1983- 2021! 38 yıllık hasret…

06.03.2021 00:03

613 Kişi Okumuş

3 Yorum

1983- 2021! 38 yıllık hasret…

(Nostaljik yazılar dizisi 13)

Aralarda gidip gelmelerimi saymazsam 38 yıl olmuş memleketimden ayrılalı. Bu arada ve bu uzun yıllar boyunca gurbette boş durmuş muyum? Hayır! Memleketimin derdiyle dertlenip, sevinciyle sevinmiş miyim? Evet! Her fırsatta dağına taşına, aşına, karına, boranına, sokağına, caddesine, dostluğuna, vefasına bazen şiir tadında, bazen hasret tonunda, bazen dokunaklı, bazen sitemkâr yazılar yazarak uzaktan da olsa toprağımı selamlamış mıyım? Ben susayım arşivler dile gelsin…

Sık sık makalelerimde, her fırsatta konuşmalarımda, en çok da kitaplarımda Kars’ı başköşeye oturtmuş muyum? Bilen bilir, ben dönmezem yolumdan! Kars’ın Kars, olduğu zamanları, hemşerilerimizin biz de dâhil yoğun bir göçe kalkışmadan Kars’ta olduğu dönemleri derin ah’lar çekerek anıp durmuş muyum? Hem de nasıl…

Tarihi değeri olan, eski ve görkemli ata yadigârı binalarımız bazen yeni sahiplerinin elinde har vurup harman savrularak harap olurken uzaktan da olsa çaresizliğin pençesine düşüp “aman ha!” demiş miyim? Bilen bilir zaten…

Batılı dostlarım (övünmek gibi olsun!) özellikle Kars’la ilgili kitaplarımı okuyanlar gidip geldikten sonra bana; “Rüya gibi bir kentiniz var, harika bir doğanız var, göz kamaştıran karınız var, uzun bir kışınız var! Ancak durgun, sessiz, uykuda gibisiniz, batıda olsa neler olmaz?” gibi sitemlerde bulunduklarında, uzaktan seyredip diz dövmekten başka yapacak bir şeyim olmadığı için yanıt vermekte hep zorlanmış mıyım? Kıpkırmızı kesilerek…

Özgün Rus mimarisiyle, çehresi daha o yıllarda değişen batılı ve aristokrat kimliğiyle dikkatleri çeken ve cazibe merkezi olan Kars’ta, olup bitene sessiz ve suskun kalan yetkili zevata bakarak “bu nasıl şey?” diye sormuş muyum? Kendim çalıp kendim oynayarak evet…

Bu soru ve cevaplardan sonra geleyim yüreğimin müzesine yerleşenlere…

Tam da burada çoook eskilere gidip Kars’a uzanma zamanıdır.  Memleketime ait tüm anılar yüreğimin toplumsal güzellikler müzesinin en orta yerinde ve çok derinlerinde taptaze duruyor. Sık sık dokunuyorum, tam da orada içimin ne kadar dolduğunu da gözlerim ve kalemim söylüyor zaten. (Burada her ne kadar kendimi anlatmak gibi sevimsiz bir duruma düşsem de yazmasam olmazdı)

Sık sık düşünürüm! Memleketim; benim yol arkadaşım dayanağım, kökenim, dert ortağım, baba ocağım, ana kucağım, uzun gecelerim, özlemim değilse nedir? Yine on kez düşünüp bir kez yapan temkinli, ama parlak bir kuşak olarak, son yıllarda türkülerimizi, halk oyunlarımızı, bize has mizahımızı anmaktan başka ne yapıyoruz?

Sık sık aklıma gelir! Kars benim için okuldur, eğitimdir, iştir, düğündür, yuvadır, mekândır, zamandır, umuttur, oğlumu kucağıma aldığım yerdir. O nedenledir ki tekrara düşsem de,  gereksiz sözlerle uzatsam da burnumda tüttüğü için hoş görülmelidir!

Bugünlerde sıklıkla eski fotoğraflara yeniden bakıyorum. Ulusal bayramlarda yeryüzünün en donanımlı, en muhteşem, en inançlı, en gururlu bando takımıymış gibi yürüdüğümüz öğrencilik yıllarımı düşünüyorum…

Sık sık empati yapmaya çalışarak; Çocukken ayrılıp bir daha hiç memleketimize uğramayanları düşünüyorum. Yıllardır çeşitli bahanelerle ayak basmayanları hatırlıyorum. Sadece seçimlerde gelip göz kırpanları anımsıyorum. Özellikle de memleketimiz unutulmuşluğa terk edilirken, kültürel, sosyal deformasyon gözle görülürken boş vermişliğin girdabında; “Ben artık İstanbullu oldum!” diyenleri unutmuyorum! Uzakta kurulan hemşeri dernek ve vakıflarının bazılarının kentin sorunlarına çözüm aramak yerine, biraz da sosyal statü peşinde olduklarının altını çiziyorum…

Tarihi geçmişiyle, yöresel ürünleriyle, kayak merkeziyle, yeni yapılan otelleriyle, bir cazibe merkezi olan ilimizi kaderine terk etmeden, kültürüne kafa yoran hemşerilerimize dudak bükmeden, “böyle gelmiş böyle gider” demeden, hele de güncel deyimle öğrenilmiş çaresizliğin pençesine düşmeden bu toz duman dağılsın yine yollara düşelim önerimi bıkmadan usanmadan yineliyorum…

Düşündüren ve ah çektiren not: Çok soğuk bir New York gününde; “ABD’nin Sarıkamış damarı tuttu!” demiş memleketime uzaktan selam çakarken, arkadaşlarımı da güldürmüştüm. Şimdi hatırladıkça bu sohbetlerin artık sadece anılar da kalmasına çok hayıflanıyorum…

Özlem notu: “Gence’de bir gız var adı Sona’dı/ Sulara sen ahma, men ahım deyir/ Üzüne bir bahan bir daha bahır/ Sular da Sona’ya gel beri deyir.” Rahmetli annemin dilinden düşürmediği bir dörtlüğü nedense bugünlerde tekrar edip duruyorum…

NEŞE DOSTER


Yazı Arşivi

İlgili Terimler :

YORUMLAR