Çin tarihinden nazik bir ferman…

-Genel - 17 Aralık 2024 00:01 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

Çin tarihinde ki şu nazik fermana bakar mısınız: “Toprağı işlemeyen bir erkek ve evinde yününü eğirmeyen bir kadın varsa; bilsin ki ülkemizde ya bir kişi açtır ya da üşür!” Bu söz bütün milletler düstur olabilir.

 Vatanda iş yapmamak ayrı, işsizlik de bir ayrıdır.

1530 kişi üzerinde yapılan ciddi bir sosyal testte şöyle bir soru sorulmuş: “Neden çalışıyorsun, neden iş arıyorsun, bunun sebeplerini sıralar mısın?” Cevaplar şöyle: “Para kazanmak, aile geçindirmek beşinci sırada yer alırken; “varlığımın veya hayatımın bir anlamı olsun” cevabı yer almıştır.

Anlam ve insan! Derin bir bakışla diyoruz ki: İkisi de aynı şeydir. Zor ve ürkütücü şartlar altında mutlu olan insanlar, bir anlam bütünlüğü içerisindedirler. Anlamın, insan yapısı üzerinde iyileştirici bir gücü vardır.

Bunun gibi sorulara üstün bir cevap veremeyenler, bir çığlık dünyasında yaşamaktadırlar. Şartlar olgunlaşınca, piskotik hal arz edebilir.

Ne için yaşıyorsun veya kimin için yaşıyorsun? Bunlardan hangisi doğru bir sorudur? Antropoloji disiplini antik cevaplar ilmidir. O, eski zamanlarda insanlar böyle sorulara ne gibi cevaplar vermiş? Antropoloji işte bunun peşinde.

Acaba hangi cevapları vermişlerdir ki, hayatlarında stres olmamıştır.

Sevilecek bir insana yönelmek, bu ilmin cevapları arasındadır. Kişi varlığını aştığı zaman bir şahsiyet kazanır. Şahsiyet kazanınca, onun için anlam arayışı başlar ve arayış bir vahiy menziline dönüşür.

İşsizlik onulmaz bir beladır, salim düşünceyi önler. 

Tarihi kayıtlarda şöyle bir olay yaşanmış. Hristiyanlar, vebalı kişiyle bütün ilişkilerini keserlerdi. Onu ayrı bir yerde tutarlardı ve hiçbir şeyine dokunmazlardı.

Hıristiyan tarihçiler şöyle diyor: Türkler bu işe inanmıyorlardı. Ölüm ölümdür, vebadan öldü ne demek, herkes kaderini görecek” diyerek vebalı Hristiyanların elbiselerini ve diğer eşyalarını alıp götürüyorlardı ve sonucuna da katlanıyorlardı!” Peki, ne demeli buna? Türk yoksulluğundan mı bu işi yapıyor yoksa kadere inandığından mı?

Elbet ki yoksulluğundan!

İşin esasında Türk’ün kaderle dinle pek işi olmaz. Tarihi genlerinde bu vardır. İş o haddeye geldi mi kadermiş, kazaymış gibi meseleleri hak getire!

Bakınız, Türk’ün işi mezheple olur. Takdir edersiniz ki mezhebin de dinle pek alakası yoktur. Bu yüzden Türk mezhepçidir. Evvel Allah komşusunu veya soydaşını mezhebi adına gözünü kırpmadan kesebilir.

Selam olsun Muhammed’e. Türk insanı ne zaman Muhammet ve onun Ehl-i Beyt’ini tanıyacak; bilmiyorum ki? Elbet ki istisnalar hariç.

İnsanların yoksulluğuyla devletlerin ve bankaların yakından ilgisi vardır, her ikisi de metafordur, acı çekmezler. Devletlerin savaşa girmesi, orada yenilmesi, bankaların iflas etmeleri onlara acı vermez. Acı çekenler duygulu insanlardır.

Mesele andımız neden kaldırıldı, T:C arması neden kaldırıldı vb. gibi meseleler gerçek vatan evlatlarına acı verebiliyor. Oysa bu acı çekenler devletin ve bankaların umurunda bile değil. ” Sanki kunduramdan bir çivi düşmüş!”

Bu acı çekenlerin belki işleri bile yoktur. Belki evlatları iş bulamıyor. Şu haldeler veya bu haldeler. Peki, neden oluyor bütün bunlar; çünkü kurgularımız var! Kurgular kötü değil bir olgudur ama kurgularla gerçekleri birbirinden ayırmak lazım.

Hiçbir kurgu değer ölçüsü taşımaz. Kurgumuzu asıl saydığımız zaman, gerçeklikle bağımızı kaybederiz. Kurgularını kutsallaştıran totaliteye arzu duyar, ona ram oluruz.

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER