18° Açık

Neşe Doster: Üretim ve Emek Dışlanınca Ne mi Olur?

-Genel - 2 Kasım 2026 00:02 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Cumhuriyetimizin 103. yılını büyük coşku, yoğun katılım, yediden yetmişe aynı heyecanla kutladık. Sonra günlük yaşama dönünce gerçeklerle yüzleştik ve önümüze şu tablo çıktı:

Ülkemizde hayatından hiç memnun olmayanların oranı yüzde 27, kendisini sık sık huzursuz, umutsuz ve tedirgin hissedenlerin oranı yüzde 71, umutlu olanların oranı yüzde 18, “Bu ülkede her şey torpil ve tanıdıkla dönüyor” diyenlerin oranı yüzde 88, yurtdışında yaşamak isteyenlerin oranı yüzde 56 imiş. Tablo iç acıtıcı değil mi?

“Basın milletin müşterek sesidir!” öyle mi?

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 ülke arasında 163.sırada yer alarak son 25 yılın en geri düzeyine düştüğümüz açıklanıyorsa! Böylece basın özgürlüğü en kötü yüzde 10’luk dilimde yer alıyorsak! Bu sırayla Afrika ülkesi Eritre ile yarışıyorsak! Bu durum dünyadaki itibarımız, hür ve bağımsız olması gereken basın adına yüz kızartıcı değil mi?

Hal böyle iken ülkemizdeki 76 iletişim fakültesine her yıl alınan 25 bin öğrenci mezun olunca ne yapacak? Hele de müşterek ses olanların başlarına gelenleri görünce… 

Tüm bu olumsuz sonuçların nedeni olarak yaşam koşullarının, işsizliğin, yüksek enflasyonun, hayat pahalılığının, duygusal yükleri ağırlaştırdığını, umutsuz ve hayalsiz bir kuşak oluşturduğunu söyleyenler çoğunlukta imiş. Haksızlar mı? 

Gerçek işsiz sayısının 13 milyona ulaştığı, “Size bakamıyorum” diyerek intihar eden babaların arttığı ülkemiz; Dünya hukuk raporlarına göre 143 ülke arasında 117. sırada yer alırken, Özgürlük Endeksinde özgür olmayan ülke kategorisinde sayılıyor, İşçi Haklarında 143 üke arasında 136. sırada, Temel Haklarda 143 ülke arasında 134. sırada, AİHM’ye en çok haksızlık başvurusu yapılan ülke sıralamasında birinci oluyor. Bu kategoride Rusya ikinci, Ukrayna üçüncü imiş. Cumhuriyetimizin 103. yılında tablo bu. İç karartan bir durum değil mi?

Üretim ve emeği yok sayıp, dışlarsak! Dünyanın pek çok yerinden buğdaydan mısıra, arpadan fasülyeye, ayçiçeğinden soya yağına, pamuktan sıvılaştırılmış gaza pek çok ürünü ithal etmez miyiz?

Tekstil derken akla gelen Denizli’deki fabrikaların çoğu Arnavutluk, Mısır ve Bangladeş’e taşınmışsa! Geride kalan fabrikalarda Afganistan’dan gelen ucuz iş gücü istihdam ediliyorsa!

Mazot, gübre, tarım ilacına yapılan bunca fiat artışından sonra üreticiden kaliteli ve ucuz ürün beklemek hayal olmaz mı?

1 milyon öğretmen atama bekliyorsa! Önüne çıkan her işte çalışmak zorunda kalıyorsa! “Bana sınıfımı verin, çocuklar olmadan hayata tutunanmıyorum!” diyen öğretmen adayı intiharı seçiyorsa! Duygusal yük taşınamaz duruma geliyorsa!

Toplumun yüzde 30’u yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyorsa! Emeklilerin yaşam koşullarını esas alan “Küresel Emeklilik Endeksinde” 55 ülke arasında 54. sırada yer alıyorsak! Emeklilerin yüzde 70’i; “Kombiyi açmaya korkuyor, ısınmak için kat kat giyiniyorum!” diyorsa! Ülkemizde açlık sınırı 38 bin TL’ye, yoksulluk sınırı 123 bin TL’ye dayanmışsa! Her 100 üniversiteliden 82’si çalışmak zorunda kalıyorsa! 

Yukarıda yazılanlara ve verilen oranlara bakınca akla şu sorular geliyor? Ne bekliyorduk? Niye şaşırdık? Ya da şaşırdık mı? Yoksa yönetim erbabına acil çare, hızlı çözüm veya işin yolu- yöntemi nedir diye soralım mı?

 

-Genel - 00:02 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.