Hasan Kanaatlı: Kur’an’da Fıtrat Konusu (II)

-İslâmî Yazılar - 19 Aralık 2025 00:01 A A

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Bir önceki bölümde “insan” ın, “ünsiyet” anlamına da geldiğini söyledik. “Ünsiyet”, “kaynaşma” demektir! Yani insan denilen bu varlık, çok kısa bir zaman zarfında arkadaş, etraf, çevre ve hemcinsleriyle kaynaşabilir bir özellikte yaratılmıştır. Zaten bu durumları olmazsa, aile hayatı kurulamaz, dostluklar oluşamaz, din ve iman kardeşliği de vuku bulmaz! Dolayısıyla, insan denilen bu varlıktaki boyutlardan biri de “kaynaşmadır!”

İnsanın olumlu yöndeki kaynaşmasını yalnızca Allah yapar, başka kimse yapamaz! Nitekim Kuran, peygambere hitaben şunu der:
– “Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların kalplerini birleştirdi!” (Enfal: 63)

Kısacası Allah insanı, fıtrat olarak kaynaşmaya müsait bir varlık şeklinde yaratmıştır. Ve insanı nasıl yarattığından haberdar olduğu için de bu ayette onu öyle dillendirmiştir!

Toparlarsak: Buraya kadar “insan” kelimesinin hem “nisyan” hem de “ünsiyet” anlamına geldiğini açıklamış olduk!
Şimdi de “fıtrat” ın diğer öğesi olan “akıl” dan biraz söz edeceğiz!

Allah Teala “kaderde” insanın fıtratını planlarken, bir numaralı güç olarak ona “aklı” vermiştir! Yani insanın fıtratını oluşturan birinci öğe “akıl” dır! Ve Allah insanı ana karnındayken öyle bir donanım haline getirdi ki, (İslam’a göre insanın ilk eğitim okulu ana karnıdır, orada eğitimine başlıyor!) aklı, aynen bilgisayarın programlanması gibi Allah’ı bulabilecek bir şekilde planlanıp programlanmıştır!

Fakat insan doğduktan sonra beynine virüs giriyordur! Yani yanlış düşünceler birer virüs oluyordur, yanlış etki, eğitim vs.ler virüs haline geliyordur! Böylece de Allah’ın ezelde o beyne koyduğu programları bozuyordur!
Yani akıl, sürekli iyiye çalışır! kötünün kötü olduğunu anladığı taktirde de ondan hep kaçınır!
– “Nefis ise kötülüğü emreder.” (Yusuf: 53)

Dolaysıyla, fıtratımızda “akıl” denen bir güç vardır! Bu güç olmazsa yer yüzünde ne vahiy olur ne de hiçbir şey! Hatta din de olmaz. Çünkü akılsızın/delinin dini olmaz! Keza aklı olmayan birine vahiy gelmez! Demek ki Allah ilk önce aklı yaratıyor! Sonra da Kuran denilen vahyi ona gönderiyor.

Aslında akıl da vahiydir! Ama bütün insanlara verilen bir vahiydir! İşte önemli olan nokta, “o akıl denen vahiy ile Kuran denilen vahyi buluşturmaktır!” İşte din eğitimi de budur! İslam aleminin bu günkü hale gelmesinin nedeni de bu iki vahyi bir noktada buluşturamamasıdır!

Tarikat şeyhlerinin “aklı bırak da aşka gel” dedikleri davet, İslam alemindeki “en büyük felaketi” oluşturmuştur! Diğer bir ifadeyle; İslam alemi akla ters düştükleri için, fıtrata da ters düşmüştür! Yani aslında akıl ile vahyi buluşturmamak, fıtrata ters düşmek demektir! Bu türden adamlar, Kuran’ın tabiriyle, “pisliğin içine giren insanlardır!”
– “(Allah); Akletmeyenlerin üzerine pislik bırakır!” (Yunus: 100) Çünkü bu türden insanlar, insanın doğasına aykırı hareket ederler! Bu insanlar pisliktir, düşünceyi engellerler! Bunlar derler ki, “sen düşünmeyeceksin, insanların dediklerine uyacaksın! Sen iradeni teslim edeceksin, sormayacaksın, soruşturmayacaksın!” İşte günümüzdeki İslam alemini ortaya çıkaranlar, böyleleridir! Maalesef Müslümanlar da işte böyle bir pisliği takip ededurdular!

Kısacası, Cenab-ı Hak, acaba kafasında aklı, gönlünde imanı olan insanları böyle perişan eder mi? Gerçek Müslüman’ın yaşadığı coğrafya böyle kan-revan içinde kalır mı?
Demek ki insan fıtratının bir numaralı öğesi, “akıl” dır! Ve fıtratın temel özelliklerinden biri de insan doğduğunda hiçbir şey bilmemiş olmasıdır!

Bilindiği üzere Sokrates’ten bu tarafa “bilginin kaynağı” ve “değeri” tartışılıp durur! Rasyonalistlere (akılcılara) göre bilgi, “akıl” dan gelir! Sokrates, Aristo ve Eflatun gibileri böyle düşünürler!
Modern çağdaş Filozoflardan Fransız asıllı Dekart da öyle düşünür! Henri Bergson, bilgi “sezgidir” der. David Hume “deney” olduğunu söyler. John Locke “hayat tecrübesi” olduğunu öne sürür! Kuran ise “Allah’tan olduğunu söyler!”
– “De ki ilim ancak Allah katındadır!” (Mülk: 26)

Elbette “doğru bilgi” nin kaynağında Allah vardır! Diğer bilgi kaynaklarında ise yanılma olabilir. Çünkü yanlış bilginin kaynağı Şeytana/nefse dayalıdır, fakat doğru bilginin kaynağında Allah vardır!
Kuran konuyu şöyle açıklıyor:
– “Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkardı!” (Nahl:78)
Yani bomboş bir sayfa gibiydiniz! Zihninizde bir şey yoktu! Kim zihninize neyi yazdıysa o oldunuz! Birisi boş bir sayfaya roman yazar ise, o sayfa roman olur! Tefsir yazarsa, o sayfa tefsir olur! Şiir yazarsa, şiir sayfası olur. Açıkçası Kuran, insanın doğduğunda onun fıtratının boş bir sayfa olduğundan bahsediyor.

Peygamberimiz de bu ayeti tefsir ederken şöyle buyuruyor:
– “İnsan, doğduğu ailenin dinini edinir. Yahudi ise Yahudi, Hristiyan ise Hristiyan olur. O aileden hangi eğitimi alır ise, o zihne, o boş levhaya ve o gönle o eğitim yazılıyor!”
Halkın dilinde: “Her doğan çocuk, İslam fıtratı üzere doğar” diye bir vardır! Oysaki o hadisin doğrusu şudur:
– “Her doğan, fıtrat üzere doğar!” Yani bomboş bir levha üzere doğar. Sonra eğitimle bu levhaya yazı yazılır. Bu levhaya, Allah da vahyini gönderip elçisi ile yazı yazmaya ve insanı şekillendirmeye çalışıyor! Fakat bizler zihnimize o kadar boş şeyleri yazıp onu dolduruyoruz ki, Allah’ın vahyini oraya yazmaya yer kalmıyor!

Günahlar da böyledir. Kuran şöyle buyuruyor:
– “Hayır! Gerçek hiç de öyle değil! Aslında onların işledikleri günahlar, kalplerini bütün bütün paslandırmıştır!” (Mutaffifin: 14)
O pasın silinmesi lazım! “Nefsini temizleyenler kurtuluşa erdi!” (Şems: 9) ayetini, aslında fıtratı temizlemeğe bir örnek olması için verdim!
İşte fıtratımızın bir özelliği de onun “boş bir levha olmasıdır!”

-İslâmî Yazılar - 00:01 A A
BENZER HABERLER