Araz Gündüz: Gece Düşünceleri -ll-
Araz Gündüz
arazgunduz@yandex.ru
Hakani Şirvani hakkında iki yalan, bir doğru
Yanılmıyorsam, 1950’li yılların ortalarına doğru Hakani’nin Fars şairi olmadığını ve Azerbaycan’a mensubiyetini vurgulama gibi bir zorunluluk doğmuş ve Azerbaycan Komünist Partisi yönetiminin bu konuda Akademiye talimat verdiği söyleniyor. Meselenin çözümü Memmedmübariz Elizade’ye (Zerduşt ve Araz Elizade’lerin babası) havale edilmiş. O da Hakani’nin bir şiirine bir beyit eklemiş; anlamı yaklaşık olarak şöyle: “Dünya beni Farsça sövse, felek ona Türkçe der: sensen” (metin Farsçadır, ancak “sensen” kelimesi Türkçe verilmiş). Hakani’nin “Şirvan beni çok incitse annem Tebriz’in kucağına sığınırım” mısrasının da uydurma olduğu iddia ediliyor. (Alıntılar çok eskiden okuduğum metinlerden aklımda kalanlardır; genel anlama zarar vermeyen bazı yanlışlıklar olabilir.) Bu daha neresi… Memmed Rahim 1955’te yazdığı “Hakani” manzum dramasının bir yerinde Hakani’nin misafiriyle oturup patlıcan çıgırtması yediğinden söz eder ve… patlıcanın Kafkaslara gelişinin ancak XVIII. yüzyılda olduğu kesin bilindiğinden, burada oldukça komik bir durum ortaya çıkar…
Ancak Hakani adının büyüklüğüne layık bir iş de yapılmıştır. 1970’li yılların ortalarında Asif Ata “Hakanilik” adlı büyük bir deneme yazmış ve onun felsefi-poetik portresini yaratmıştı.
Şerif Ağayar’ın cesareti
ABD’nin kurucularından Benjamin Franklin’in bir sözü var: “Çalışın, çok kitap okuyun, ama aynı zamanda yalnızca iyi kitaplar okuyun.” İster hikâye ister şiir olsun, çağdaş Azerbaycan şair-yazarlarının birçoğunun yazılarını okuyunca düşünmeden edemiyorsunuz: Acaba bu adam ömründe herhangi ciddi bir eser okumuş mudur? Burada Şerif Ağayar’ın büyük cesaret gerektiren itirafını hatırlıyorum: “Şiir yazıyordum, Fuzuli’yi okudum, o beni şiir yazmaya bırakmadı. Çok acımasızdı.” (Gerçi Şerif Bey, Selam Sarvan’ın da onu şiir yazmaktan “çekindirdiğini” yazar, ama ben bunu duyguya kapılmak sayıyorum. Selam yetenekli biridir, ancak bütün yaratıcılığını söz oyunları üzerine kurmakla bu yeteneği menziline ulaştıramayıp yarı yolda bırakmıştır. Örneğin ben söz oyunu üzerine kurulu derin anlamlı şiir deyince Ali Kerim’in şu kısa şiirini hatırlıyorum:
Hâqiqat it şeklindeyse –
yalan
ceylan şeklinde.
Olma iti
madonna gibi
seveceğim şeklinde…
Selam’da nasıldır:
Ben gelir olmadım, yolu karşıla…
“Ben gelemedim” değil, “beni gelmeye bırakmadılar” değil, sadece keyfimden gelir olmadım, sen de git, kendi kendine “yolu karşıla”… Selam’ı az çok okumuşum; neredeyse bütün şiirlerinde diyalektiğin “karşıtların birliği ve mücadelesi” yasasını bozar, “karşıtların birliği ve barışması” gibi kötümser bir çağrışım yaratır ve düşkün bir ruh hali doğurur. Bu düşünceleri öznel sayabilirsiniz…)
Ancak Fuzuli!.. Gelin aşağıdaki beyite dikkat edelim:
Bir peri – silsile-i aşkına düştüm nageh,
Şimdi bildim sebebi hilkat-i âdem ne imiş…
Büyük bir aşk hikâyesi, düşünmek, hayal kurmak için kocaman bir alan; otur, kendi sevgini bir kez daha hatırla, o zaman yaşadıklarının olağanüstülüğünün anlamını anla, istersen kendin için sevginin felsefesini yarat…
Örnek şiir.
Aldatabiliyorum kendimi ara sıra,
Kendime hoş geliyor bu kabahatim,
Dönecek gençliğim uzak seferden,
Gelecek, yanında ilk muhabbetim…
Lakoniklik, duruluk, kapsamlılık ve sihir…
Affedin, kendimden de, 40 yıl önce yazdığım bir parçayı örnek getireyim:
Sen çıkıp gittiğinde, açtığın kapıyı
felek kapadı benim yüzüme,
Böyle kapı kapamasına
inanmıyorum doğrusu ben…
Sen ki gelseydin yüz yüze
kapının ağzında sensizliğinle,
geri dönerdin…
Ne diyeyim şimdi,
Sanki çağrılmamış misafirdi
sensizlik,
Çaresiz, kalmıştı benimle bir odada,
Çünkü gidecek yeri yoktu,
Sen gelmezsen…
Ve ben günün birinde şair doğmadığımı anlayıp şiirle yolumu ayırdım.
Bedenini teslim etmeyen “dişillere” karşı “erkeklerin” lanet tufanı ve gözyaşı seli
Büyük Alman filozofu Arthur Schopenhauer’in sevgiyi “çıplaklaştıran” bir düşüncesi var: “Acaba herhangi bir Hans’ın herhangi bir Marta’ya olan sevgisinin son amacı onların yatağa girmeleri değil midir? Öyleyse, sevgiyle ilgili bu heyecanlı, duygusal hisleri pek de ciddiye almaya değer mi?”
1980’de Asif Ata o zamanın iki genç şairini: Memmed İsmail ile Nüsret Kesemenli’yi biz gençlerin görüşüne çağırmıştı. Meclisin bir yerinde Nüsret Kesemenli, Asif Ata’nın Fuzuli örneğinde vurguladığı Leyla-Mecnun sevgisine itiraz etti: Ben Mecnun gibi aciz âşıkları kabul etmiyorum, sevgi idealim sevgilisine kavuşmak için savaşan Romeo’dur.
Teslim olmayan “dişillere” karşı en büyük tufanı, bence, şiirimizde Nüsret Kesemenli koparmıştı. Bütün sevgi şiirleri vefasız bir güzelle karşı yönelen ağır ithamlarla doludur; ancak galiba bir vefalı güzeli de yazar, hayat arkadaşına der: Sabah erken sana ihanet ettiğim buluşmadan dönüyorum, ama sen beni yine de sevgiyle karşılıyorsun, doğrudur gözlerinde kınama da okunuyor vs. vs.… Belki gözümden kaçmıştır, Nüsret Kesemenli’nin sevgiyi yücelten herhangi bir şiirini okumuş musunuz?
Gelelim bugünkü “sevgi şiirlerine”. Evet, yaşını başını almış bir erkek (erkek) ona teslim olmayan kadına (dişile) yönelip uzun uzadıya kendi fedakârlığını öven sözler söyler, onu vefasızlıkla kınayıp gözyaşlarını sel gibi akıtır. Biri bu yaşını başını almış adamdan sormaz ki: A beyefendi, ödenmeyen şehvetinin dürtüsüyle bu sözleri yazmaktan hiç mi utanmıyorsun? Sanki Azerbaycan fedakâr, cefakâr erkeklerden ve vefasız, hain kadınlardan ibarettir… Ne diyeyim, yemek zevkiniz fena değil, ama bari sizin maneviyatınıza sunulan bu “zehirli” ürünlere de dikkatle yaklaşsanız iyi olmaz mı?
Bugünlük bu kadar. Söylediklerim tartışmaya açıktır; gönlünüz istediği kadar itiraz, eleştiri ve inkâr edebilirsiniz. Sağlıkla kalın!
-
ABD-İran savaşında hareketlilik sürüyor: ‘ABD’nin asıl hedefi Ortadoğu’da Çin’i yavaşlatmak’
-
YENİ Parti yöneticileri Özgür Çelik ve Berk Tütüncü hakkında soruşturma başlatıldı
-
Orman yangınları: Adana ve Antalya’da mücadele sürüyor
-
Trump’ın AfD açıklaması Berlin’i kızdırdı
-
Mansur Yavaş’tan yeni açıklama: Erdoğan’la neden görüştü?
-
İHA’lar, siber saldırılar ve dezenformasyon: Rusya’nın Avrupa’ya karşı ‘hibrit savaşı’
