Sefillik ve İntihar!
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Bilginin değeri aleladedir, bir de bilginin ilmi değeri vardır. İlmi değeri onun çokluğundan değil, ona yönelik soruların tümüne bağlıdır. Bu sorularla ilgilenmek insanı canlı tutar. Sadece ilimle uğraşan insan iki şeyle baş başadır: Sefillik ve intihar!
Jung intihar etti Freud değil! Freud dindardı, o, ömür boyu Hz. Yusuf’la ilgilenmiştir. Freud’un bilimsel teorisinin yarısı rüyalara dayanır. Yusuf’un zindandaki rüya tabiri onun teorisinin beslendiği yerdir.
Kendisi Jung’a, sen birkaç gün içinde intihar edeceksin demişti. Jung’un anlattığı rüyadan bunu çıkarmıştı.
Allah Resulü de rüyalara önem verirdi. Sabahları ilk işi herkesin rüyalarını dinlemek olurdu. Ebu Bekir Resul’den izin istedi anlatılan bir rüyayı ben yorumlayayım dedi. O da izin verdi. Yorum yapınca, Resul; isabet edemedin dedi. Sonra kendisi yorum yaptı.
Bakınız, rüyaların dilini bilsek her şey bize ayan olur. Ben bu işleri ancak yüzde yirmi biliyorum. İnsan bazen rüyasında tedavi olur, bunu fark etmez. Bazı rüyalar kişinin iç dünyasını etkiler.
İnsan kendi düşüncesiyle bir kavgaya tutuşabilir. Bu o kişinin iç dünyasının kavgasıdır. Tanrı bunu istiyor; çünkü o sonunda seçimini yapacaktır. İşte senin seçimden sonra yapacağın şey senin imanındır. Evet, senin imanın tercih ettiğindir.
Dediler ki Ey Resul, biz, kendi içimizde alt-üst oluyoruz, Allah var mıdır- yok mudur diye. Bazen vardır, bazen yoktur diyecek hale geliyoruz. Resul buyurdu: “İşte imanın zirvesi!” Burada Resul’ün kastı insanı tefekküre çekmekti.
Yani konu hakkında bir düşünceye dal, teati yap, yetkin bir hale getir sonra evet de ve imana er.
Kur’an’da şöyle bir ayet var: “Ey iman edenler iman ediniz!”(Nisa/136) Ne güzel bir uyarı! Kast edilen şey kişinin bu iç dünyasıdır.
İnsan karar aldığı zaman yalnızlık hisseder. İşte tam iman etmekle karşı karşıyayız. İslam, gelenek ve tesadüf imanını kabul etmez. “Tesadüfün kurduğunu hak ediş yıkar!” Bunu Ali demiştir.
Tarih yazmak da böyledir, eğer sen tesadüfen tarih yazar isen veya eğer sen tesadüfen parti kurar isen veya hükümet olur isen, para kazanır isen, kız sever isen veya ne yaparsan yap. Nihayetinde bir hak eden gelir de senin esamin bile duyulmaz, yetişmişin dura dura, kelini döker gider.
Yakın siyasi partilerimizden örnekler vereyim de mutmain olun.
Tarihi partilerimizin dışında kurulan bütün partiler tesadüfen kurulmuştu, şimdi isimlerini bile hatırlayamıyoruz, hepsi yok olup gittiler, çünkü hak etmiyorlardı.
Bakınız tarihi partilerimiz dayanıyor; çünkü onlar bir hak mücadeleden geliyorlar. Şöyle bir soru sorsam acaba ne dersiniz?
Acaba günümüzdeki iktidar ve muhalefet partileri birer hak ediş partileri midir?
Bir gruba dahil olmak veya bir duruşa sahip olmak, bunlar, kişinin hak bilinci ile ilgilidir. Hakkı şahıslar kaldıramaz, bu bir şahsiyet işidir. Her şahıs şahsiyet değil.
Hakikat, korkak adam yetiştirmez, ukalanın kalbinde de yer etmez.
-
İran Dışişleri: Güney sahillerine saldırı mutabakatın ihlali
-
Evrensel muhabiri Doğa Baskan tahliye edildi
-
ABD, bir yük gemisine saldırının ardından İran’ı vurdu
-
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti
-
Rutte’nin İran saldırılarına üs desteği sözleri Tahran’ı kızdırdı, Roma iddiaları yalanladı
-
Reuters: Trump KAAN için 700 milyon dolarlık motor satışını Kongre’ye bildirdi
