Neşe Doster: Hak temelli bakış açısı…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Türkiye yüzyılından genel manzara! Eğitimden istihdama, üretimden tüketime, çevreden doğaya, gelir dağılımındaki eşitsizlikten şiddet görüntülerinin artışına, ardı arkası kesilmeyen operasyonlardan, atanan kayyumlara, parti transferlerinden kanca atılan belediyelere, basına yönelik baskılardan, fon skandalına, rantçı zihniyetten, yağmalanan doğaya, beton kulelerden kaçak yapılara, diplomalı işsizler ordusundan, Mekke ile askeri işbirliğine, Kanal İstanbul’dan peşkeş çekilen arazilere vb. İnsanın yazarken bile içi daralıyor. Bu nasıl yoğun ve yorucu bir gündemdir diye…
Gelelim sorulara? Asrın felaketi denilen su ve sel baskınlarına, toprak kaymasına, can kayıplarına bakınca; Yanlış imar politikalarının, rant için dere yataklarını imara açmanın, insan ve doğaya düşman uygulama ve yasa değişikliklerinin, dere yataklarını betona boğarak gökdelenlerle kaplamanın, geçmişten ders almamanın, doymak bilmeyen rant, imar ve para hırsının, hesap sormamanın, sık sık çıkarılan imar affının, ormanı, toprağı kıyıları üç otuz paraya satmanın, daha doğrusu yandaşlara peşkeş çekmenin gelinen noktada, ödenen ağır faturada hiç mi suçu yok?
25 yıldır üst yapıyı önemseyip alt yapıyı ihmal edenlerin hiç mi suçu yok? Dereleri kapatıp, suların akış yolunu kesip, rant için dere yataklarını imara açıp, çimentoya boğanların hiç mi suçu yok? Sorunu betonlaşmaya uzanan yolu esas alarak hak temelli bakış açısıyla masaya yatırırsak karşımıza ne acıdir ki cevapları havada asılı kalan acı bir tablo çıkıyor…
Sırada bir başka önemli sorun, atış poligonuna dönen okullar var!
Şanlıurfa’dan Kahramanmaraş’a, Manisa’dan Osmaniye’ye, Van ve Bitlis’ten İstanbul’a okullarda 7 ayda, 8 saldırı vakasında 10 öğrenci, 2 öğretmen yaşamını kaybetti. MEB’in haberi var mı? Velilerden para toplanarak(!) ne gibi güvenlik önlemleri alınıyor? Güvenlik önlemlerinin yetersiz, soru işaretlerinin çok, şiddet seviyesinin endişe verici boyutlarda, öfkenin kontrolden çıktığı günümüzde şunu mu sormalıyız? Çocuklarımızı kim koruyacak?
Çok zor, hepimizin tüylerini diken diken eden, biri bitmeden diğeri başlayan, durmadan tırmanan olaylar sarmalında kalmışız. Bunun adı toplumsal çürüme midir? Sızlamayan vicdan, çıkmayan ses, alınmayan önlemler, uygulanmayan yaptırımlar mıdır? Ruhlarımıza sinen kanıksama duygusu mudur? Her vahşetin ardından bi süre konuşup sonra unutmak ya da alışmak mıdır? Yükselen çığlıklara karşı nasırlaşan yüreklerin tepkisiz kalması mıdır?
Olup bitene karşı, yaşadıklarımıza karşı, toplumsal çürüme ve düşünsel çölleşmeye karşı silkinip ayağa kalkarak topyekûn dur demek zorunda değil miyiz? Nasıl oldu buraya geldik, kabahatin çoğu da bizim diye özeleştiri vermek zorunda değil miyiz?
Önemli not: Cumhuriyet Bayramımızın 103. yılını kutlamaya çok az kaldı. Destansı cumhuriyetimizin arkasında ortak paydaları yurtseverlik, vefa, vatan sevgisi ve cesaret olan sayısız hikâyeyi, o hikayelerin kahramanlarını, onların olağanüstü çaba ve gayretlerini, hele de bir çift mavi gözün ışığını ve gücünü asla unutmayalım, unutturmayalım…
Daha önemli not: Ağaçlar fırtınaya dallarıyla değil kökleriyle direnir. Tıpkı bizim kökümüzü ve temelimizi sağlam atan Büyük Atatürk’ün har darımızda bizi aydınlığa çıkarması gibi. Attığımız her adımda, aldığımız her nefeste, umutsuzluğa düştüğümüz her anda başımızı dik tutmamızı sağlaması gibi…
Bitirme notu: Cevabı ve yorumu içeren son cümleyi okurlarıma bıraktım, yazıya noktayı siz koyun lütfen…
-
Neşe Doster: Hak temelli bakış açısı…
-
Prof. Dr. Barış Doster: ABD – Çin rekabetinin ekonomik boyutu…
-
Gazeteci İsmail Arı tutuklandı
-
Putin’den Witkoff’a: Kasım’ın ikinci haftasında Rusya-ABD-Ukrayna formatında üçlü görüşmelere hazırız
-
Sermaye piyasası soruşturmasında 26 şüpheli gözaltında
-
Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya’dan “Bedir” savunma sanayii mutabakatı
