Montesquieu ve kanunların ruhu…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Eğer devletin anayasası güven altına alınmamışsa; bu demektir ki, vatandaşın hayatı da kazancı da güven altında değildir. Bakınız, bir kerecik bile olsa, bu konuşulmayacak bir hal değildir. O ihlal bir hayatın ihlalidir, bir kan dökmedir.
Kimin kanı?
Konu genel olduğundan, çekinmeden o kan milletin kanıdır diyebiliriz. Eğer sık sık kanunlar değişir ve yeni kanunlar çıkarılıyorsa, o kanunlarda sadelik diye bir şey kalmaz. Halbuki vatandaş devletine sade vatandaştır. Kanunda sadelik yoksa, vatandaşta da olmaz. Artık o bir mafyadır, o, karanlık ilişkilerin adamıdır.
Bunun yanında kanunların birbiriyle çelişmesi bir zulümdür. Sadeliğin bozulma sebeplerinden birisi de işte budur. Vatandaş, benim dayancım ve güvencim hangi kanundur ikilemi ile baş başa kalacaktır.
Şöyle entelektüel bir görüş de var. Bir ülkede avukatların varlığı, kanun sade olmadığındandır. Dediğimiz şu: Kanunların namusu korunmalıdır.
Kanun kelimesi bana hem masum hem de heybetli geliyor.
Filozof Montesquieu, meşhur “Kanunların Ruhu” kitabında kanunların ruhunu anlatmış. Bu kitapta Türklerden de söz açmıştır. Diyor ki: “Türkler mahkeme davalarını çabuk sonuçlandırırlar. Sonuçlandırma tarzının hiçbir önemi yoktur, yeter ki dava sonuçlansın. İtiraz olursa, paşa her iki tarafı da, yani davacıyı da davalıyı da bir güzel falakaya yatırır; yürüyün olan evlerinize, hele bir daha karşıma çıkın” der ve böylece adalet sağlanmış olur. Davacının işin üzerine düşmesi tehlikelidir. Paşanın gazabına uğrayabilir. Acaba Türk adaleti böyle mi?
Saygın ülkelerde insanlar eşittir; çünkü insan her şeydir, doğu ülkelerinde insanlar hiçbir şeydir. Bu da Montesquieu’nun sözüdür. Zor bir iddia!
Bütün hukuk kaidelerinde, bir kişinin canı ve şerefi söz konusu oldu mu, bir kanun hiçbir vatandaşın aleyhine yorumlanamaz.
Eski Yunan devletlerinde hükümet yargılamasa da yargılanacak olanları seçerdi. Bu ters bir siyasettir. Tabi, devlet buna uydu ve tebaa çöktü.
Fransa’da şöyle bir kaide vardır: “Fransa’da bütün davranışlar iyi niyete bağlıdır!”
Bazı ülkelerde halk kanunları bozar, bazılarında da kanunlar halkı bozar. Gözlemem gerek: Acaba bizim ülkemizde ne bozuldu?
Eğer kanunlar bir toplumu bozmuşsa, bu demektir ki o toplum, tedavisi güç bir hastalıkla karşı karşıyadır.
Japon tarihinde cezalar suçluyu yola getirmek için değil, hükümetin öcünü almak içindi. Şöyle bir garabet de vardı. Kumar yasak değildi ama oynayıp kaybeden ölüm cezasına çarptırılırdı. Ben bu kumar yasasını onaylıyorum. Japon yasasının yüz akı bu olsa gerek. Bu yasa kumar oynamayı bitirmiştir.
Acaba ülkemizde hükümetin öcünü almak için kanun çıkarılmış mı?
Kapalı yerlerde sigara içilmemesi kanunu T.C.’nin en modern ve en insani kanunudur, bunu övüyorum; çünkü dışarıda temiz hava alıp otobüse bindiğinde sigarasını yakan görgüsüzler vardı. İşte bu sigara içme yasağı, içenlere karşı içmeyenlerin öcüdür.
Tarihte Roma garip bir ülke durumundaydı. Mesela: Bir kişiyi idam için bir kanun yeterliydi ama o kişiye para cezası verilecekse halk oyu gerekiyordu.
Devletin yönetim şekli uygulama bakımından değil de hukuk bakımından özgür olmalı. Vatanda ise hem hukuken hem de uygulama bakımından özgür olmalı.
Özgürlüğün temeli kanunlara bağlıdır. Eğer özgürlüğü anlamazsan, kendini bir çılgınlığa kaptırırsın. Mesela: Demokrasi derken, demokrasinin ilkelerini çiğneyebilirsin!
-
İran Dışişleri: Güney sahillerine saldırı mutabakatın ihlali
-
Evrensel muhabiri Doğa Baskan tahliye edildi
-
ABD, bir yük gemisine saldırının ardından İran’ı vurdu
-
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti
-
Rutte’nin İran saldırılarına üs desteği sözleri Tahran’ı kızdırdı, Roma iddiaları yalanladı
-
Reuters: Trump KAAN için 700 milyon dolarlık motor satışını Kongre’ye bildirdi
