Güçlü konuların izahı…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Türkiye birbirlerini sevenlerin vatanı mı? Hayır, bu topraklar sevgiye muhtaç!
Sünni, Alevi, Kürt. Bu kelimeler bu vatanı ateş topuna çevirdi. Peki, Türk kelimesini neden yazmadın denilebilir. Ülkemizde bu üç kelimenin oluşumu Türklükle ilgilidir de ondan! Yani Sünni’nin Türklüğü, Alevi’nin Türklüğü ve Kürt’ün Türklüğü!
Sancı bu kelimelerde değil, bunların sunumundadır. Çözüm; İslam’ı Kur’an’a göre sunmak ve Türklüğü de tarihe ve ilme göre sunmakta yatıyor. O halde sunalım!
Sunalım ama maniler var, hem de kuvvetli!
İslam’ı Kur’an’a göre sunuca Sünnilik ortadan kalkıyor. Hemen karşına devlet çıkıyor, cemaatler çıkıyor. Türklüğü tarihe ve ilme göre sunsan, Kürtlük ortadan kakıyor. Buna da Kürtlerin büyükçe bir kısmı mâni kesiliyor. Yani bu vatanda ateş topu dediğimiz bu gerçekleri konuşamazsın. Her şey bu kadar açık, bunu a haber bile anlar.
Peki, vatan bu gammazlığa peşkeş mi çekilmeli?
Ülkemizde bu gibi güçlü konuların izahı yoktur. Eskiler buna “vuzuha kavuşmamış” derlerdi. Bir nesil ideolojilerle yattı kalktı ama hala vuzuh yok. Yani bizde tanım var ama açılım yok. Yaptığı tanımı açıklığa kavuşturamıyor, anlatamıyor. Aydınlarımızda da durum şu: Onlar da anlatıma dalıyor ama tanımda tıkanıyor.
Acaba neden böyle oluyor; çünkü dile hürmet yok. Türkçe!
İşin acı yanı, üniversite bitirenler sınırlı bir kelime bilgisine sahip, ciddi kitaplar okunmuyor. En fazla okunan halk seviyesinde dini kitaplardır. Sen buna Şehrazat’ın masalları de. Ülkemizde felsefe adına bir ekol yok.
Şöyle bir ironi yapmak istiyorum. Nerede kaldınız, eski komünistler, sizlerin sayesinde bir sürü sözcük öğrenmiştik: “Oportünist, proletarya, lümpen, oligarşi, feodalizm, aksimoron, manifesto vb!”
Şu bir gerçektir, Türk kültürü eşittir Türk dili! Güçlü nesir yoksa düşünce olmaz.
Aydının kabiliyeti ve mesuliyeti. Biz hangisini istiyoruz? Bizden önce iktidarlara bakalım: İktidarlar aydının sadece kabiliyetini isterler. Diyorlar ki, kabiliyeti göster, benim arkamı toparla, sana düşen bu.
Oysa milletin aydından istediği mesuliyettir. Sen ülkenin canından mesulsün, ileri atıl, gerektiğinde kurşun ye, gerektiğinde dilinden asıl. Sen böyle yap ki, milletin kanı gayza gelsin. Öyle ki; iktidarlar ve muhalefet bir iş yapınca iki kere düşünsün.
Değerleri önemli kılan aydınlardır. Değerler statik olursa ve yalnız başına kalırsa ülkenin bağımsızlığını korumaz, koruyamaz. Aydın değere anlam katmalı.
Mesela: Komşuluk bir değerdir, büyüye saygı bir değerdir, konuk severlik bir değerdir. Peki, bu değerler bir ülkenin bağımsızlığını korur mu? Hayır! İlle de o değerin anlam bulması lazım. Bu da aydın yapar. O değerlere yeni yorumlar getirir ve bu yorumları bağımsızlığa bağlar.
Mesuliyet dediğin zaman teyakkuz başlar, bütün duyular mevzi olur çıkar.
“Umurumda bile değil” Bu, kadim bir sözdür. Şimdilerde buna duyarsızlaşma diyorlar. Toplumun duyarsızlaşması!
Toplumun hayatı ile ilgili belgeler sunuyorsun, umurunda bile değil. Mesela: Büyük şirketlerin amacını toplum biliyor mu? Belki de biliyorlar ama umursamıyorlar. Onlara denilen şu: Dışarıdan kuşat, içeriden ele geçir, doğal kaynaklarına, iç pazarlarına el koy, demokrasiyi kullan.
Bu büyük şirketler birere örümcek ağıdır. Bu ağın nerelere uzandığını bilmeden, olayları ve ülke siyasilerini anlayamazsın.
Mesela: Gelirler senin ülkende hapiste olan kişiyi alırlar, başsavcınızın odasına götürürler orada sorgularlar ve istedikleri yazıyı da imzalatırlar. Kudrete bak!
Bir devlet vatandaşına güvence vermeli. O devletin inandırıcılık ve caydırıcılık vasfından halk emin olmalı. Acaba ülkemizde durum nedir?
-
İran Dışişleri: Güney sahillerine saldırı mutabakatın ihlali
-
Evrensel muhabiri Doğa Baskan tahliye edildi
-
ABD, bir yük gemisine saldırının ardından İran’ı vurdu
-
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti
-
Rutte’nin İran saldırılarına üs desteği sözleri Tahran’ı kızdırdı, Roma iddiaları yalanladı
-
Reuters: Trump KAAN için 700 milyon dolarlık motor satışını Kongre’ye bildirdi
