18° Açık

Neşe Doster: Hedef koymak, kararlı olmak…

-Toplum - 5 Kasım 2026 00:03 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Bu başlık için biraz düşündüm, hayatın her alanında ve geniş anlamda hedef koymak, kararlı olmak işleri büyük ölçüde kolaylaştırıp, yoluna koymuyor mu? Camları aralayıp, kilitli kapıları açıp, sisi dağıtmıyor mu? Ya da özgüveni artırarak yeni hedeflere yol açmıyor mu? Buna herkesin vereceği yanıt evet değil mi? Hele de tecrübeyle sabitse…

O halde pozitif ayrımcılık yaparak konuya kadınlarla başlayalım! Son yıllarda giderek artan baskıcı ve şiddet eğilimli erkek egemen toplum anlayışı arttıkça, silah satın almak ve taşımak kolaylaştıkça, saldırı, darp, yaralama ve cinayet haberleri tavan yapmıyor mu? Bu arada basına yansıyanlar ve açıklananlar var, yansımayanlar ve saklananlar var…

Hal böyle iken bunun adını koyalım. Bunun adı toplumsal sarsıntı, kadınları yok sayma, fiziksel ve düşünsel açıdan baskı altına almak değil midir? Sorularla ilerlersek: Buna izin verecek miyiz? Bunun için de hedef koymaya, kararlı olmaya, gelişmiş batıdan çok daha önce bize sunulan haklara sahip çıkmaya ve asla ödün vermemeğe kararlı değil miyiz? Daha fazla yıpranmamak için başta kaygı, öfke, üzüntü, stres kaynaklı duygusal boşluklarımızı yönetmeyi öğrenmeye ihtiyacımız yok mu? Hem de nasıl…

En ağır sporları bile rahatlıkla yapan hemcinslerimizi, döğüş tekniklerini iyi bilen kadınları, bilimde, sanatta üstün başarılara imza atan öncülerimizi, politik arenada savrulmayan, sözünden dönmeyen, yeminine sadık kalan ve dimdik duranları, örnek almalı ve sahip çıkmalıyız…

Mahalle baskısı bizi sindirebilir mi?

İmza atmasını bilmeyen ama dayak atmasını iyi becerenlere meydanı boş bırakmadan, Anadolu’nun kadim topraklarında kadınların Tanrıça olarak görüldüğünü, Büyük Atatürk’ün bize daha 1930’lu yıllarda sağladığı hakları, böylece geleneksel kalıpların nasıl yıkıldığını, eğitimden tanıklığa her alanda eşitliğin nasıl sağlandığını unutmak bize yakışır mı?

Ekim ve Kasım aylarının ulusal, toplumsal, bölgesel önemi nedeniyle konuşma yaptığım salonlarda sadece koltukların, salonların, masaların değil, insanların içinin de, gözlerinin de dolu olduğunu gördüm.  Mekanlar değişse de konuların değişmediğini anladım. Nedenlerine girersem çıkamam, ancak ortak payda kadın cinayetleri, ceza affı, işsizlik, ekonomik sorunlar, belirsizlik, gençlerin bir yolunu bulup gitme arzusu ve bazı kadınların politikadaki zikzaklarının yarattığı hayal kırıklığı oldu.

Bu zikzakların temelinde yatan karakter zafiyeti midir, oturmayan kimlik ve kişilik midir, siyasi yolculuk sırasında açılan ve hesabı verilmeyecek olan gedikler midir? Hepsi midir? Onu biz bilemeyiz, rozet takılan ve takan taraflar bilir! Ancak tuhaf olduğu, yazık olduğu, hayret uyandırdığı ya da hepsi birden olduğu kesin…

Pek çok soru işaretini barındıran gerçeklerle yüzleşirsek!

Pek çok konuda araştırma yapan,  binlerce köşe yazısına, yüzlerce konuşma, panel ve konferansa katılan, onlarca kitaba imza atan biri olarak kendimi teselli etmek ve geleceğe daha umutla bakmak adına göz kamaştırıcı hayalleri olan hemcinslerimi görmek beni mutlu, sayılarının azlığı mutsuz ediyor…

Kadına yönelik araştırmalarımı yaparken konuştuğum kadınlar; Yıllardan beri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin katlanarak arttığını, kadın cinayetlerinin çoğaldığını, hayat pahalılığının,  yoksulluğun önlenemez ve durdulamaz seviyelere çıktığını, eşit işe eşit ücret alınamadığını, atölyede, plazada, belediyede, hastanede, okulda, sokakta hakların alınamadığını, emeğin görünmediğini, ses çıkınca da şiddete uğradıklarını söyleyip durdular…

Bu görüşmelerde; “Geliştirebileceğim ve değiştirebileceğim çok şey varken önüme çıkarılan engeller çoktu” diyen kadınlar tanıdım. “Dik bir duruşun bedeli genelde destek ve ilgi görmemekle ödenir” diyenlerle tanıştım. Duygusal ayrıntıları atlamayan, kendilerini önce tamamlayan, sonra tanımlayan, bazen kapı ve pencereleri sımsıkı kapatan, bazen yüreğini ve yaşadıkların sonuna kadar açıp paylaşan kadınlarla konuştum. “Evliliğimde nezaket, duyarlılık, sabır, saygı, iş bölümüne yer yoktu!” diye yakınan kadınlarla sohbet ettim…

Dertli söyleyen olur! Çünkü yakıcı sorunlarımız var…

Tekrar ara başlığa dönersek; Elbette ki anlatması buraya sığmayacak kadar kapsamlı konular ciddi analizler ve çözüm yolları gerektirir. Hele de işsizlik kadınlarda yüzde 12, erkeklerde yüzde 6, eğitimlilerde yüzde 17 dolayında ise!

Aydınlığı, çağdaşlığı hedef alan, kurumlara, kültürlere, yasalara, özellikle ve öncelikle kadınlara yaşama hakkı tanımayanlar arttıkça; Yaşadığımız coğrafyada kıyımlar, katliamlar, vurup kırmalar, yaralayıp öldürmeler sıradanlaşıyor sanki. Kentin orta yerlerinde bile öldürmelere tanık olmaya başladık. Ama sağırlaşanların çokluğuna inat duyarlı yürekler, konuşan ve yazan diller, hakkını arayanlar hala var. Ve iyi ki var…

Namus cinayeti gibi cinsiyetçi kalıplarla geçiştirip, geçtiğimiz ölümlerin ardında hayatı ve hayalleri bitirilen bir kadının, annesiz kalan çocukların, evlatsız kalan ailelerin arsasını, tarlasını satıp okuttuğu kızının cenazesini teslim alan ana babaların ömür boyu kurumayacak gözyaşları nasıl görülmez? “Cumhuriyete nasıl başlamıştık? Şimdi neredeyiz?” sorusu nasıl sorulmaz? Siyasiler, yetkililer, yönetim erbabı tarafsız ve kararlı davranmadıkları sürece yapanın yanına kar kaldığı, olanın çocuklara ve ülkenin geleceğine olduğu nasıl yok sayılır? Güvenlik önlemleri yetersiz, soru işaretleri çok, şiddet seviyesi endişe verici boyutlarda, öfke kontrolden çıkmışsa ne demeli, ya da kimden medet ummalıyız? Bu soru izaha muhtaçtır…

 

-Toplum - 00:03 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.