Hakan Akpınar: İlk basın kanunumuz ve ilk yasaklar…
Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Osmanlı Türkçesi ile baskı yapan ilk matbaanın kurulması, imparatorluk topraklarında geriye akan zamanın tekerine çomak sokmuştu. İstanbul’da, İbrahim Mütefferika Matbaası’nın açılması, (1727) Osmanlı-Türk düşünce dünyasını aydınlatan bir işaret fişeği olmuştu sanki…
Matbaanın kurulmasına izin veren padişah fermanının ilanından sonra Osmanlı topraklarında art arda Türk matbaaları açılmıştı. Sadece, 1729-1845 yılları arasında tam 151 matbaa kurulmuştu. Bu da devlet açısından kargaşa ve düzensizliği önlemek için yeni bir yasal düzenlemeyi zorunlu kılıyordu. 1857 yılında yürürlüğe giren “Basmahane Nizamnâmesi”nden söz ediyoruz.
Bu nizamnâme, doğrudan gazeteleri ilgilendiren bir düzenleme değildi. Adı üzerinde basmahane, yani matbaalarla ilgili nizamnâme idi. Söz konusu nizamnâmenin yürürlüğe girdiği dönemde zaten sadece iki gazete vardı. Takvim-i Vekây-i, devletin basımevi olan Matbaa-i Âmire’de basılan resmî gazeteydi. Bilindiği üzere diğeri ise devletten doğrudan maddi destek aldığı için yarı-resmî gazete olarak kabul edilen İngiliz sahipliğindeki Ceride-i Havadis’ti. Bu yüzden hükümet, gazetelerle ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç duymamıştı.
“Basmahane Nizamnâmesi”nin hükümleri, matbaların kuruluşu ile işletilmesine dair esas ve usülleri ilan ediyor; bu hükümlere aykırı olarak hareket edenlere hapis ve para cezası verilmesini, hatta matbaalarının süreli/süresiz kapatılmasını öngörüyordu.
Nizamnâmeye göre, matbaa açmak isteyenler, Maarif ve Zaptiye Nezaretlerine müracaat edecek; talep uygun bulunursa başvuru sahiplerine “Sened-i Mahsusa” adı altında matbaa kurma-işletme belgesi verilecekti. En önemlisi, matbaada basılacak her türlü kitap, risale ve basılı evrak önce Maarif Meclisi tarafından görülecek; “Mülken ve devleten, bir gûnâ mazarratı” olmadığı yolunda müsaade verildikten sonra basılabilecekti. Nizamnâme’deki bu şart, esasında bir tür “Ön sansür”dü.
Bu hükümler, Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde matbaa açmak isteyen yabancıları da kapsıyordu ama bir farkla… Yabancılara matbaa açma iznini Hariciye Nezareti verecekti.
Basmahane Nizamnâmesi’nin yürürlükte olduğu dönemde gazeteleri kapsayan bir basın kanunu yoktu; fakat ertesi yıl yayımlanan 1858 Ceza Kanunnâmesi’ne konulan hükümler, her türlü basım-yayım faaliyeti için ciddi cezalar öngörüyordu. Kanunun 138. Maddesi, aynen şöyleydi:
“Devlet-i Âliyye’nin emir ve ruhsatıyla açılmış olan matbaalarda saltanat-ı Seniyye, erbab-ı hükümet ve Teba-ı Saltanatı Seniyye’den olan bir millet aleyhinde gazete veya kitap ve evrak-ı muzirre tab ve neşrine mütecasir olan kimlerin, iptida bastırmış olduğu şeylerin zaptiyle derce-i cürmüne göre matbaası muvakkaten veya bütün bütün kapatıldıktan sonra on mecidiye altınından elli mecidiye altınına kadar cezayı nakdi ahzolunur”
1862 yılında İlk gazete kapatma hadisesi olarak basın tarihimize geçen Tercüman-ı Ahval ile ilgili karar, 138. Madde’ye istinaden alınmıştı. Sonraki yıllarda bu kanuna dayanılarak, Tasvir-i Efkâr hakkında inceleme başlatılmış; tashih olunmak üzere Ceride-i Havadis gazetesi ise toplattırılmıştır.
Bizim tarihimizde, basına dair yasak ve kısıtlamalardan oluşan ilk kapsamlı yasal düzenleme, 31 Aralık 1864 tarihinde yürürlüğe sokulan Matbuat Nizamnâmesi’dir. “İlk Basın Kanunu” olarak değerlendirilen bu nizamnâme, ayrıntılı hüküm ve cezalar içeren bir düzenlemedir ve 1909 yılına kadar da yürürlükte kalmıştır.
Matbuat Nizamnâmesi, devletin basın üzerindeki denetimini ilk kez hissettirdiği bir hüküm ve kurallar manzumesidir. Ancak, bu nizamnâme hükümleri, hapis ve para cezası getirmekle birlikte gazeteler için ön sansür öngörmüyordu.
İzinsiz gazete çıkarmak; gazetenin imzalı nüshasını ilgili makama göndermemek ve imzasız gazete çıkarmak yasaklanmıştı. Nizamnâme uyarınca, hükümet tarafından gönderilen resmî açıklamayı yayınlamak ve cevap hakkına yer vermek zorunluydu. Devletin iç güvenliğini ve asayişini ihlâl niteliğindeki suçları işlemeye gazete vasıtasıyla tahrik etmek suçtu. Genel âdap ve ahlâka aykırı yayınların yanısıra dinleri ve mezhepleri kötülemek yasaklanarak suç kapsamına alınmıştı.
Matbuat Nizamnâmesi, Osmanlı Hanedanı ile hükümet üyeleri, devlet memurları, dost-müttefik hükümdarlar, yabancı diplomatlar hakkında küçük düşürücü haberler yapılmasını da yasaklamıştı. Bu düzenlemelerin ihlâl edilmesi hâlinde gazetelerin hükümetçe, bir aydan başlayarak, suçun üç kere tekrarı halinde süresiz kapatılabileceği kesin hükme bağlamıştı. Matbuat Nizamnâmesi’nin hükümleri, Osmanlı topraklarında yayın yapan yabancı gazeteler için de birebir geçerliydi…
Matbuat Nizamnâmesi yayımlandığında, Osmanlı-Türk basını bu düzenlemelerden pek fazla rahatsız olmamış; aksine yabancı basını da kapsadığı için nizamnâmeyi “Press Kanunu” olarak adlandırmıştı. Lakin üç yıl sonra çıkacak bir düzenleme, Matbuat Nizamnâmesi’ni mumla aratacak; Osmanlı-Türk basınının önde gelen temsilcilerini hapis, sansür ve sürgünle tanıştıracaktı.
-
Zindan iki hece…
-
Özgür Özel: ‘Önce kurultayı, sonra seçim sandığını kurtaracağız’
-
Doç. Dr. Çağlar Erbek: Balkanlar’da Bir Hafta Sonu: Ohrid’den Kavala’ya…
-
Lavrov: Batı, bağımsız bir Rusya’nın varlığını kabullenemiyor
-
Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’
-
Avrupa Konseyi raporu: Türkiye ve Fransa cezaevi doluluğunda ilk sırada
