçbirimizin okuduğumuz yıllarda özel öğretmeni, kapıdan alıp kapıya bırakan özel arabası, özel servis aracı olmadı. O da doğru!
Yine okullarımızda donanımlı laboratuvarımız, kütüphanemiz, yabancı dil- müzik odalarımız, çok renkli kantinimiz, spor salonlarımız ya yoktu ya da yetersizdi. Çok doğru!
Lise yıllarımıza dönüyorum! Öğretmenler Günü’nde hocalarımıza çiçek de götüremedik. Pilav günlerimiz, diploma törenlerimiz, okul yıllıklarımız, mezuniyet balolarımız da yoktu. Cüppelerimizi giyinip, keplerimizi havalara da fırlatamadık. Ancak eğitimde fırsat eşitliğine inanan bir MEB, bize kimlik ve kişilik kazandıran Cumhuriyete kol kanat geren irfan ordusu, sırtımızı bir kaya gibi dayadığımız ailelerimiz ve çağdaş bir ülkemiz vardı. En doğrusu bu galiba…
Çocukluk ve gençlik yıllarımıza bakıyorum! Işıkların erken söndüğü, havanın ve evlerin erken karardığı memleketimizde kışın ayazını, yazın tozunu hep yüzümüzde hissettik. Sınıf, sıra, mahalle, okul arkadaşlarımızla yokluğu, yoksulluğu, paylaştık. Çocukluğumuzu ve gözyaşlarımızı yastık altına saklayıp, boyumuzdan büyük, yüreğimizden büyük işlere kalkıştık. Bakışlarımızı geleceği umutla diktik, kendimize hedefler koyduk, hayallerimizin ardından gittik. Bize güvenenlerin başını eğmedik, mahcup etmedik, arkasız, torpilsiz, aracısız iyi yerlere de geldik.
O nedenle okullarımızı bitirip dönemin gözde okullarına girebildik. Spordan sanata, edebiyattan fen bilimlerine her alanda ünlü, marka değeri olan okullardan mezun olan arkadaşlarımızın yanında eziklik duygusu yaşamadık, her alanda onlarla yarıştık…
Kimimiz doktor, kimimiz mühendis, kimimiz öğretmen, kimimiz hukukçu olup öncelikle memleketimizde görev yaptık. Çünkü bizim kuşak, yani cumhuriyet değerlerini olmazsa olmazı sayanlar, kendisini ülkesine hep borçlu gören, toplumsal duyarlılığın gereğini hep önceleyen kuşaktı. Yine bizim kuşak; “İnsanı memleketinden çıkarırsın da, memleketini insanın içinden çıkaramazsın!” sözünü ezber eden kuşaktı.
Edip Cansever’in; “İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ O yerin hasretine, yalanına benzer” dizelerini unutmayan kuşaktı…
Sırada notlarım var…
Minnet notu: Vatan, bayrak, yurtseverlik, inanç harcını bize belleten, kadın haklarıyla, eğitim almamın, meslek edinmemin, çağdaş bir ülkede büyümemin önünü açan, ömrü cepheden cepheye koşmakla geçen, yatağından çok karlı- buzlu/ tozlu siperlerde yatan, amansız böbrek sancılarını asker kaputuna sarılarak geçirmeye çalışan, evi vatan, yatağı siper olan Atatürk’üme!
Teşekkür notu: Bizlere 5 yıl emek veren, kişiliklerimizin ilk harcını karan, kimlik ve kişilik kazandıran genelde cumhuriyet öğretmenlerine, özelde emek ve katkılarını hiç unutmadığım Sevinç Akçaylı, Zeynel Kısacık öğretmenlerime!
Kutlama notu: Aydın kimliğimizin, çağdaş duruşumuzun, özgüvenimizin, dik duruşumuzun ilk adresi okullarımıza! Sümerbank’ın pazeni, Nazilli’nin basması, Beykoz’un kundurasıyla büyüyen, sarı saman kâğıdına notlar alan, koşullardan ötürü erken olgunlaşan, erken sorumluluk alan arkadaşlarıma!
Hasret notu: Bizim çocuksu düş ve özlemlerimize ayıracak zamanı olmayan ve işi başından aşkın annelerimize! Daima sert ve otoriter görünen babalarımıza! Ailelerimizin bu tavrından ötürü yakınmayan kuşağımıza! Kadına özel yer ve değer veren, kadın- erkek ilişkilerinde kaçgöç bilmeyen, okuma oranı yüksek olan ilimize!
En önemli not: Kemalist cumhuriyetin başarısına ve iddiasına inanan, eğitimde fırsat eşitliğini savunan, bizden önce eğitimin kapılarını zorlayan abla ve abilerimize! Bize de, yönetimin eğitim anlayışına da çok güvenen ve arkamızda dimdik duran ailelerimize!
İç çekme notu: Ne zaman aklımıza gelse anmaktan, anlatmaktan, yinelemekten bıkmadığımız fıkralara, olaylara, kişilere! Atmaya kıyamadığımız, fotoğraflara, yüreğimizin tavan arasına hapsettiğimiz anılara, göz yaşartan, iç çektiren, rehin alan dostluklara! Yitip giden babalara! Göçüp giden analara! Çekip giden abilere- ablalara!
Kaçıp giden dostlara! Bıkıp giden yoldaşlara! Kayıp giden arkadaşlara! Yakıp giden olaylara! Sahip çıkılmasa da ateşi hiç düşmeyen konulara!
Gurur notu: 1920’li, 30’lu, 50’li yıllarda ilimizde Azerbaycanlı kompozitörlerin operalarını, Üzeyir Hacıbeyli ve Fuzuli’nin operetlerini, Arşın Mal Alan, Meşedi İbad, Leyla vü Mecnun oyunlarını sahneye taşıyan ve o çağdaş sanat ortamında kadınlı-erkekli sahne alan yerel sanatçılarımıza!
Yine 1937 yılında İl Genel Meclisinde kenti erkeklerle birlikte yöneten yakası kürk paltolu, başı açık kadınlarımıza!
Ve yine 1950’li-60’lı yıllarda İtalyan tiyatro yazarı Carlo Goldoni’nin oyunlarını, Antik Yunan tragedya yazarı Sofokles tarafından kaleme alınan Kral Oidipus’u, Yunus Emre Orotoryosunu sahneleyen lisemize!
1970’li yıllarda Türkiye genelinde ilkokullaşma oranı yüzde 59 iken, ilimizde yüzde 65’e uzanan bir eğitim açlığımıza ve gerçeğimize! Geleyim bu yazının beni en çok etkileyen, daha doğrusu ağlatan yanına! (Hem yüreğime, hem geldiğimiz yere çok dokunan bu bölümü yazarken oturup ağlayasım geldi!)
Bitirme notu: Kuşkusuz ki günü ve geçmişi kıyaslamak adına; Bildiğimiz, hatırladığımız, yazarken, paylaşırken bile duygulandığımız bu gerçekler sayfa sınırını da, yüreğimizin sınırlarını da zorluyor. Ne demiştik geçen yazımızda! “Kars var ya bu Kars! Şehir deyip geçmeyeceksin!” O halde bu gerçeğin hakkını vermeyelim mi?
Son söz: Mesajlarıyla beni yalnız bırakmayan hemşerilerime şunu söylemek isterim: Benim gözlerim niye dolup dolup boşalıyor. Onu da ben biliyorum, siz biliyorsunuz…
Neşe Doster
-
Turizm: İran savaşı sonrası Türkiye’ye talep artıyor
-
Peskov: Dünyayı küresel savaştan sadece nükleer silah koruyabilir
-
IAEA Başkanı: İran’ın nükleer tesislerine denetimler kaçınılmaz
-
Alman Dışişleri’nden vize açıklaması: Türkiye de sorumlu
-
Türkiye’deki NATO zirvesi öncesi Berlin’de kritik toplantı
-
Rusya’dan Batı’ya net uyarı: ‘Rusya ile çatışmaya girenleri felaket bekliyor’
YORUM BIRAK
YORUMLAR
-
NİHAL AYDIN 7 Eylül 2021 18:26Sevgili Neşe ,, Kars duyguların hepimizin içimizde yaşattığı Kars hasreti, Kars aşkı , Kars özlemimiz bir acı gerçek..
Kars Sevdalıları adına zaman zaman duygularımızı ifade ederek bu sayfada çok güzel anlatıyorsun.
Duygularımızı, içimizdeki burukluğu ancak Kars,’ı yaşayıp bilenler hissedebilir.
Ben de Sözümün arkasındayım.
KARS ımızın Gözel,en yürekli Edebiyatcısısı olduğun bir gerçek. Sevgiler, Selamlar.. -
Fatma Tombul 3 Eylül 2021 19:21Ah Neşe Karsımızı gene nekadar güzel ve duygulu anlatmışsın. Yüreğime dokundu,öylesine dokundu ki mendil kullanmak zorunda kaldım.insani öyle sine gerilere götürüyorduk ki duygulanmamak elde değil..ohh işlerimi bitirdim kavuştum gene harika yazılarına. Yüreğime kalemine sağlık güzel insan iyiki varsın
-
Aysel Akkoç Boy 2 Eylül 2021 11:57Kars kızı değerli hocam, bitmeyen sevdan ve güzel anlatımın beni yine mest etti. Emeğine, yüreğine, kalemine sağlık iyiki varsın iyiki tekrar yollarımız kesişti. Ülkemiz ve Kars için huzurlu,mutlu, bol ve bereketli yarınlar tez zamanda gerçekleşir inşallah.
selamlar sevgiler.
