Türkiye ekonomisinde sessiz kriz: Erken sanayisizleşme

-Ekonomi - 29 Eylül 2026 16:50 A A
Türkiye ekonomisine damga vuran enflasyon ve faiz sorunu “erken sanayisizleşme” riskini ortaya çıkardı. Bu durum yüz binlerce insanın işsiz kalmasına ve ülkenin üretim gücünün zayıflamasına neden oluyor.

Türkiye iş dünyası bir yandan fon depremi ile sarsılırken diğer yandan sanayide erime tehlikesi ile karşı karşıya.

Türkiye’de son yıllara damga vuran yüksek enflasyon ve faiz sorunu ile değerli TL, üretici sektörlerde “erken sanayisizleşme” riskini ortaya çıkardı.

Ekonomi literatüründe “erken sanayisizleşme”, bir ülkenin katma değerli sanayi üretimine dayalı olarak yeterince zenginleşmeden, özellikle imalat sektörünün millî gelir ve istihdamdaki payının azalmaya başlaması olarak tanımlanıyor. Ekonomi dünyasında giderek daha fazla dile getirilen görüşe göre, açıklanan son veriler Türkiye’nin de bu riskle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Türkiye ekonomisi giderek daha fazla finans, konaklama, sağlık ve ulaştırma gibi hizmet sektörlerine kayarken, başta imalat olmak üzere sanayi üretiminin ülke ekonomisine katkısı azalıyor. Bu durum, yüz binlerce insanın işsiz kalmasına ve ülkenin üretim gücünün zayıflamasına neden oluyor.

Türkiye’de sanayinin gücü hızla zayıflıyor

Yüksek enflasyon ve kredi maliyetlerinin artışı ile sanayiciler yatırım yapmaktan çekinir hâle gelmiş durumda.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2026 ikinci çeyrek büyüme verileri ile Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri’ne göre, üretici sektörlerin millî gelirden aldığı pay son beş yıldır sürekli geriliyor. 2021’de yüzde 25,84 olan toplam sanayi sektörünün millî gelir içindeki payı, 2025 sonu itibariyle yüzde 18,47’ye düştü.

Özellikle sanayi üretiminin belkemiği olan imalat sektöründe üretim kayıpları çok daha ağır oldu. Son beş yılda imalat sanayisinin millî gelir (GSYH) içindeki payı yüzde 22,12’den yüzde 15,58’e kadar düştü. 2026 yılı ikinci çeyrek verilerine göre, toplam hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı ise yüzde 60,94’e yükselerek ilk kez yüzde 60 eşiğini aştı.

“2026 son 10 yılın en kötüsü”

2026’nın son 10 yılda imalat sanayinin en çok zorlandığı sene olduğunu dile getiren Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi ve Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, “Rakamlar bize, yaklaşık üç yıla yayılan dezenflasyon döneminde sanayi sektörünün ciddi bir darboğaza girdiğini gösteriyor” diyor.

Sanayi sektöründe maliyet baskısının en çok ücret artışları ve döviz kuru arasındaki makasın açılmaya devam etmesiyle hissedildiğini ifade eden Prof. Yılmaz’a göre, finansman maliyetlerindeki artış da üretici firmaları çok zorluyor.

Yılmaz, “Gecelik borçlanma faizi Ağustos ortasına kadar yüzde 40’tı, şimdi yüzde 37. Kredi faizleri ise yüzde 50-55 aralığında. Ağustos enflasyonu ise yüzde 31,51. İşletme sermayesini krediyle döndüren bir firmada reel faizin bu kadar yüksek olması, üretim ve stok kararlarını olumsuz etkiler” diyor.

Tüm bu nedenlerle özellikle tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun ihracat sektörlerinde kapasite kullanım oranlarının giderek düştüğünü anlatan Yılmaz, şöyle konuşuyor:

“Kapasite kapatan ve üretimini komşu ülkelere taşıyan firma sayısı artıyor. Bunlar kolay geri dönülebilir kararlar değil. Yıl sonunda ekonominin tamamında yüzde 2,5 ila yüzde 3 arasında bir büyüme oranı tutturulabilir, çünkü büyümeyi taşıyan sanayi değil. Önümüzdeki yılların üretim kapasitesi açısından asıl endişe verici olan bu. İmalatın hem millî gelir hem de istihdam içindeki payı geriliyor. Bunun literatürdeki adı erken sanayisizleşme. Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin imalat payını zirveye taşıdığı kişi başı gelir düzeyine ulaşmadan hizmetlere kayıyor.”

Sanayide on binlerce kişi işini kaybetti

Sanayideki daralma, iş gücü piyasasında yüz binlerce kişinin işini kaybetmesine neden oluyor. TÜİK tarafından son yayımlanan Temmuz 2026 iş gücü verilerine göre, ülke genelinde istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 388 bin kişi azalarak 32 milyon 362 bine geriledi. Böylece istihdam oranı 0,6 puanlık düşüşle yüzde 48,3 oldu. Aynı dönemde işsiz sayısı 150 bin kişi artarak 2 milyon 860 bine çıkarken işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,5 puan yükselişle yüzde 8,1 olarak gerçekleşti.

2021 yılında yüzde 28,9 olan sanayinin toplam istihdam içindeki payı ise 2025 sonunda yüzde 26,1 seviyesine kadar düştü. Geçen yıl Temmuz ayında 4 milyon 922 bin 630 olan sanayi sektöründeki ücretli çalışan sayısı, bu yılın aynı ayında 4 milyon 850 bin 893’e geriledi. Böylelikle sanayide yıllık gerileme yüzde 1,5 olurken çalışan sayısı da 71 bin 737 kişi azaldı.

İmalat sektöründe istihdam kaybı ise Temmuz 2024’ten beri devam ediyor. Burada istihdam kaybı aynı dönemde 77 bin 66 kişiye ulaştı ve toplam çalışan sayısı 4 milyon 494 bin 517’ye geriledi.

İstihdam tarafındaki gelişmelerin sanayideki tablonun bir yansıması olduğunu kaydeden Yılmaz, “İmalatta gördüğümüz yalnızca işten çıkarma değil; çalışma sürelerinin kısalması ve kayıt dışına kayış da söz konusu” diyor.

“Sanayinin gerilemesi stratejik bir risk”

Peki Türkiye iş dünyası, sanayideki bu gerilemeye nasıl bakıyor?

Türkiye iş dünyasında faaliyet gösteren 31 federasyon, 341 dernek ile 7 milyon kişiye istihdam sağlayan 100 bin şirketin oluşturduğu Türk İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez bu soruya “Dünya yeniden sanayileşmenin yollarını ararken dezenflasyon sürecinin üretim mirasımızı aşındırması, konjonktürel bir ekonomik sorun değil, stratejik bir risk olur” yanıtını veriyor.

Bir tekstil üretim atölyesi. Dikiş makinelerinin başında oturan ve tekstil ürünlerini katlayan işçiler
Tekstil, ekonomik krizden en çok etkilenen alanların başında geliyorFotoğraf: Ozan Kose/AFP/Getty Images

TÜRKONFED Başkanı Sönmez sanayi şirketlerinin azalması, üretimde rekabet gücü kaybı gibi nedenlerle üretici sektörlerde nitelikli istihdamın zayıflaması, orta sınıfın daralması, gençlerin ve kadınların iş gücüne katılımının sınırlanması ve bölgesel eşitsizliklerin sürmesi gibi risklerin ortaya çıktığını vurguluyor.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde İstanbul ve çevresinde yoğunlaşan sanayi üretimini Anadolu’ya yayması gerektiğini dile getiren Sönmez şu görüşleri dile getiriyor:

“Büyümeyi Anadolu’ya, Anadolu’yu ise dünyaya bağlamalıyız. Türkiye’de ihracatçı KOBİ sayısı yaklaşık 170 bine ulaşmış durumda. Ancak ihracat yapan KOBİ’ler toplam girişimlerimizin yalnızca yüzde 4’ü. Hâlâ dünyaya açılmayı bekleyen çok büyük bir potansiyelimiz var. Ancak topluma ve ekonomiye entegre, nitelikli insan gücü olmadan, kaynaklarınızı değere dönüştüremezsiniz.”

TÜSİAD: Rekabet gücü giderek eriyor

Gerek üretim gerekse istihdamda yaşanan kan kaybı, Türkiye’nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü de hızla zayıflatıyor.

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin geçen hafta yayınlanan son verileri, rekabet gücündeki gerileme tablosunun ihracatçı imalat sanayinin geneline yayıldığını gösteriyor.

Endeks, 2026 ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,3 gerileyerek 86,1 değerini aldı. Bu gerilemede belirleyici etken, ara malı maliyetlerinin artışı oldu.

İncelenen 10 sektörden yalnızca gıdada sınırlı bir rekabet gücü artışı görülürken geri kalan sektörlerin tamamında rekabet gücü eridi.

Konuya ilişkin TÜSİAD’dan yapılan açıklamada, son iki yıllık dönemde birçok sektörde maliyetlerin rakip ülkelere kıyasla daha hızlı arttığı ve bu eğilimin rekabet gücünü aşağı yönlü etkilemeye devam ettiği kaydedildi.

Açıklamada “Tekstil-giyim-deri, kimya, kauçuk-plastik, metalik olmayan mineral ürünler ve makine-teçhizat sektörleri son iki yılın en düşük rekabet gücü seviyelerine geriledi” denildi.

“Sanayici ve ihracatçı maliyet baskısı altında”

Beş imalatçı sektörü temsil eden Akdeniz Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği (AKAMİB) Başkan Yardımcısı Bülent Aymen, üç yıldır uygulanan sıkı para politikasının enflasyonda hedeflenen düşüşü sağlayamadığını, buna karşın özellikle Anadolu’da orta ve küçük ölçekli işletmelerin üretim gücünü ve istihdamını giderek zayıflattığını dile getiriyor.

Aymen, “Sanayici ve ihracatçı maliyet baskısı altında. Bizim şu anda başta iş gücü maliyetlerimiz olmak üzere, üretim maliyetlerimiz Avrupa seviyesine yaklaştı. Bu şekilde yurt dışı pazarlarda fiyat rekabeti yapmamız mümkün değil” diyor.

Bununla birlikte Türkiye’de şirketlerin çok ciddi bir finansman sıkıntısı yaşadığına işaret eden Aymen, bu etkenlerin doğal sonucu olarak sanayide işten çıkarmaların yıl sonuna doğru giderek artacağını belirtiyor. Şu anda birçok büyük fabrikanın bile yarım kapasite çalışabildiğini anlatan Bülent Aymen, şu görüşü dile getiriyor:

“Birçok sektörde iş yerini, fabrikalarını kapatan ya da başka ülkelere taşıyanlar var. Burada önemli ölçüde bir istihdam kaybı olacak ve olması da doğal maalesef. Türkiye’nin atıl iş gücü yüzde 30’un üzerinde, en büyük sorunumuz bu aslında. Bu sıkı para politikasında önemli ölçüde bir revizyona gidilmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu tür krizler devam edecek.”

 

Kaynak: DW Türkçe

-Ekonomi - 16:50 A A
BENZER HABERLER