Prof. Dr. Barış Doster: İlk Meclis’in mebusları ve günümüzün kimi siyasetçileri…

-Genel - 8 Eylül 2026 23:20 A A

Prof. Dr. Barış Doster

YAZAR ARŞİVİ

Parti farkı olmaksızın, siyasetçilerin, milletvekillerinin, bakanların, belediye başkanlarının ve onların yakınlarının ticari faaliyetleri, aldıkları ihaleler, kazandıkları paralar, kamu vicdanını yaralaması yanında, ahlaki boyutu yanında, siyasi etik boyutu yanında, hukuki boyutu yanında, toplumsal çürümenin de önemli bir göstergesidir. Bu konuda elbette gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Ama bu yetmez. Kamuoyu hassasiyeti de zorunludur. Toplum da bu konuda duyarlı olmalıdır.

Bu konu yeni değildir. Ülkemize özgü de değildir. ABD’den İsrail’e, İtalya’dan Fransa’ya, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya dünyanın her yerinde gündemdedir. Yolsuzluk, rüşvet, nüfuz ticareti, ihaleye fesat karıştırmak, irtikap siyasette her zaman önemli konu başlıklarıdır, bizde ve dünyada.

Bu konularda genç Cumhuriyet, büyük hassasiyet göstermiştir. Atatürk; hem milletvekillerinin nitelikleri konusunda hem de tasarruf konusunda çok duyarlı davranmıştır. Atatürk’e göre Cumhuriyet’in kalbi Ankara, milletin kalbi Meclis’tir. O nedenle, milletvekilleri de millete ve Cumhuriyete layık olmalıdır. Nitekim Birinci Meclis’te milletvekilleri birbirlerine sislenirken, birbirleriyle konuşurken “Efendim” demeden, “Beyefendi” demeden konuşmamışlar, eleştiriler, hem de sert eleştiriler bile, nezaket sınırları içinde yapılmıştır.

Halk onlara, “Mebus Efendi” demiştir. Ne makam arabaları vardır ne kırmızı plakaları. Takım elbisesi olanlar vardır ama smokini olan neredeyse yoktur. Meclise her zaman temiz, özenli, düzenli, bakımlı gelmişlerdir, en zor şartlarda bile. Ankara’ya kağnılarla, at arabalarıyla gelmişler, gayretle, cesaretle, faziletle, ferasetle, basiretle, asil milletin vekili olmuşlardır.

İster kalpaklı, ister fesli, ister sarıklı olsunlar hepsi, cesur ve kararlı bir milletin vekili olduklarının bilincindedir. O nedenle Gazi Meclis’te, Kurucu Meclis’te, İlk Meclis’te tasarruf ve israfın önlenmesi, mebusların da öncelikleri arasında olmuştur. Öyle ki, hokkalar açık unutulduğu için, kalemlerin batırıldığı mürekkeplerin kuruyup uçması, Meclis’te sorun haline gelmiştir. Milletvekilleri, not tuttukları, konuşmalarını, dilekçelerini yazdıkları kağıtların hem önyüzünü hem de arka yüzünü kullanmaya özen göstermişlerdir. Meclis Başkanlığı tarafından milletvekillerine verilen programların, raporların basıldığı kağıtların da iki yüzü birden kullanılmıştır.

Parası olmadığından, Mecliste de ödenek verecek bütçe bulunmadığından, milletvekili seçildiği halde, Ankara’ya gelemeyenler vardır. Örneğin Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, mali durumu elvermediğinden Ankara’ya gelemeyeceğini bildirmiştir Meclis Başkanlığına. Atatürk durumu şöyle açıklamıştır: “Efendim, Bitlis mebuslarının hemen hiçbiri gelemiyor. Bunun da sebebi harcırah tedariki konusunda bazı müşkülata maruz kalmalarıdır. Vilayetten de böyle bir aş’ar var. Ümit ederim ki bu müşkül bertaraf edilince bu arkadaşlarımız hemen hareket ederler”. (Ergun Hiçyılmaz, Cumhuriyet’in Mebusları, Sabah, 17. 11. 2002)

Atatürk; milletvekillerini ticari faaliyetleri konusunda da uyarmıştır. Konuyla ilgili olarak 1927 yılında çıkarılan Milletvekilleri İçin Zorunlu Kurallar başlıklı genelgede şunlar yazılıdır:

Milletvekillerinin özel yaşamlarında ticaret, tarım, sanayi vb. alanlardaki iktisadi ve mali faaliyetleri devletin yasalarına bağlıdır… Ancak milletvekilleri, milletvekili sıfatını özel iktisadi yaşamları için kullanmamaya özen gösterecektir.

Sermayesi devlete ait şirketlerde, imtiyazlı şirketlerde, tekel idarelerinde hükümetçe yönetim kurullarına atanan kişiler, partiye bağlı milletvekilleri olmayacaktır.

TBMM Başkanı, başkan yardımcıları, bakanlar, parti genel sekreteri, yardımcıları ve denetçileri, devlet kuruluşları ve özel kuruluşlarda yönetim kurulu üyeliği ve temsilcilik gibi görevler almamalıdır.

Partili milletvekillerinin TBMM’ye devam durumunun izlenmesine parti genel başkanlığı özel önem verecektir.

ATATÜRK’ÜN MİLLETVEKİLLERİNDE ARADIĞI ÖZELLİKLER NELERDİ?

Atatürk, bu konuda çok hassastır. Nitekim, birkaç yıl sonra, 1931’de TBMM’de boş bulunan bir milletvekilliği için Konya’dan bir aday gösterilmesi gerektiğinde, CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e, milletvekilinde bulunması gereken 8 niteliği, bizzat yazdırmıştır. Bu konuda Sadi Borak’ın “Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri” (Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000) ve Kurtuluş Savaşı’nın süvari kumandanlarından Fahrettin Altay’ın “On Yıl Savaş ve Sonrası 1912 – 1922” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2022) adlı kitabında sıralanan o 8 madde özetle şöyledir.

Birincisi, aday, milletvekili seçildikten sonra da çiftçi kalacak, hayatını terketmeyecek, mesleğine daima sadık kalacaktır. Milletvekilliğinde tatil zamanında yine mesleğine ve mesleki uğraşına bağlı kalacaktır. Tatilinde köyünde aynı hayat tarzında yaşayacaktır.

İkincisi, öncelikle milliyetperver olacaktır. Uluslararası, yabancı akımlara karşı çıkacaktır. Gerek Meclis’teki hal, vaziyet, söz ve faaliyetinde, gerekse meslektaşlarıyla temaslarında daima bu bakış açısını takip edecektir.

Üçüncüsü, Cumhuriyet Halk Fırkası’na, onun bütün ilkelerine, kurallarına, hareketlerine tam sadakat besleyecektir. Milletvekilliği süresince bu tutumunu sürdürecek, bağnaz olmayacaktır.
Dördüncüsü, Meclisteki çalışmalarında hal ve vaziyeti, kıyafeti, memleketindeki gibi olacak, Meclis toplantılarına ve her yere kasketi, poturu ile gelecek, gündelik hayat ve yaşam tarzını değiştirmeyecek, yalnız tören günlerinde herkes gibi frak, ceket, redingot giyecektir.

Beşincisi, yeni harflerle az çok okur yazar olacak, bu hususta eksikliği varsa Meclis’teki görevi sırasında çalışıp tamamlayacaktır.

Altıncısı, konuşurken zeki ve aklı selim sahibi olacak, çok yaşlı ve zorba olmayacaktır.

Yedincisi, Milli Mücadele’de bir lekesi olmayacaktır. Bölgesinde dikkat çekici bir kusur ve sevimsizliği bulunmayacaktır. Milli Mücadele’de hizmet etmiş, seçimde ve diğer konularda partiye hizmet etmiş olması arzu edilir. Hiç olmazsa bunlara karşı çıkmamış olmalıdır. Partiye üyesi değilse, hemen yapılmalıdır.

Sekizincisi, bu ilkeleri benimsediğini gösteren imzalı bir milletvekilliği talepnamesi verecektir.

Sözün özü, siyaseti, kişinin kendisi için yapamayacağı, yalnız ve ancak millet için, halk için, vatan için, Cumhuriyet için yapacağı bir faaliyet olarak görmek gerekir. Siyaset bir meslek olunca, siyasetin finansmanı da ağırlıklı olarak kent rantına, imar rantına dayanınca, siyasette çürüme kaçınılmazdır.

 

-Genel - 23:20 A A
BENZER HABERLER