Neşe Doster: Demediklerimiz mi? Diyemediklerimiz mi?
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Amerikalı yazar ve şair Paul Auster diyor ki; “Hikayeler onları anlatabilecek insanların başına gelir.” Yazar bu sözüyle Acaba bizi ve bizim gibi ülkeleri kastederek mi söylemiş, yoksa gerçek öykülerini rahatlıkla yazan, başıma bir şey gelir mi kaygısı taşımayanları mı kastetmiş bilemedim. Bildiğim o ki onun kastettiği daha iç açan, umut veren, hayal kurduran öyküler olmalı, iç karartan, umutları tüketen, hayalleri yerle bir eden öyküler değil. Ne dersiniz?
Bugünlerde televizyonlar aracılığıyla yine ve yeniden savaşın yangın yerine çevirdiği evlere konuk olduk! (şimdilik ara verilse de, Trupm bu belli mi olur ne yapacağı ve ne zaman yapacağı!) Ya da onlar istemeden de olsa evlerimize konuk oldular! Biz İran’dan ABD’ye, İsrail’den Lübnan’a dünya gündemine uzanırken, onlar bu ateşi daha kimler harlayacak sorusuna umutsuzca yanıt aradılar…
Bakalım kervana daha kimler katılacak! Ortadoğu alev alev yanarken, bölgede kan dökenler bölge halkının dışında akan gözyaşlarını hesaba katmazken, bu acımasız kervana daha kimlerin katılacağı (sürükleneceği mi demeliydim!) bilinmezken, karanlığın kader olmadığı nasıl anlaşılıp, anlatılacak?
Ülke sevdalısı kişi ve kalemlerin 90’dan vuran teşhis ve tespitlerini görünce;
Olup biten ortada hatta olup bitenden daha fazlasının ayak sesleri bile duyulurken, bazı şeylerin ilanına ve ispatına gerek var mı? Neden toplum müdahale edilerek mücadeleye zorlanıyor. Bazı uygulamaların sinirlerin sınırlarını zorladığı görülmüyor mu? Artık izleyici olmaya ne vaktimizin, ne hakkımızın, ne de sabrımızın kalmadığı hissedilmiyor mu? Yazılanların, paylaşılanların öneriden ve öngörüden fazlası olduğu anlaşılmıyor mu?
Karanlık kader değildir.
“Bu yıl evimize bayram gelmedi!” diyenlerin çoğaldığı, belirsiz olanla belli olanın yer değiştirdiği, 6.5 milyon gencin ne işte ne okulda olduğu, vatandaşların belini bir türlü doğrultamadığı, 17 milyon emeklinin açlık ve sefaletle boğuşup, kasabın yolunu unttuğu, ABD ve İsrail’in füze yarışlarına girdiği günümüzde haber bültenlerinde asılı kalmanın yarattığı çöküntüden nasıl kurtulacağız?
Bu arada insan bazen romantik düşüncelere de dalıyor doğrusu! Güvendiklerimizin bazı tavır ve davranışları iyi niyet midir, yoksa umursamazlık mıdır diye! Günümüz dünyasına hakim olan duygu bazıları için öncelikli olarak; Hedef, çıkar, menfaat, beklenti olurken, bazıları tahminlerinde, tespitlerinde, teşhislerinde temkinli davranırken, cumhuriyetin taşıyıcı kolonlarına çivi çakmak yerine baltayla biçmek niye?
Tam da burada her zaman olduğu gibi yine bizim mahalleye dalıp, bazı örneklere yer vereceğim.
17 ilimizde bugüne kadar tek bir kadın milletvekili çıkmayan ülkemizde! Sadece 28 ülkenin kadınlarca yönetildiği dünyamızda! Bakan koltuklarının daha çok erkeklere teslim edildiği, kadınlara da aile ya da sosyal hizmetler gibi bakanlıkların uygun görüldüğü günümüzde iç açan birkaç örnekle yazıyı sürdürürsek; Karşımıza ilk etapta şu örnekler çıkar…
Okuma yazmayı annesinden öğrenen ve Büyük Atatürk’ün önerisiyle öğretmen olmaya karar veren ilk kadın öğretmenimiz Refet Angın’ı nasıl unuturuz?
29 Ekim 1937 Cumhuriyet Bayramı’nda Büyük Atatürk’ün Sabiha Gökçen’e; Bayram törenleri sırasında stadyum üzerinden mümkün olduğunca alçaktan uçmasını söylemesi üzerine, verdiği sözü yerine getirmesinin yıllar sonra nedenini şöyle açıkladı; “Böylece halkın beni uçak kullanırken bizzat görmesini istiyordu. Çünkü o günlerde toplum bir kadının uçak kullanabileceğine inanmıyordu.” Büyük Atatürk’ün Türk kadınının neler yapabileceğini önce ulusumuza, sonra da dünyaya göstermek adına havacılık eğitimi alması için yurtdışına gönderdiği yiğit kadınlarımızdan biri olan Sabiha Gökçen’in o koşullardaki başarısını nasıl unuturuz?
Aradan bir yıl geçtikten sonra Gazi’nin bu kez ondan 1938’de Balkan turu yapmasını istediğini, dünyanın ilk kadın jet pilotu olan S. Gökçen’in bu kez Gazi’nin direktifiyle Atina, Selanik, Sofya, Belgrad, Bükreş’i kapsayan tura tek kişilik uçağıyla uçtuğunu, adı geçen ülkelerin başkentlerini inerek, devlet adamlarıyla görüşüp, davetlere katıldıktan sonar uçağına binip geri döndüğünü, bugün bile cesaret isteyen bu işi o yıllarda yaparak bir kamu dipolamasisi yarattığını nasıl unuturuz?
İlgiyi bilgiye dönüştürmenin faydaları…
Dünyada ve ülkemizde atılan adımların siyasi maliyetine bakalım, yağan bombaların okullarda öğrencileri, hastanelerde hastaları yok edişine bakalım, bu koşullarda ve iç dünyamızda hayatı hangi renge boyayacağımıza karar vermeye çalışarak, ilgiyi bilgiye dönüştürmenin gerekliliğini düşünelim…
“Hava soğuk çocuklar üşümesin!” diye ulusal bayramları yasaklayan, Atatürk’e mektup yazılmasına karşı çıkan MEB’in ilginç kararlarına, uygulamalarına ve bilinçaltı operasyonlarına bakalım. Eskiye özlemin, değişene sitemin esas alındığı, endişe, kaygı, panik, korku yaratmanın normalleştirildiği anlayışın dayatmalarına bakalım. Yaşam alanlarına, yaşam hakkına her alanda ve her anlamda yapılan müdahalelere bakalım. Başvurulan iş yerlerinden dönen ya da dönmeyen olumsuz yanıtların gençlerin iç dünyasında yarattığı hayal kırıklıklarına bakalım. Yazılı sınavlarda geçen, mülakatlarda elenenlerin çokluğuna bakalım. Değişen kavramlara, içi boşaltılan geleneklerimize bakalım. Bu arada sakın ha! Artan zamlara, rekora koşan kadın cinayetlerine, sindirilen topluma bakmayalım. Oldu mu? Oldu…
Yere bakarak konuşan kadın; “Yüzümdeki çizgiler yaşımın değil, taşıdığım duygusal yüklerin yüklerin bendeki derin izleridir. Bizler hem yoksul, hem yoksunuz, hem bağlı, hem de bağımlıyız ve aynı yaranın kabuğuyuz.” diyorsa! Yere bakma sırası bizdedir…
Son olarak sorularım var ve ilk sorum şu? Ne yapmalı, ya da nasıl bir yol bulmalı? Kendi soruma kendim cevap vereyim. Arşive, tarihe ve geçmişte atılan yürekli adımlara sığınmaktan başka çare var mı?
-
Kahramanmaraş’ta okula silahlı saldırıda can kaybı dokuza yükseldi
-
Kızılhaç, savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk yardım sevkiyatının yapıldığını açıkladı
-
İran: ABD’nin ablukası sürerse Hürmüz, Basra ve Kızıldeniz’de ticareti engelleriz
-
Zaharova: Rusya ve Çin uluslararası ilişkilerde istikrar sağlayıcı faktördür
-
Moldova, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çekildiğini resmen duyurdu
-
İran’a ait süpertanker ABD’nin ablukasını deldi
