İstanbul’dan Kars’ın Kurtuluşunu Kutlamak!

-Genel - 30 Ekim 2021 00:05 A A

Nostaljik yazılar: 20

30 Ekim geldi ya özlemim yine depreşti benim…

O nedenle bu yazımla bir taş atıp iki kuş vuracağım! Siz bu satırlarda hem her ay kaleme aldığım nostaljik yazıların 20.sini okuyacak, hem de Kars’ın kurtuluşunun 101.yılına dair düşüncelerimi bulacaksınız…

Başlıktan yola çıkarsam! Derim ki; İstanbul’da oturup Kars için hayaller kurmak. Ya da hasretin adresine vefa dolu, özlem dolu bir selam çakmak! Yetinmeyip gurbette Kars’la soluk alıp, Kars’ı solumak! Sonra da nice 30 Ekimlere diyerek yazıya başlamak…

Bitmedi! Derya deniz bir konu hemen biter mi? İyi ki dostum dediğim, hep hatırladığım, daha doğrusu hiç unutmadığım, durup durup andığım, sık sık aklıma getirdiğim, her haliyle benimsediğim, duruşunu önemsediğim, tanıdıkça takdir ettiğim dost ve hemşerilerime iyi ki varsınız demek…

Birbirini tanıyan, birbirine arka çıkan, birbirine dal veren, birbirini sahiplenen arkadaş ve okuldaşlarıma “Sizi çok özledim!” derken, doğup büyüdüğüm kentin insanlarını uzaktan da olsa selamlamak…

Suyuyla, havasıyla, toprağıyla, vefasıyla ana yurdum, çocukluğum, gençliğim saydığım memleketimden İstanbul’a yerleşen ve sayıları 330 bini bulan hemşerilerimin çokluğuyla olmasa da varlığıyla övünmek…

Anne elinin lezzetinin tarifi de yok, taklidi de diyen biri olarak! Düşündükçe ve eskilere daldıkça evlerimizdeki baskın kokulardan olan anne köftesi, teyze dolması, abla reçeli, hala eriştesi, nene böreği, bibi çöreği burnunda tütmek…

Öğrencilik hayatımın en değerli anıları arasındaki dersleri veren, içinde yaşadığım topluma ve dünyaya dair düşüncelerimin oluşmasına katkı sunan, bilgi birikimim ve alt yapıma emeği geçen öğretmenlerimi anmak…

Bir an önce memleketime gidip barbaşı çekmek, yerel dilimizin, yöresel esprilerimizin tadına varmak, fırından teze lavaş, halden aşotu, zavot pazarından kaşar peyniri ve bal alırken duyduğum sözlerle yüreğimi yangın yerine, gözlerimi Aras nehrine çeviren hemşerilerimle tadını doyamadığım sohbetlere dalmak…

Memleketimde eski fakat eskimeyen bir dost gibi, sevmeyi – sevilmeyi bilen, ayrılığı – kavuşmayı değerlendiren, tutkuyu -vefayı anlayan bir dost ortamında bulmak…

“Yapmayı en sevdiğiniz şey nedir!” sorusuna; “Yolculuk! Uzun uzun yolculuk!” cevabını verirken, soruyu soranın; “Masraflı olmuyor mu?” şeklindeki ikinci sorusuna; “Ne masrafı? Benim ki iç yolculuk, git gidebildiğin kadar hasretini çektiğin toprağa!” derken derin derin iç çekmek…

Yıllar sonra bir kısmını teessür, bir kısmını teessüf, bir kısmını tebessümle andığım, anlayana çok şey anlatan, dayanamayıp ağlatan, merhem gibi, ilaç gibi, derman gibi sağaltan dostları hatırlamak…

Çocukluğumun, gençliğimin kentinde hayali adımlara dolaşırken; kadınların özgürce, gençlerin gönüllerince, yaşlıların akıllarına estiğince yaşadığı yılları özlemek…

Bar çektiğimiz, şeyh şamil oynadığımız gecelerimizi, kurtuluş günlerimizi, gelin havasıyla dalıp gittiğimiz toylarımızı düşünmek…

İnsanı şaşırtan, afallatan kentimizde; kışın sular donduğunda evlere itfaiye aracı ile su servisi yapılan günlerde mahallenin gençlerinin aracı oyun oynayarak, el çırparak karşılamasına gülümsemek…

Dar sokaklarında, geniş caddelerinde hoşsohbet hemşerilerimizin ayaküstü ama saatler süren siyasetten ekonomiye, damak çatlatan lezzetlerden seçimlere kadar her konuyu içeren konuşmalarına kulak vermek…

Yemeği içmeyi, ikramı izzeti, peyniri yağı, sohbeti eğlenmeyi çok seven ve hakkını veren memleketimizde; yoksulluk, mutsuzluk, işsizlik kareleri görmenin üzüntüsüyle ve bu nedenlerden ötürü bir kısım hemşerimizin kenti terk etmeleri karşısında “Sen bunları hak etmedin, etmiyorsun demek”…

Okuluma, sınıfıma, sırama gidip “Bu benim sınıfımdı, bu benim oturduğum sıramdı, bu benim önünde ecel terleri(!) döktüğüm kara tahtamdı” diye iç geçirirken geçmişi anmak, gözyaşlarına dur diyememek…

Memleketimle hukukumun eskiliğine, muhabbetimin koyuluğuna, bağlılığımın derinliğine bakınca; sazıyla sözüyle, aşıyla çöreğiyle, ketesiyle evelikli çekmecesiyle, dibi gartollu erişte piloyuyla umaç helvasıyla, geleneğiyle töresiyle toprağımın içime işlediğini unutmamak…

Bir ağabeyimizin; “Memleket hasreti için doktor değil reçete, ferman yazsa kâr etmez!” sözünü alıp çerçeveletip duvara asmak…

Veeee! Kars’ın sokaklarında 6 Ekim 1924’de dolaşan Büyük Atatürk’ün memleketimizi onurlandırmasını ve hakkımızda İsmet Paşa’ya söylediklerini tek taş pırlanta, 24 ayar altın saymak…

Demem o ki saydığım sayamadığım her şey KARS deyince aklıma ilk gelenlerdir. Nokta!

Önemli not: Bu yazımı hatırşinaslık değil, hak edilmişlik olarak görürseniz! Hasretin adresine vefa dolu, özlem dolu bir selam sayarsanız sevinirim! 101. kurtuluş günümüz kutlu olsun…

Kutlama notu: Kars’ı içinde yaşayan, yaşatan ve taşıyanlarla nice 30 Ekimlere…

NEŞE DOSTER


Yazı Arşivi

-Genel - 00:05 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

  • Hürriyet Özcan Kaya 30 Ekim 2021 19:38

    Hocam, hepimiz doğup büyüdüğümüz, ekmeğini yiyip suyunu içtiğimiz memleketimizi hep güzellikleriyle ve özlemle anıyoruz. Bir şeyi çok merak ediyorum, hep oralarda yaşayanlar “İyi ki buradayım.” diye düşünenler mi, yoksa bir yerlere gidemedikleri için kalanlar mı? Belki bazıları öyle, bazıları böyledir, kim bilir? Ama şunu biliyorum ki;

    “Hasret hep bana, bana mı, bana mı düşer usta?”

    türküleri söylemek bize düştü.

    Kaleminiz ve siz sağ olun var olun.

  • Osman Koç 30 Ekim 2021 19:37

    Sevgili Neşe;
    sen yazarsında biz duygulanmazmıyız.!
    Sade bir anlatım, duygular ve özlemler en önde.
    “Altı kızarmış gartollu erişte” ilk buluşmamızda baş menümüz olsun.
    Yüreğine sağlık çocukluk ve gençlik günlerimize gittik…
    Teşekkürler.

  • Fatma Tombul 30 Ekim 2021 19:28

    Günaydın, yaa ne Neşe, senin işin gücün beni ağlatmak mı kardeşim? Yakın zamana kadar sadece senin yazıların etkiliyordu şimdi ise 55 yıl önce terkettigim şehrim deki anılarda eklendi buna. Yakın zamanda gidip gördüğüm de senin o duygu yüklü yazılarını da aklımdan geçirerek gezdim karsı bir çok yerde hatta agliyarak.Bu yazinida okurken yakın zamanda gördüğüm Kars gözümün önünden geçti durdu.Bilmiyorum ama tekrar gitmeyi düşünüyorum. Yazın herzamanki gibi harika olmuş, öyle ki okurken eski ile yeni kars gözlerimin önünde film gibi geldi geçti. Keyifle okudum ağlıyarak tabii,o da bir keyif değilmi?ellerine yüreğine kalemine sağlık.