Şiirin kökünde şuur var…

-Genel - 28 Ocak 2025 00:01 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

Şöyle diyebilirler: O iyi adamdır ama kötü bir huyu var. O, şiir yazardı. Şaşkın bir söz! 

Şiirin kökeninde şuur var. Şuur zayıflarsa irade kırılır. İrade kırılırsa, ruh düşer. Ve sonra dersin ki “Dik yürüyüşümüzü eğdiler!”

Şiir önce musikidir, sevgilinin kâkülüne söylenip duran… Sonra kılıçtır, çekilip duran, canı bedenden alan! İster kâküle söylensin ister bölük bölük bölsün. İnsanlık şiiri kutsamıştır, bazen de tahammül etmiştir. 

Şiir bir yanıyla felsefeye benzer. Şiir de dua var felsefede din ama bizim irfan şiirine felsefe yüklüdür. Arif, bir ciltte yazıp anlatamadığı konuyu, tek bir mısrada anlatabiliyor. Öyle ki; bizde yazı hantaldır, şiir cuşa gelmiş.

Geniş bir bilgi, derin bir hayal şiirin semasıdır. Muhayyilenin saltanatı şiire yerleşmeli. Şair ikbal bilmez. Onun coşkunluğu bize geçtiği zaman, o ikbali bizde bilmeyiz.

Bazı şiirler ilk adapta tahlil edilemez; çünkü mantığı anlaşılamamıştır. Bu gibi şiirler okunduğunda nabzınızın maziye mi veya istikbalimi çarptığını anlayamazsınız. Bazen ikisi de olmaz. Orada tahrik var. Milli şiirlerde istenen de budur.

Bazen şiir söylenmemeli, o sezdirmeli. Şairin dediklerini biz diyemiyoruz ama seziyoruz. Şairler insana ya bir hakikat ya da korku verirler. Her ikisi de okuyucuya yansır. Onlar büyücü değil ama bazen büyülü sözler gelir, şairin mısralarına yerleşirler.

Şairler bazen mısralarında dert yanarlar ama buna feryat demek olmaz. Kurdun uluması onun derdidir feryadı değil.

Rüyalar hayallerden güçlüdür; çünkü onun kırkta biri vahiy menzilesindedir. Bazı şiirlerde bu menzile vardır. Bazı şairler kendi rüyasına çalar ve bize sunarlar.

Bir şairin okuyucusu olduğu kadar hayranları da vardır. Kimileri eski şairleri okur, kimileri yenilere hayran. Şu da bir gerçek:

Şair çağını kucaklamak zorundadır!

Dediler ki Ey Resul; “ilim nedir?” Buyurdular ki: “Susmaktır!” Dediler ki: “Daha!” Buyurdular ki; “dinlemektir!” Daha: “Ezberlemektir!” Daha: “Onunla iş yapmaktır!” Daha: “Yaymaktır!” İlim konusunda Türk dilinde güzel sözler var. 

Ali şöyle diyor: “İlim bir noktadır, cühela onu tefsir eder.!” Cühela, yani cahiller! Peki, ne imiş o nokta? Ne kadar güzel bu sorular. Yine ilmin kapısı Ali’den devam edelim. Ali şöyle diyor: “Ben sizlere sabahlara kadar binlerce ilim tarifi yaparım, öyle ki, hiçbiri birine benzemez!” 

Yunus Emre’nin ilim tarifi de meşhurdur. Şöyle diyor: “İlim, ilim bilmektir, ilim, kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır?” Meğer ilim kendini bilmek imiş.

Kendini bilmek öyle gelir geçer bir söz değildir. İrfan okulunun tek dersi varsa o da kendini bilmek dersidir. “Kendini bilen Rabbini bildi!” Bu söz Ali’nin sözüdür.

Görüyor musunuz, düğüm yine çözülmedi, hatta daha bir cazip hale geldi. İlim nedir? Her kim kendini bilirse o Rabbini bilecek. Dehşet!

Demişler ki; Ali, sen Allah’ı gördün mü? Buyurmuş ki: “Ben görmediğim Allah’a inanmam. Acaba Ali neyi görüyordu?

Ey Resul, “bize Allah’ı anlat” dediklerinde; buyurdu ki. “O, nokta-i Beyza’dır!” Yani “beyaz nokta!” Dikkat edin beyaz kâğıt üzerinde beyaz nokta. “Nokta’yı Beyza!”

Hüner insanları sıkmamaktır. Ben insanları sıkmadan bu konuları anlatırım ama türbinlerin boş olmasından korkuyorum.

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER